• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Eylül 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Özgürlük neden önce ilişkilerde başlar?

21 Eylül 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Forum

Abdullah Öcalan ‘Benim diyalektiğim bağdır, ilişkiselliktir’ der. İlk bakışta soyut bir yöntem beyanı gibi görünen bu cümle, aslında buraya kadar anlatılanın felsefi zeminini kurar; gerçekliğin, ve dolayısıyla özgürlüğün, yalıtılmış birimlerde değil, birimler arasındaki bağda arandığını söyler

Nimet Sevim 

Bir apartmanı veya yan yana dizili evleri düşünün; aynı girişi, aynı sokağı, aynı asansörü paylaşan komşuları, her sabah aynı otobüste yan yana sarsılan yolcuları düşünün;  yüzlerce ışık, yüzlerce yüz, birbirine bu kadar yakın. Kaçının adını biliyoruz? Kaçının derdini, sevincini, o gün neyle boğuştuğunu? Aynı gerçeklik bütün işlerimiz için geçerli. Bir aradayız, ama yan yana durmak bir arada olmak değil. Modern hayatın en sessiz köleliği burada saklı; kimse zincirlenmemiştir, kimse de gerçekten görülmemektedir.

Toplum denince aklımıza ne geliyor? Gerçekten ilişkisiz bir toplum düşünebiliyor muyuz? Hayır; toplum zaten ilişkiden başka bir şey değildir. İnsan tek başına toplum kuramaz, toplum ilişkinin adıdır.“Toplumsallık” ile “ilişki” diyalektiği aynı gerçeklik içinde örülü. Örgüyü koparamazsınız ama akışı ve bağı bozulabilir. O zaman başka bir şey olur. Toplum dediğimiz şey form değiştirir, çöker; ilişki canlılığını yitirir.

Her ilişki aynı nitelikte olmaz. Toplum, yalnızca biçimsel temas taşıyan, karşılıksız bir ilişkiyle de var olabilir. Yan yana kalabalıklar içinde yaşayabiliriz. Ama dikkat edin yalnızlık bir pandemi gibi yayılarak kalabalıkların ruhunu kemiriyor. Kalabalık içinde yalnızlık çöküşün dışa vuran semptomu gibi. Yaşadığımız, ilişkinin yokluğu değil, boşalmış hali. Yan yana durmak, ilişkinin en zayıf, en ucuz biçimidir: Temas var, karşılık yoktur.

Bunu yabancılaşma diye adlandırmak yetersiz kalır, çünkü yabancılaşma bir uzaklığı çağrıştırır; oysa burada mesele bitişiklik içindeki kayıtsızlıktır. Ve tam yanı başımızdakine yabancılaşmanın acısı, uzaktakine yabancılaşmaktan derindir. Kölelik burada bir mecaz olmaktan çıkar. Bir insan, çevresindeki hiçbir ilişkide kendini tanınmış, karşılık bulmuş, önemsenmiş hissetmediğinde, teknik olarak özgür olsa bile yaşamı bir hapishane gibi daralır. Aidiyetsizlik görünmez ama yasaklardan ağır basan bir sınırlamadır, çünkü insanın dayanamadığı şey çoğu zaman yoksulluk ya da baskı değil, yalnızca kimsenin fark etmemesidir.

Peki gerçekte burada bizler neyi kaybettik? Bir ilişki, iki tarafın da birbirini gerçekten değiştirebildiği, birbirinden gerçekten etkilenebildiği an var olur. Karşılıklılık çekildiğinde geriye ilişkinin dekoru kalır; biçimi duran, özü boşalmış bir kabuk. Ailede aynı sofrada oturan ama artık birbirine soru sormayan insanlarda görürüz bunu: Önemsenmeyen her cevap bir dahaki soruyu biraz daha zayıflatır, ve döngü kendini besleyerek soru sorma alışkanlığının kendisini söndürür. İş yerinde, neden bu işi seçtiğini bir kez bile sormadığımız yan masadaki insanda sürer, ilişki üretim için gereken en az temasa indirgenmişken. Sokakta, kalabalıkta göz göze gelmemek için geliştirdiğimiz o ustalıkta; arkadaşlıkta, mesaj trafiğiyle sürdürülen ama hiçbir şeyin paylaşılmadığı bağlarda kendini gösterir.

Sevgi ile sevgisizlik arasındaki fark da tam burada, karşılıklılığın varlığında ya da yokluğunda yatar. Sevgisizlik çoğu zaman düşmanlık değil, kayıtsızlıktır ve daha yıkıcı olan da budur. Çünkü düşmanlık en azından birbirine bakan iki taraf varsayar, kayıtsızlık ise bakışın kendisini ortadan kaldırır. Bir toplum düşmanlıkla değil kayıtsızlıkla çürür ve kayıtsızlığın çürüttüğü bir ilişki üzerine hiçbir karar sağlıklı alınamaz; söz hakkı olsa da, birbirini duymayan insanlar arasında alınan karar, aslında kimsenin kararı olmaz.

