Demokratik siyasal çözüm için bir başlangıç olarak görülen çerçeve yasa çıktı. Birçok eksikliği eleştirildi. Yine yanlış ve hatalı değerlendirmeler konusu özellikle Kürt halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Ancak 100 yıllık çatışma yaratan sorunun siyasi zemine taşınması önemli bir durumdur. Yasa, sorunu sadece silahların bırakılması gibi yansıtsa da 100 yıllık gerçeklik böyle olmadığını göstermektedir
Dr. Hayri Hazargöl
15 Ağustos 1984 yılından bu yana PKK’nin öncülük ettiği gerilla savaşı yürütüldü. Hem Türkiye hem de Kürtler on binlerce insanını kaybetti. Şu anda bir çatışmasızlık vardır. PKK kendini feshetmiş ve Türkiye’ye karşı gerilla savaşını sonlandırmıştır. Kürtlerin barış ve demokratik toplum olarak adlandırdığı bu süreç başarıyla sonuçlanırsa bundan hem Kürtler hem Türkiye kazanacaktır. Nitekim cumhurbaşkanı başta olmak üzere Türk devlet yetkilileri bu sürecin Türkiye’yi uçuracağını söylemektedirler. Tabi ki Kürtler de özgür ve demokratik yaşama kavuşursa. Böyle olmaz, Türk devleti Kürtlere karşı yeniden bir saldırı içine girerse Türkiye daha fazla kaybeder. İşte o zaman beka sorunu yaşar. Zaten Türk devleti bunu gördüğü için PKK önderliğine silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısı yapmıştır.
42 yıllık savaşta Türk devleti başarılı olmamıştır. Ne gerilla mücadelesini tasfiye edebilmiş ne de PKK’nin büyümesini engelleyebilmiştir. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi bugüne kadar hep büyüyerek gelmiştir. Belki PKK tüm hedeflerine ulaşmamış olsa da büyük gelişmeler sağlatmıştır. Kim Kürdistan ve Türkiye’deki siyasi durumu 1984 öncesi gibi olduğunu söyleyebilir! 12 Eylül askeri darbesinin esas amacı Kürt halkının özgürlük ve demokrasi istemini tümden ezmekti. Bunun için büyük bir irade kırma saldırısı yürütmüştür. Eğer bu politikası PKK’nin öncülük ettiği mücadele ile karşılanmasaydı Kürtler üzerindeki soykırım politikası yaygınlaşıp derinleştirilecekti. Kürtleri Türkleştirme ve Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirme amacı gerçekleştirilecekti.
1980 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra Diyarbakır 5 No’lu zindanında tüm tutsaklara Türk’üm dedirtmek sadece zindanla ilgili bir politika değildi. Kürt siyasi güçlerini tümden ezdikten sonra Kürtler üzerinde uygulayacakları politikanın zindandaki tutsaklar üzerinden başlatılmasıydı. Kürtlerin en bilinçli ve direngen kesimlerinin iradesini kırarak bunu tüm Kürdistan’da yayma hedefleniyordu. Bunun üzerinden de Türkleştirme politikası hızlandırılarak sonuca ulaştırılmak amaçlanmıştı. 12 Eylül faşist darbesinin temel programı buydu. Ancak bu politika ilk önce Diyarbakır 5 No’lu zindanında ideolojik yenilgiye uğratıldı.15 Ağustos gerilla hamlesi de bu politikayı tersine çevirip Kürt halkının her yönden dirilişini gerçekleştirdi.
42 yıl boyunca tarihin gördüğü en büyük bir çatışma dönemi yaşanmıştır. Türkiye resmi olarak savaşı kabul etmese de tüm dünya bunu bir savaş olarak görmüştür. Tarihte bir halkın bu kadar uzun ve kesintisiz özgürlük mücadelesi vermesi görülmemiştir. Türk devleti Türkiye’nin tüm imkanlarını bu savaşta kullanmasına rağmen sonuç alamamıştır. Bugün bir çatışmasızlık ve bir siyasal mücadele yürütülüyorsa bunu sağlatan 42 yılı şiddetli savaş olmak üzere 53 yıllık mücadeledir.
Siyasal mücadele ortamını ortaya çıkaran, demokratikleşme temelinde Kürt sorununun çözümünü hedefleyen barış ve demokratik toplum süreci on yıllar süren çok yönlü mücadelenin sonucudur. Bu mücadelenin yarattığı değerler ve birikim üzerinden demokratik siyasal çözüm mücadelesi yürütülmektedir. 15 Ağustos’un 42. yıl dönümünde bu gerçekliğin anlaşılması çok önemlidir.
Demokratik siyasal çözüm için bir başlangıç olarak görülen çerçeve yasa çıktı. Birçok eksikliği eleştirildi. Yine yanlış ve hatalı değerlendirmeler konusu özellikle Kürt halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Ancak 100 yıllık çatışma yaratan sorunun siyasi zemine taşınması önemli bir durumdur. Yasa, sorunu sadece silahların bırakılması gibi yansıtsa da 100 yıllık gerçeklik böyle olmadığını göstermektedir. Nitekim yasa tartışmalarında sorunun Kürt sorunu ve demokratikleşme olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu da Türkiye tarihi ve siyasi alanı için yeni bir durumdur. Daha doğrusu ilk defa karşılaşılan bir durumdur. Bunlar da bu yasanın bir başlangıç olduğunu göstermektedir.
Bu yasanın çıkışı sonrası Türkiye’de demokratikleşme daha fazla dillendirilecek ve Türkiye siyasetinin temel konusu olacaktır. Sadece DEM Parti ve Türkiye solu değil, muhalif tüm siyasi güçler ve demokratik kurumlar da demokratikleşmeyi gündemleştirecek ve Türkiye siyasetine dayatacaklardır.
Kuşkusuz bu yasada belirtilenlerin gerçekleşmesi öyle düz, tek taraflı ve dayatmalarla sağlanmayacaktır. Bundan sonra da siyasal mücadele ve görüşmeler sürecin nasıl yürüyeceğini belirleyecektir. Çünkü tek taraflı bir irade ve kararla yürüyecek bir durum yoktur. Bunun çok iyi bilinmesi gerekir.
Barış ve demokratik toplum sürecinin demokratikleşme ve Kürt sorunu çözümü doğrultusunda gerçekleşmesi için sadece Kürt halkına değil, Türkiye’nin tüm demokrasi güçlerine tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Gerçekten de hangi siyasi güçlerin ve kesimlerin demokrat olup olmadığı bu süreçte belli olacaktır. Gerçek bir demokratikleşme mücadelesi ve demokratikleşmeden söz ediyoruz. Mevcut cumhuriyet demokratik cumhuriyet haline gelmeden de demokrasi ve demokratikleşmeden söz edilemez.
Şimdiye kadar Kürtler yararlanır diye gerçek bir demokratikleşmeden uzak duruluyordu. Demokratlık, demokratikleşme ve demokrasi de bu anlayışın aşılmasıyla gerçekleşir. Yoksa demokratikleşmenin demagojisi yapılmaya devam edilir.









