Kürt Özgürlük Hareketi’nin “demokratik ulus” teorisi ile “Kürt ulusal birliği” pratiği arasında zıtların birliği dediğimiz diyalektik bir ilişki var. Farklı etnisiteleri, kültürleri ve dinleri dışlayan “tek bir” etnisiteye dayalı “saf ulus” yerine “konfederal çeşitlilik’’ içinde “demokratik uluslaşma süreci” ile Kürt ulusunun birlik süreci gerçekten de ilk bakışta birbiriyle çelişki içinde görülebilir.
Bu çelişkiyi ortadan kaldıran temel neden, Kürt ulusunun Ortadoğu devrimci sürecinde edindiği öncülük misyonudur. Kürt ulusal birliği, Ortadoğu’da var olan bütün “ulus devletlerin” yerine “demokratik ulus temelinde demokratik cumhuriyetleri” gerçekleştirecek öncü devrimci gücü yaratma sürecidir.
Bu diyalektiği kavramayan insanların doğal olarak Kürt ulusunun birliğini “Kürt ulus devleti” ile sonuçlandırma eğilimi şaşırtıcı değildir. Kürt ulusal birliğini “ulus devlet” uğrağında dondurmak, yüz yıldır Kürdistan’ı sömürgeleştiren emperyalizmin ve bölgesel emperyalizmin “ulus devletler statükosunu” peşinen kabul etmeye götürür. Bir başka ifadeyle Kürdistan’ı dört tarafından kuşatan ve her bir parçasındaki Kürt varlığını ve dilini yok ederek kendi Türk, Arap, Fars uluslaşma süreçlerini ırkçılık temelinde derinleştiren “düşmanı” değiştirip dönüştürme imkanını kullanmak yerine; bu kuşatma içinde kendini tecrit etmeye ve ulus devletlerin hedefi haline getirmeye götürür.
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci’’, varolmayan Kürt ulus devletine karşı bir paradigma değil, var olan ve Kürdistan’ı kuşatan ulus devletleri ulus devletler olmaktan çıkarma, demokratik cumhuriyetlere dönüştürme stratejisidir.
Varolan ulus devletlerin hepsi Ortadoğu ekonomik pazarında hakimiyet kavgası içindeyken, iş Kürt halkının sömürgecilikten kurtulma mücadelesini bastırmaya gelince, tarih boyunca ortak hareket etmişlerdir.
Bazı kimseler dört sömürgeci devletin düşmanlığına karşı İsrail’in, ABD’nin, diğer küresel güçlerin “dostluğuna” güvenerek, “Kürt ulus devletinin” kurulabileceğini samimi olarak düşünmektedirler. Bu samimi düşünce derin bir analiz hatasına dayanmaktadır. Bu analize göre, örneğin ABD’nin “ulus devletleri” bölerek tasfiye edeceğine inanılmaktadır. Vaktiyle Kürdistanı dört parçaya bölerek Ortadoğu’da ulus devletlerin egemenlik statüsünü yaratan emperyalizmin şimdi yarattıkları ulus devletleri tasfiye edeceği düşüncesi, bu devletlerle ABD ve İsrail arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklardan hareketle, bu anlaşmazlıkların Kürdistan lehine uzlaşmaz bir çelişkiye yol açtığını sanmaktadırlar.
Sonraki paragrafa geçmeden önce şu anda ABD ve İsrail ile söz konusu ulus devletler arasındaki ciddi anlaşmazlıkları unutmadan bir yana koyalım. Bunların yarattığı farklı imkânlara sonunda değinelim.
Anlaşmazlıklar sanıldığı gibi bu ulus devletleri tasfiye etmeye değil, çirkin bir benzetmeyle söylersek “Kürt kartını” kullanarak küresel emperyalizmin bölgedeki ulus devletler arasındaki anlaşmazlıkları küreseller lehine çözme amacını gütmektedir. Özel olarak ise İsrail’in bölgede hegemonya kurmasında bu ulusal devletleri “Kürt umacısıyla” tehdit ederek köşeye sıkıştırıp İsrail’in uysal müttefikleri haline getirmek istenmektedir.
