12 Ağustos, Hevalê Ali Şükran’ın ikinci şehadet yıldönümüdür. Arkadaşın şehadet yıldönümünde, birlikte Barış Grubu’yla gelen bir yoldaş olarak birkaç söz söylemek istiyorum. Öncelikle Hevalê Ali’yi şahadetinin ikinci yıldönümünde özlemle anıyor ve mücadelesinin önünde saygıyla eğiliyorum. Bu vesileyle, ‘99’da Birinci Barış Grubu’yla gelen şehit İsmet Baycan’ı ve yine Avrupa’dan birlikte geldiğimiz İkinci Barış Grubu’ndan Aysel Doğan’ı saygı ve minnetle anıyorum.
Hevalê Ali bu dünyaya gözlerini kapatmadan önce gördüğü son kişi benim; bunu anlatmak istiyorum. Hevalê Ali kanser illetine yakalanmıştı, yaşam umudu kalmamıştı ama kendisi yaşayacağından umutluydu. İzmir’de tedavi görüyordu. Çeşitli defalar kendisini ziyarete gittim hem hastanede hem evde ziyaret ettim. En son özel bir sağlık kuruluşundan kiralanan ve sağlık bakıcısı olan bir evde kalıyordu. Bu evde de birkaç kez ziyaret ettim. En son ziyaretim de orada gerçekleşti. Ziyaretim 11 Ağustos 2024’tür, yani şehadetinden bir gün öncedir. Zaten beni/bizi gördükten sonra, tahmini on saat sonra şehit düştü.
İstanbul’daydım; Van’da bir yerel yönetim çalıştayı vardı, orada sunum yapacaktım. Ancak ben Hevalê Ali’nin günlerinin sayılı olduğunu hissediyordum. Oradaki arkadaşlardan durumu sordurdum: “Van’da bir çalıştay var, gidip oradan mı geleyim yoksa hemen mi İzmir’e geleyim?” diye sorun dedim. Ali Arkadaş, “Van’a gitsin, oradan gelsin” demişti. Ben de Van’a gittim, sunumdan sonra hemen döndüm. Amed’de biraz işlerim vardı, oraya uğradım, iki gün kadar orada kaldım ama artık İzmir’e gitmem gerektiğini çok derinden hissetmeye başladım. Arkadaşlar “Kal, şöyle bir iş var, şunu yapalım, bunu yapalım” ve istedikleri şeyler de önemliydi ama benim hissiyatım artık “Hevali son kez görmek”ti.
‘Ben Hevalê Ali’yi hissettim’
Bir pazar günü, yani 11 Ağustos günü kaldığı evde ziyaretine gittik. Biz gittiğimizde ablası ve bakıcı oradaydı. İkisi “Aliş kalk, arkadaşlar geldi, gözlerini aç, arkadaşlar geldi” dediler. Ali, gözlerini açmadı. Ben düşük sesle ablasına dedim: “Dışarı çıkalım, rahatsız etmeyelim.” Dışarı çıktık. Birlikte gittiğimiz ve sürekli Hevalê Ali’yi ziyaret eden Nihal arkadaş orada kaldı, yanına gidiyor, diyor: “Hevalê Ali biz geldik, Haydar heval de burada.” Onu söyleyince zorlanarak gözlerini açıyor. Haber verdi, gittik ve doğrudan bana baktı. “Nasılsın?” dedim. Durumu çok ağırlaşmıştı; tam refleks veremiyordu ama ona rağmen sevinçten gözlerinin içi gülüyordu. “Van’dan buraya bütün arkadaşlar kendisine selam söylediklerini” belirttim, hafif gülümsedi. “İyiyim” dedi, “ancak” dedi, “perşembe günü biraz daha rahat konuşabilirim, o gün gel.” “Tamam” dedim. Yani böyle birkaç dakika konuşabildik ama gözleri sürekli bana bakıyordu. Ve biz ayrıldıktan sonra gözlerini kapıyor ve bir daha açmıyor. Yani son bakış, son görüş; herhalde dünyada gördüğü en son canlı bendim. Bunu niçin vurguladım? Yoldaşlık böyle bir şey işte. Hissederek var. Ben Hevalê Ali’yi hissettim, son günlerini yaşadığını tahmin ettim. Ve Heval de benim gideceğimi bildiği için sonuna kadar direndi. Beni son kez gördükten sonra artık göreceği kimse kalmadı, yaşam direncini göstermedi ve gözlerini sonsuza kadar kapattı. Bunu yanındakiler de söylüyordu: “Ali seni bekliyordu, sen geldin, gördü, bir daha gözlerini açmadı.” Zaten biz öğleden sonra saat 15-16 sıralarında gitmiştik; gece saat 2.00-3.00 sıralarını gösterirken şehadete ulaştı. Bu dünyadan sırlandı; haktan gelip hakikate eridi, tam olarak yeni bir âleme göçtü. Bir parantez; Ali arkadaşla aramızdaki hissiyatı sadece pozitif bilim ışığıyla anlamlandırmak olanaksızdır. Bunu anlamayanlar Önderliğin en son attığı tarihsel adımı hiç anlayamazlar.