Abdullah Öcalan, “Benim diyalektiğim bağdır, ilişkiselliktir” der. İlk bakışta soyut bir yöntem beyanı gibi görünen bu cümle, aslında buraya kadar anlatılanın felsefi zeminini kurar; gerçekliğin, ve dolayısıyla özgürlüğün, yalıtılmış birimlerde değil, birimler arasındaki bağda arandığını söyler. Diyalektik bağdaysa, özgürlük de orada kurulur ya da hiç kurulmaz; bireyin kendi içine kapanarak ulaşabileceği bir iç huzur olamaz. Ahlaki-politik toplum kavramı da buradan doğar: Toplum, ahlaktan sonra gelen bir düzenleme değil, bağın kendisidir, ahlak bu bağın niteliğidir. Apartmandaki sahne, sofradaki sessizlik, iş yerindeki kayıtsızlık ve daha fazlası; bunların hepsi, diyalektiğin, yani bağın zayıflamasıdır. Bağ zayıfladığında toplum toplum olarak kalamaz, birey de özgür kalamaz.

Bağ kurma ve ilişki örme sanatına demokratik siyaset diyebiliriz. Burada önemli olan ilişkinin var olup olmadığı değil, nasıl örgütlendiğidir; hiyerarşik mi, yoksa yüz yüze tartışmaya, birlikte karar almaya açık mı? Bir kenti düşünün; seçilmiş yöneticilerinin ilişkileri kapalı ve kendisini oraya taşıyan ilişkileri bilmiyor. Bir kenti yerelde canlı tutan ve yaşatanın bir birine bağlanmış o ilişki ağları olduğunu bilmiyor. Komşusunu, aynı sokaktaki, aynı köydeki insanı tanımayan, ne yaşadığını, ne istediğini bilmeyen biri, sadece yan yana durarak siyaset yapabilir belki, ama bunu demokratik siyaset saymak zordur. Çünkü ilişki boşsa, anlamsızsa ve kopmuşsa geriye, sadece mecburiyetlerin üst üste bindirdiği hiyerarşinin ulaşılmaz katları kalır. Her ilişki, bir üst kata taşımanın basamağı olur.

Temsili demokrasilerde oy vermek, önemli bir katılım kıstası. Gerçekte ise salona girip çıkmaktır; katılmak değil. Peki burada farkımız nedir? Demokratik siyaseti farklı kılan, dayandığı ve güç aldığı ilişkilerin demokratik olmasıdır. Doğrudan katılımı sağlayacak ilişkinin kendisidir; yüz yüze tartışmanın, birlikte karar alıp birlikte uygulamanın canlı tuttuğu bir örgü. En hayati iş, bu örgüyü inşa etmek değil mi? Bu örgü canlı kaldığı sürece birey kendi kendini yönetme konumunda kalır; örgü boşaldığında ya da koptuğunda, geriye demokratik özneden başka her şey kalır. Bağı onarmadan yürütülen hiçbir çalışma, hiçbir katılım, hiçbir ortak karar alma çabası, göründüğü kadar gerçek değildir. Çürük bir ilişki üzerine ne kadar iyi niyetli bir yapı kurulursa kurulsun, zemin çürükse yapı da çürük kalır: Adı ne olursa olsun. Bağ yoksa, orada sadece bağın taklidi vardır.

Kaybettiğimizi yeniden kurmak, büyük nutuklarla değil, bağın ısrarla yeniden örülmesiyle mümkün: Sorulmayan soruyu sormakla, cevabı gerçekten dinlemekle, karşımızdakinin bugün nasıl olduğunu gerçekten merak etmekle. Küçük görünür ama değildir. Çünkü bağ güçlendikçe değişen tek şey duygu değildir. Birbirini gerçekten tanıyan, birbirinin derdini bilen insanlar arasında karar da artık tepeden değil, aradan çıkar; kim neyi neden istiyor bilindiğinde, kimin adına konuşulacağı sorusu da anlamını yitirir. Yönetim, bu noktada ayrı bir mekanizma olmaktan çıkar, ilişkinin kendisine geri döner. Çünkü zaten hep orada, kimin dinlendiğinde, kimin karara katıldığında gizliydi. Unutmayalım; özgürlük, önce ilişkide başlar.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yatağa aç giden çocukların ülkesi

Sonraki Haber

Adalet Peşinde Aileleri Platformu nöbetini sonlandırdı

Sonraki Haber

Adalet Peşinde Aileleri Platformu nöbetini sonlandırdı

SON HABERLER

Adalet Peşinde Aileleri Platformu nöbetini sonlandırdı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Özgürlük neden önce ilişkilerde başlar?

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Yatağa aç giden çocukların ülkesi

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Pasolini uyarıyor: Hepimiz tehlikedeyiz

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

OVP’de GDO izleri

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

İmralı’nın kapıları sonuna kadar açılmalıdır

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

BM: 2025’te göç yollarında yaklaşık 8 bin kişi hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır