OVP 2027-2029 döneminde dayanıklılık adı altında GDO’lu tarımın dayatılması gündeme gelebilir. GDO, insan dahil tüm canlılarda ‘Frankenstein tohumlar’ ciddi zararlar verirken, Meksika GDO’lu tarımdan çıkmak için adım attı
K. Bülent Ongun
Açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Plan’ın (OVP) tamamı yoksulluğun dibini yaşayan halkı dışlayan ve sadece sermaye yararını içeren özelliğe sahip bir plan. OVP’de yer alan tarım politikalarında tarımsal üretimin dış şoklara, iklim değişikliğine ve girdi tedarikindeki risklere karşı ‘dayanıklılığını’ artırmaya odaklanan yeni bir içeriğe sahip olduğu iddia edilmekte. Yeni programda “Gıda arz güvenliği ve tarımsal dayanıklılığın artırılması” adında özel bir bölüm açılması dikkat çekerken, bir başka başlıkta ise bitki ve hayvan genetik kaynaklarının korunması, ıslahı ve geliştirilmesine yönelik çalışmaların destekleneceği vurgulanırken arka planda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ortaya çıkıyor.
Dayanıklılık ve GDO
Çiftçiyi kendi toprağında sermayenin kölesi haline getirmeyi hedefleyen ve 2027-2029 OVP’de de sözleşmeli tarıma geniş yer verildi. OVP’de, “sözleşmeli üretimin özellikle tarıma dayalı sanayinin ham madde ihtiyacının öngörülebilir şekilde karşılanmasının” amaçlandığı yer almakta. Sözleşmeli üretim modellerinin yaygınlaştırılması başlığı ile tarımda sermaye yararına sürecin derinleştirileceğine işaret ediliyor. Önceki OVP’de işlenmeyen tarım arazilerinin yeniden üretime kazandırılması konusunun yeni OVP’de yer almaması ise dikkat çeken bir başlık. Türkiye’nin orta vadeli tarım politikasında “yalnızca daha fazla üretim hedefinden daha kapsamlı bir dayanıklı üretim modeli arayışına” geçildiğini gösteriyor. Dayanıklı üretim modeli, artan dünya nüfusu ve iklim krizi karşısında gıda üretimini artırmak iddiasıyla ortaya konan GDO’nun (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) düsturu olduğu bilinmektedir.
Avrupa GDO’ya boyun eğdi
Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafından geçtiğimiz Mayıs ayında onaylanan GDO yasası, özellikle CRISPR-Cas9 gibi gen düzenleme teknolojileriyle geliştirilen bitkilerin, GDO kurallarından muaf tutulmasının önü açılmıştı. Tohum tekeli ve GDO’nun güçlü şirketi olan Monsanto, Alman Bayer’i aldıktan sonra Avrupa’da GDO’nun önünün açılması dikkat çekici bir gelişme olurken, Türkiye’de de GDO sürecinin başlatılacağının mesajları OVP’de üstü kapalı işlenmekte. Tüm tohumların patentlenme süreciyle birlikte ilerleyen GDO tohumlar, hibrit tohum adı altında tüm ülkelere girerken, Avrupa halkının yüzde 80’nin karşı olmasına rağmen yasallaşması geleceğimizi tehdit eden özellik barındırmaktadır.
AKP’nin GDO’cuları
AKP iktidarının uzun süredir Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) olarak nitelenen tohumlarla tarımsal üretime geçilmesini sağlamak istediği bugüne kadar atılan adımlardan anlamak mümkün. Tüm itirazlara rağmen endüstriyel boyutta hayvanları köleleştirerek yapılan hayvan üretiminde GDO’lu yemlerin kullanılmasının önünü açan iktidarın, eski Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci sıkı bir GDO savunucusu olması dikkat çekiciydi. Vahit Kirişçi, 2004’te bir konferansta GDO’yu savunken, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Dr. Alpaslan Alkış ise ‘GDO’nun İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi’ başlıklı bir araştırma yayımlamıştı. GDO’ların dini açıdan haram ve günah teşkil etmeyeceğini ileri sürerek adeta ‘fetva’ veren Alkış, “GDO’lar için caizdir derken, GDO’ların insanlık için açık yararları bulunmaktadır diye belirtmişti.
Ekosisteme büyük darbe
Oysa, GDO’nun insan sağlığına ve çevreye büyük zararları olduğu uzun yıllar önce tespit edilmiştir. Öldürücü alerjiden tutun da hamile kadınların kan yolu ile bu zehri bebeğine taşımaları, obezite ve kanser dahil birçok hastalığa zemin hazırlamaktadır.