Barış Grubu ve ortak yürüyüş
Ali arkadaşı 1998’de; bir eğitim devresinde tanıdım. O devre eğitimine gelmişti, ilk katılımıydı. Ve o devrede çok anılarımız oldu; sık sık anlatırdı, gülerdik, şakalaşırdık. Daha sonra birlikte Barış Grubu’yla geldik. Sekiz arkadaştık: üç kadın, beş erkek arkadaş. Ben grubun sözcüsüydüm. Brüksel’de bir haftadan fazla “Neyi nasıl yapacağı?” meselelerini tartıştık, konuştuk. Ve hiçbir arkadaş “Şu kadar ceza yatarız, bu kadar yatarız” demedi. İşte “Biz gideriz, barış gelir” ki bazıları öyle diyordu. Bizim aslında güvence aldığımız “Gider gitmez serbest bırakılacağımız ve barış mücadelesi, demokrasi mücadelesi yürüteceğimizi” söylüyorlardı fakat koşullar hiç de öyle değildi. Bunu tahmin ediyorduk. Bir cezaevi sürecinin bizi beklediğinin farkındaydık. Önderlik çağrısı üzerine gelmiştik. Bilindiği gibi Önderlik, 15 Şubat 1999’da devletlerarası komployla teslim edilmiş, İmralı Adası’na yerleştirilmiş, bir yargılama sonucu idama mahkûm edilmişti. Önderlik ve bunun üzerine gelişmeleri de değerlendirerek aslında yeni bir süreç başlattı.
Önderliğin çağrısıyla gerilla sınırların dışına çekiliyordu. Birinci Barış Grubu dağdan gelmişti. İkinci Barış Grubu olarak da biz, 29 Ekim 1999’da Demokratik Cumhuriyet’e katılım amacıyla Avrupa’dan gelmiştik. Ali’yle böylesine tarihsel bir yolculuğa da çıkmış olduk. Ali Arkadaş beş yıl kadar cezaevi yattı; ben 13,5 yıl kadar yattım.
Hevalê Ali tahliye olduktan sonra barış mücadelesi yürüttü. Önce Barış Meclisi, ardından Barış Vakfı’nın kurucularından ve şehadete kadar da Barış Vakfı’nda çalışmalar yaptı.
Tarihsel süreç ve gelecek
Şehadetinin yıldönümünde Hevalê Ali’ye birkaç söz daha söylemek istiyorum. Fiziken aramızdan ayrılışının ikinci yıldönümü. Bu zaman içinde Önderlik tarafından tarihsel adımlar atıldı ve hamleler yapıldı. 27 yıl önce birlikte yürüyüşe çıktığınız barış arayışı ilk kez ete kemiğe bürünmeye başladı. İlk kez Türk devleti Kürtleri muhatap aldı. Başkan Apo 27 yıl sonra adada müzakerelere başladı.
27 Şubat 2025 tarihinde Önder Apo barış ve demokratik toplum çağrısı yaptı. Peşi sıra Bêse Xozat öncülüğünde 15’i kadın, 15’i erkekten oluşan gerilla grubu sembolik olarak silahlarını yaktı. Meclis bünyesinde sorunun çözümü için ilk kez bir komisyon kurulduğu ve rapor hazırladı. Meclis’te kök veya çerçeve yasası yasallaştı.
Yeni bir döneme giriş yapılıyor; ulusal kurtuluş stratejisi sona eriyor, demokratik siyaset stratejisine geçiş yapılıyor. Kök yasa bunun ilk adımı olmaktadır.
Çerçeve yasası mükemmel bir yasa değildir; hâlâ devlet mantığının baskın olduğu, soruna şiddet penceresinden bakan, Kürt gerçekliğini görmeyen bir yaklaşım hâkim. Ancak ilk kez Kürt önderlerinden Serok Apo idamdan müzakere masasına problemi taşımıştır. Bu tarihi bir adımdır. 27 yıl önce birlikte başladığımız barış arayışı gelinen aşamada ete kemiğe bürünüyor. Bu konuda emeğin boşa gitmedi. Bu temelde gelecek çok daha görkemli olacaktır.
Başlangıçta da Özgürlük Hareketi hep küçük adımlarla başladı. Örneğin “Çubuk Barajı” toplantısı çok küçük ve mütevazi bir adımdı ama günümüzdeki sonuçları çok görkemli değil mi? Bundan sonrası dünyaya mal olmuş bir Kürt hakikati var, gerçeği var, Özgürlük Hareketi var. Yığınla sorun olmakla birlikte esas doğrultu; demokratik siyaset ve toplumsal entegrasyona ve inşaya dönük yürüyüş olmaktadır.
Sana şehadetin ikinci yıldönümünde bu kısa raporu duyurmakta kıvanç duyuyorum. Rahat uyu hakikatin çocuğu. Haktan geldin, hakikate yürüdün, sırlandın, tam oldun ve emeğin boşa gitmedi, gitmeyecek. Yoldaşların devam ediyor.









