Munzur Bava’nın olduğu Ziyaret köyünün ‘En İyi Turizm Köyü’ne aday gösterilmesine tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ‘Kültürel soykırımın farklı bir versiyonudur’ dedi
Alevi inancının önemli mekanlarından olan Munzur Bava’nın bulunduğu Pulur’un (Ovacık) Ziyaret Köyü, Birleşmiş Milletler (BM) Turizm Örgütü’nün 2026 yılı için düzenlediği “En İyi Turizm Köyü” listesindeki adaylar arasında yer aldı. BM’nin her yıl düzenlediği listede, bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı Koordinasyonu’nda yürütülen çalışmalar kapsamında Çanakkale’nin Adatepe, İzmir’in Sığacık, Muğla’nın eski Datça ve Rêya Heq inancının önemli mekanlarından olan Ziyaret Köyü de eklendi.
Munzur Nehri’ni büyük oranda besleyen Munzur Gözeleri’nin yer aldığı Ziyaret Köyü, daha önce de yapılan çalışmalar nedeniyle hem doğallığını kaybetti hem de “turizm” mekanlarından biri haline getirildi. Geçtiğimiz yıllarda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın finansmanıyla yapılan peyzaj projesi kapsamında gözelerin olduğu yerde yürüme yolları, otopark, organik ürün satış stantları gibi çalışmalar yapıldı. Yine geçtiğimiz yıl da Tunceli Valiliği tarafından gözelerin girişine mescit yapıldı.
Asla ve asla rızamız yoktur
Alevilerin inanç mekanlarından olan Ziyaret Köyü’ne dönük çalışmalar Alevi inancına asimile etmeye dönük politikalar olarak değerlendirilirken Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, konuya dair değerlendirmelerde bulundu. Ziyaret Köyü’nün binlerce yıldır Kürt Alevi inancının en kutsal mekanlarından birisi olduğunu söyleyen Zeynel Kete, “Bilirsiniz bizim inancımızda mekan sadece gidip eğlenecek yer değildir. Kutsal mekanlarımız aynı zamanda toplumsallığımızı inşa ettiğimiz, kültürümüzün üzerinde görünür olduğu, bu kültürün geçmiş, gelecek ve an üzerinden ilişki sağlandığı, köprü kurulduğu, enerjinin akışkan olduğu, toplumsal sorunların bu kutsal mekanlar üzerinden çözüldüğü, ahlaki-politik mekanlardır. Bu mekanların bir ruhu ve duygusu vardır. Bu mekanlar üzerinde toplumsallık inşa ediliyor. Doğalında kadimden bugüne kadar yerleşim yerleri ve mekanlar toplumsallığın, ahlakın ve komünalitenin inşa merkezleridir. Aynı zamanda da kültürel direniş damarının örüldüğü mekanlarımızdır. Şimdi gelinen aşamada Kültür Bakanlığı’nın kendi kıssaslarını esas alarak, kendi enlerini dizerek böyle bir kutsal mekanı, ‘en iyi turistik köy’ seçmesi aslında kültürel soykırımın farklı bir versiyonudur. Asla ve asla rızamız yoktur” dedi.
‘Toplumsal ekolojimiz ve hafızamız yok ediliyor’
Sistemin belirlediği “en iyi, en güzel” gibi tanımlamaların Alevi inancında ve itikadında karşılığı olmadığını belirten Zeynel Kete, “Bizim için en iyi olan, toplumsalı en iyi inşa eden, bütün iktidarcı anlayışlara rağmen hiçbir üst akla ve iktidara muhtaç olmadan kendi varlığını ve birliğini devam ettirmek en iyi özgürlük, barış, güzel, inanç ve ibadettir. Bizim en iyimiz budur. Son dönemlerde Rêya Heq coğrafyasında özellikle Kürt Alevi Rêya Heq coğrafyasında kutsal mekanlarımızın bir kısmını turistik tesis haline getirip tarihsel hakikatinden uzaklaştırma gibi bir durum söz konusudur. Aynı zamanda toplumsal ekolojimiz ve hafızamız yok ediliyor. Bizim inancımızda toprağın ruhu vardır. Toprak mülk değildir. Toprak hakkın görünür olduğu mekanın ismidir. Bu çerçevede Kültür Turizm bakanı böyle yapacağına örneğin Dêrsim’de kadim dönemden bugüne kadar gelen yıkılmak üzere olan birçok arkeolojik kale var. Ovacık’a gidinceye kadar yol boyu kadim binlerce yıllık yıkılmış, harabe olmuş kutsal arkeolojik mekanlar vardır. Önce onları bir tamir etsinler. Gitsinler Diyarbakır’ın surlarını kendi tarihsel hakikatine uygun tamir etsinler. Bizim çeşmelerimiz, ağaçlarımız, mekanlarımız bakanlığın belirlemiş olduğu ‘en iyi turizm’ belgesini alması bizim açımızdan orayı ranta çevirmektir” şeklinde konuştu.
‘Rızalık alınmadan yapılan faaliyetler yok hükmündedir’
Köyde yapılan mescidi hatırlatan Zeynel Kete, toplumun büyük kısmının Rêya Heq inancına sahip olduğu bir yerde mescid veya cami yapılmasının İslam alemine bir hizmet olmadığına dikkat çekerek “Cami bir ibadet yeri olmaktan ziyade sistemin en güçlü ideolojik aygıtıdır. Cami üzerinden, din üzerinden toplum asimile ediyor. Türk-İslam sentezi ve Emevi-İslam anlayışı yayılmaya çalışılıyor. Biz cemlerimizi açarken bile pirlerimiz talip topluluğundan rızalık almadan cem meydanına girmiyor. Dersim’de toplumsal meşruiyet ve rızalık almadan, Dersim’in halkından, pirlerinden rızalık alınmadan yapılan bütün faaliyetler bizim için yok hükmündedir. Asimilasyona hizmet ediyor. Kabul etmiyoruz, rızalık göstermiyoruz” dedi.
Haber: Uğurcan Boztaş \ MA