GDO üretimi, süper dayanıklı böcek ve yabani bitki türleri yaratırken, bu türlerin varlığı ekosisteme ve tarıma büyük tehditler oluşturuyor.
GDO’lar aynı zamanda tozlaşma yoluyla doğal türlere bulaşarak biyoçeşitliliğe zarar verdiği de bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Tohum tekelleri ve GDO
25-30 yıl önce dünyada 7.000 civarında tohum üreticisi vardı ve her birinin piyasadaki payı yüzde 1’den azdı. Bugün çok uluslu on büyük biyokimya şirketleri (Monsanto-Bayer, DuPont/Pioneer, Sygenta, BASF and Dow Agrosciences) tohumluk piyasasının yüzde 50’den fazlasını kontrol ederlerken hibrit ve GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohum üretimleri yapıyorlar. Küresel ölçekte GDO’lu tohum sektöründe ise Monsanto, Du Pont/Pioneer, Sygenta ve Dow/Mycogen olmak üzere başlıca dört küresel şirket yer alıyor. Yeşil devrim olarak nitelendirilen hibrit yani kısır tohumlarla şirketlerin bu sektördeki etkisi artırılmış, GDO’lu tohumlarla ise tarımın kontrolü tamamen birkaç şirketin eline bırakılma sürecine geçilmiştir.
GDO ‘Yeşil Devrim’ mi?
1947’de Nelson Rockefeller’in kurduğu Uluslararası Temel Ekonomi Ortaklığı (IBEC) ile dünya tarım tekellerinden Cargill, ‘melez mısır tohum’ çeşitlerini üretmeye başladı. GDO’lu tohumlar için “Yeşil Devrim” adı verildi ve Meksika’dan başlayarak, tüm Latin Amerika’ya, ardından da Hindistan ve Asya’ya kadar yayıldı. ‘Yeşil Devrim’in en önemli sonuçlarıysa; zirai zararlılara karşı bağışıklık için kullanılan yeni tür pestisitlerin insan sağlığına olumsuz etkileri, melez türlerin toprağın yapısını bozması ve üretilen ürünlerin azalmasıdır. Ürünü azalan çiftçiler, üreme kapasitesi düşük olan melez tohumları her yıl yeniden almak zorunda kalıyorlar. ‘Devrim’e büyük sulama projeleri eşlik etti ve ediyor. Dünya Bankası yeni barajlar için borçlar verirken ülkeler borç batağına sürükleniyor. İşlerini kaybeden çiftçilerse büyük şirketler için ucuz işgücü haline dönüşüyor.
Meksika GDO’ya bayrak açtı
Meksika, dünyanın en önemli mısır merkezlerinden biri. Ülkede binlerce yıldır yetiştirilen yerel mısır çeşitleri yalnızca tarımsal değil, aynı zamanda kültürel bir miras olarak görülüyor. Bu nedenle Meksika hükümetinin genetiği değiştirilmiş mısıra yönelik kısıtlamaları, ülkeyi en büyük ticaret ortağı ABD ile karşı karşıya getirdi. Meksika 2023’te GDO’lu mısırın tortilla ve hamur üretiminde kullanılmasını yasaklayan ve bazı diğer kullanım alanlarında da azaltılmasını hedefleyen düzenlemeler getirdi. ABD ise bu önlemlerin yeterli bilimsel temele dayanmadığını savunarak USMCA – ABD-Meksika-Kanada ticaret anlaşması – kapsamında resmi süreç başlattı.
Tarımsal bağımsızlık!
Aralık 2024’te açıklanan karar ABD lehine çıktı. Meksika bunun üzerine bazı ticari kısıtlamalarını değiştirmek zorunda kalırken, kendi topraklarında farklı bir yol izledi. Mart 2025’te Meksika Anayasası değiştirilerek ülkede GDO’lu mısır yetiştiriciliğine karşı anayasal koruma getirildi. Diğer yandan Meksika herbisitin kullanımını aşamalı olarak sona erdirmeyi hedeflediğini açıkladı. GDO’lu mısır, tarımsal egemenlik ve serbest ticaret kuralları etrafında gelişen ciddi bir uluslararası ticaret anlaşmazlığı olarak ele alınırken, baskı altına alınan Meksika’nın biyolojik ve tarımsal mirasını korumak istediğinde, serbest ticaret anlaşmalarının sınırı nerede başlamalı? sorusu sorulmaya başlandı.









