Ertuğrul Kürkçü 22 Ekim günü Yeni Yaşam gazetesine yazdığı son yazısında ikili devlet görünümünü analiz etmekte. Yazısını ikili devlet analizine dayandırmakta. “Ernst Fraenkel’in 1941 tarihli The Dual State (İkili Devlet) başlıklı yapıtında; Nazi Almanyası’nda iki farklı devlet işleyişinin eş zamanlı varlığını incelerken, özel hukuk ilişkilerinin, sözleşmelerin, ticari faaliyetlerin ve gündelik idari işlemlerin belirli kurallara göre yürütüldüğü alan olan norm devlet (Normstaat) ile siyasal iktidarın gerekli gördüğü durumlarda hukuki güvenceleri aşarak keyfî kararlarla hareket ettiği tedbir devleti (Maßnahmenstaat) ayrımını yapar.” Kürkçü’nün yazısını okumayanlara okumalarını salık veririm. Bugün kamuoyuna bir aktör edası ile her büyük saldırı planlaması öncesinde çıkan Erdoğan ile ülkede yaşanan yıkımın, sömürünün, şiddetinin yönetimindeki erkin aynı kimlik olduğunu belirginleştiren önemli bir analiz.
Bir yandan COP31 hazırlıkları sürüyor. Siyasi iktidar tarafında da sisteme muhalif olanlar tarafından da hazırlıklar sürüyor. Kasım’da Antalya’da bir yanda Türkiye devletinin ‘konukseverliği’ ile kapitalist devletler ve destekçileri diğer (STK’lar, şirketler, bilim insanları) kasımda Antalya’da buluşacak. Halkların İklim Zirvesi de çevre, emek, ekoloji mücadelesi verenler, yurtdışından gelecek diğer sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile alternatifleri konuşacak, tartışacaklar, politika üretecekler.
Geçtiğimiz günlerde Erdoğan, malum kendisi çok yönlü bir kişilik, AKP başkanı ve Türkiye’de siyaseti yöneten tek adam rejiminin yöneticisi olarak COP31 için demeç vermiş. Bilindiği üzere kendisi görev aldığı unvanın yetkisini hukuk üstü bir normda yasalara kondurmuş durumda. Daha da ötesi KHK’leri her gün istediği kadar yayınlayarak yasal yaptırımların da üstüne çıkarak hukuku, siyaseti ters yüz etmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde COP31 için verdiği demeçte ‘’iklim adaletini sağlayacağız. Bu ülkede artık kapitalistler işçileri emekçileri sömüremeyecek. Bu sömürü düzenine son vereceğiz. Bu kararları COP31 de alacağız’’ demiş, selamlamış bizleri; ‘ola’. Kimle alacakmış bu kararları kapitalistlerle, kim olarak alacakmış yirmi dört yıldır sömürüyü siyasete yediren, yöneten, şirketleşmiş devlet rejiminin yürütücüsü olarak.
‘Zorbalık rızayı toplumsallaştırmakta’
Bu ülkede yaşayanların bir aklı kalmıştı bulaşmadıkları ona da soyunmuş durumdalar. Durum çok açık aslında, faşizmi yürüten toplumlarda 40’lı yıllardan beri kavramsallaşmış ikili devlet rejimi uygulanmakta. Tek adam siyaseti bu ülkede üstelik kapitalizmin devlet rejimi ile bütünleştiği bu dönemde beklenen denenmiş bir siyaset ezberinden, sistematiğinden başka bir şey değil. Aklımızın yerinden kaymasına, ortaya çıkan aymazlıklara şaşırmaya gerek yok.
Daha kötüsü bu sistematik zorbalık rızayı toplumsallaştırmakta, toplumsal akıl artık kendisine sunulanı kabul etmeye geçmiş durumda.
Çatışmasızlık sürecindeyiz, Barışı toplumsallaştırmaya içkin heyecan, umut her yanımızı sarmış durumda. Siyaset sanki yeni bir dönemi şekillendiriyormuş gibi ama her şeyin aynen sürdüğü hatta şiddetlendiği arttığı bir dönemdeyiz. Sömürü ve yıkım süreci ile daha şiddetli sürüyor. Ama biz iknayız, her şey düzeliyor. Öyle diyorlar çünkü. Öyle olmasa da öyle olduğunu düşünüyoruz. Rıza giderek toplumsallaşıyor. Sessizce kabul ediyoruz.