Bu emperyalist stratejiyi yanlış değerlendirenler, bu stratejinin sonucunda “Kürt ulus devletinin” mümkün olduğu sonucuna varmışlardır. Oysa İsrail’i bölgenin jandarması haline getirmek isteyenler, bunu Kürt ulus devletiyle yapmayı akıllarının köşesinden bile geçirmezler. Dünya kapitalizminin hâlâ önemli bir bileşeni ve NATO üyesi olan Türk ulus devletini ve muazzam enerji kaynaklarına ve yollarına egemen olan kapitalist İran ulus devletini yeniden CENTO döneminde olduğu gibi küresel emperyalist sisteme, geçmişte Türk devletinin öncülüğünde entegre etmişlerken, bu defa İsrail’in öncülüğünde entegre etmeyi çok daha karlı bir seçenek sayarlar. Kürt “aşkıyla” bu ulus devletleri gözden çıkarmayacaklardır. Ancak bu ulus devletleri “terbiye” etmek için, Kürt halkının ağzına “ulus devlet balı” çalacak, amaçlarına ulaştıkları her aşamada bu balı baldıran zehrine döndüreceklerdir. Kerkük’ün kaybıyla sonuçlanan Başur referandumunda ve Rojava’da olan bitenler bu iki yüzlü yaklaşımı herkese öğretmiş olmalıdır.
Ancak…
Bugün bölgedeki ulus devletlerle küresel emperyalizm arasındaki anlaşmazlık ve kavgalar, bunların yarattığı çok yönlü krizler Kürt ulusuna büyük bir imkân vermektedir: Kürdistan’a düşman sömürgeci devletleri “demokratik uluslaşma’’ süreci temelinde ulus devletler olmaktan çıkaracak olan “demokratik cumhuriyetlere” dönüştürme imkânını…
İşte bu imkanı kullanabilmek için Kürt ulusunun birliği en büyük stratejik güçtür. Ve şimdi bu birliği sağlamanın bütün şartları olgunlaşmıştır. İster Kürtlerin varlığını ve dilini kurtarmak için “Demokratik cumhuriyetleri ortak vatana dönüştürme” stratejisini benimseyenler olsun, ister küresel emperyalizmin yardımıyla “Kürt ulus devletini” kurma hayalini bu ulus devletlere tek kurşun atmadan benimseyenler olsun, amaçları yolunda “Kürt ulusal birliğini” gerçekleştirmeden tek bir adım bile atamazlar.
Kürt ulus devletini savunanlar neden Kürt ulusal birliğine yanaşmakta ipe un seriyorlar sorusuna gelince, cevap açıktır: Çünkü onlar bölgedeki ulus devletlere karşı mücadelede Kürt ulusunun kendi gücüne güvenmemekte, bu gücün yerine İsrail ve ABD’nin gücüyle kurtuluşa ulaşacaklarını sanmakta, bunu da “realist” bir strateji olarak savunmaktadırlar. Başur ve Rojava’da ABD’nin gerek KDP’yle, gerekse PYD ile kurduğu geçici ittifak bu çevreleri baştan çıkarmıştır.
Bir tek soru baştan çıkanların aklını başına getirir: İsrail ve ABD bölgede hegemonyayı Suriye ve Irak’ı bir yana bırakalım, Türkiye ve İran ulus devletleriyle birlikte mi güvence altına almayı düşünür, yoksa Kürt ulus devletini hayata geçirmek için Türkiye ve İran’ı “bölerek” mi?
Eğer bu aşamada ortaya çıkan imkânlar Kürt ulusal birliği sağlanarak kullanılamazsa, karşı karşıya kalınacak olan durum şudur: Anlaşmazlıklar Türkiye’ye “yumuşak güçle”, İran’a “sert güçle” aşılır, bu devletler tıpkı Suriye ve Irak gibi İsrail’in “yardımcı müttefiklerine” dönüşür, bu dönüşme karşılığında bir kere daha dört parça Kürdistan’ın her parçası bu ulus devletlere altın tepside sunulur.
İster ayrı devlet, ister federasyon amacı benimsesinler, isterse sömürgeci ulus devlet statükosuna son vererek bu devletleri Kürtlerin ve Türklerin eşitliği temelinde ortak vatana dönüştürme amacını benimsesinler; şu anda bu farklı amaçlara yürüyebilmek için çare, gecikmeden “ulusal birliği” gerçekleştirmektir.