Yaşam yıkıma sürükleniyor
Aslında bugün iki çalışmayı aktararak birkaç tanıklıkla sürdürmek istiyorum kabule gidişin hikâyesini. Biri İstanbul‘ dan bu ülkenin en enlerinden olan kentlerin birinden. Diğeri Mezopotamya’nın kadim topraklarının başkenti Diyarbakır/ Amed’den Bismil’den. Her iki konu da yaşamın yıkımına karşı emek verenlerin çabaları içinden.
İstanbul’da “In Rail” Projesi hakkında. Adı bakanlık tarafından böyle duyurulmuş. İstanbul’un kuzeyinden, kuzey ormanlarından, kuzey sulak alanlarından geçecek hızlı tren projesi, özcesi. Muhtemelen bugün en geç yarın TMMOB İstanbul İKK olarak tüm meslek örgütleri bu proje hakkında itirazlarını basın açıklaması ile duyuracak. Buna içkin ortak çalışmalarını tamamladılar.
Proje halka yıllardır tanıtılmaya çalışılıyor. Proje sahibi Ulaştırma Bakanlığı yeni hükümet sistemi ve rejime göre Erdoğan… 240, 28 milyarlık bir proje. ÇED raporu 28 Temmuz 2026’da duyuruya çıkmış proje güzergâhı; Ömerli, Büyükçekmece, Alibey ve Sazlıdere içme suyu havzalarından geçmekte. Küçükçekmece Lagün Havzası’nda hukuk tanımaksızın sürdürülmekte olan Yenişehir yapılaşmasının içinden 3. havalimanı bağlantısını sağlayarak kuzeyde kalan sulak alanları, ormanları deşe deşe yapılacak. Proje bakanlık tarafından onaylanmadı ama İstanbul’un kuzeyinde yapılacak bu hat için projede var olan 44 ana hat tüneli (59,3 km), 3 kaçış tüneli (5,2 km), 17 aç-kapa (3,7 km), 40 köprü (20,9 km), 2 viyadük (1,2 km), YSS Köprüsü geçişi (2,9 km), 38,4 km açık hat; 2 istasyon için şirketlere ihaleler başlatılmış durumda. Tekrar hatırlatalım Kanal İstanbul- Yenişehir projesi için fiili durum sürerken Sazlıdere baraj havzasında kıyı çizgisine kadar yükselen gökdelenler, yapılaşma, TOKİ’leşme ile İstanbul halkına su sağlayan bir rezerv devre dışı bırakıldığını açıklamıştı. Erdoğan siyaseti, şimdi ikinci su rezervi de fiili olarak devre dışı kalmak üzere İstanbul’un yarısına yakın suyunu sağlayan Ömerli Barajı’nı da devreden çıkmak üzere. Ömerli Havzası’na Biyosad OSB yapılmakta hatırlarsanız. Yenilenebilir enerji kaynaklarının, akıllandırılmış sistemlerin üretimlerine destek verecek bu organize sanayi bölgesinde üretilen metaların taşınımı için çok uygun bir hatta sahip olunacak. Biyosad OSB ve fiili olarak yapılaştığında devreye girecek ve havzaya konuşlanacak diğer OSB’ler örneğin Tuzla OSB’ nin genişlemesi vb. için de hızlı tren hattı hizmette olacak. Sular kıtlaşıyor mu diyorlar değil mi? O buzulların altındaki suyu sayısallaştıran tuzlu sudan su elde etmeye doğru gidiş senaryoları yazan, vadiler arası suyun taşınımını onaylayanlar. Gerçekten pardon. Rıza üreten politikalarınıza gerek yok sömürü siyasetiniz açıkça görülüyor. Yaşam yıkıma sürükleniyor siz sermaye ve gücünüze güç katmaya çalışıyorsunuz.
Ve de bunları yapan siyasi erk iklim adaletini sağlayacak değil mi? Öyle demişlerdi COP 31’de verilecek kararlarla ilgili buyruklarında. Çocukları bile kandıramayacakları sözleri bizler siyaset olarak mı benimseyeceğiz bu mu olacak sanılıyor? Asla…
Bir sonraki yazıda Diyarbakır Bismil’de buluşmak üzere …









