• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Haziran 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Tarihin anahtarını ararken: Göbeklitepe

5 Haziran 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet

Devletin ideolojik aygıtlarıyla ve zor gücüyle otokton halkları ‘üst kimlik’ kurnazlığıyla asimilasyona tabi tutup kültürel tarihi çoraklaştırmaya çalışanlara kutup yıldızı gibi bir cevaptır aynı zamanda Göbeklitepe

Mehmet Ali Çelebi

Tarihin sıfır noktası, asırların kayıp anahtarı aranırken dünyanın gözü Girê Mirazan, Girê Xirabreşkê, diğer adıyla Göbeklitepe üzerinde. Milyonların anlam arayışında kanatlı sırların mayalandığı, tarihe yeni bir yön veren şafağın söktüğü Göbeklitepe’yi inceleyip objektif tutmaya gidiyoruz.

Dicle, Fırat, Nil nehirlerinin hayat verdiği, sesin, sözün, dillerin ilk kez yazınsal köklere kavuştuğu, edebiyat dünyasına ilk yazılı destan Gılgameş’in armağan edildiği, şehirlerin ilk örneği komünal köylerin ilk kez ortaya çıktığı Kutsal Yay, Bereketli Hilal’in tarihe armağanı olan, insanlığın kalbinin attığı Göbeklitepe’ye yine büyük devrimsel dönüşümlerden birine yuva olan Karacadağ üzerinden yol tutuyoruz. Yani ‘Kültür’ün beşiğinden geçiyoruz önce. Latince ‘cultura’ kelimesinden gelen ‘kültür’ toprağı işlemek, ekip biçmek anlamındadır. ‘Kültür’ün ilk filizlendiği yer, yani buğdayın ilk şarkısının yankılandığı yer Karacadağ bölgesinden geçiyoruz. Tarımın anavatanı Karacadağ bölgesi geniş ovalarıyla Amed ile Riha (Urfa, Edessa) arasında uzanıyor. Binlerce yıl insana, evcilleştirilmiş canlılara kan olmuş, can olmuş Einkorn yani Siyez buğdayının ilk kez evcilleştirildiği bu hattı paylaşan Amed’in Çınar ile Riha’nın Sêwereg (Siverek) ilçesinden ilerliyoruz. Yol boyu fıstık bahçeleri selamlıyor bizi. Bazı tarım yapılabilecek ya da meralık denebilecek yerlere GES santralleri kurulmuş. Halkın vergilerini Sudan’da tarım arazisi kiralamaya harcayanların neden buralardaki arazilerin ekimi için üreticilere gübre, tohum desteği ve alım garantisi vermediği sorusunu sorup yola devam edelim.

Güneş ve yağmur

Ateşin ve güneşin sofrasında, güneşi içenlerin ezgilerinin yükseldiği coğrafyada tanyeri horozlarının yıldızlara seslendiği vakitte yola çıktık, ancak meteoroloji yine yağmur yağacağına işaret ediyor. Sêwereg’den Kürdün ayakta kalma kavgasında ve varoluşsal ufkunda önemli dönüm noktalarından birine tanıklık etmiş olan Curnê Reş’e (Hilvan), oradan Heweng’e (Bozova), Xelfetî’ye (Halfeti) uzanıyoruz. Xelfetî’de beş dakikalık yağmur bastırıyor, Bozova’ya girerken güneş açıyor. (Göbeklitepe dönüşü 17.35 gibi Riha merkezine girdiğimizde ise kırbaç gibi iniyor yağmur şehre. Kapitalizmin yarattığı iklim krizinin zamansız yağışları deniyor) Pira Reş (Karaköprü) ilçesinden Xelîliye’ye (Haliliye) giriyoruz. İki vadinin arasındaki tepeden ilerleyen yoldan gidiyoruz. Belli mesafeye kadar araçla gidiyoruz. Turist turnikelerinin ve buluntuların sembollerinin satıldığı giriş binasından sonra bir km kadar bir mesafe var. Biletlerini okutup turnikeden geçtikten sonra isteyen ücretsiz otobüslerle, isteyen yaya olarak tapınak alanına ulaşıyor. Biz yaya gitmeyi tercih ediyoruz.

Gençlerin ve kadınların ilgisi

Hem yerli hem yabancı turist akını gözlemliyorum, yoğun ilgi söz konusu. Nereden ve hangi badirelerden bugüne geldiğini bilme iştahı var. Gençler ve kadınların daha çok olduğu dikkatimi çekiyor. Da Vinci Şifresi gibi gizem örtülerini aralayıp tarihin şifresini çözme merakı ve hevesi olmalı.

 

1 - 9
- +

1.

2.

3.

4.

5.

6.

7.

8.

9.

Ahşap yürüyüş platformları üzerinden A, B, C, D yapılarına ağır ağır ilerliyorlar. Acele etmeden tutamaklara yaslanıp dev T biçimli taş blokları, üzerindeki hayvanların kabartmalarını inceliyorlar. Ahşap platformdan ikonik görüntüyü izliyorsunuz, ilk dönemin ritüellerini hayal etmeye çalışıyorsunuz. 60 tona kadar oluşan taş sütunlar nasıl bu tepeye taşınabilmişti o zamanın teknolojisiyle? Denge oluşturma mühendisliği nasıl gelişmişti? Taşlardaki farklı ebatlar, hayvan figürleri neye göre belirlenmişti?

İnanç merkezi Göbeklitepe, Xelîliye ilçesi sınırlarında. Merkeze 17-18 kilometre mesafedeki Örencik Köyü’nde. Örencik’in de 3 km kuzeydoğusuna düşüyor. Çevresi kıraç, yerleşimlere uzak olduğu halde avcı ve toplayıcı dönemde bu alanda tapınak kurulmasının sırrı araştırılıyor.

Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ

İnsanlık tarihinin en eski kalıntısı Neolitik Çağ (Cilalı Taş Devri) ile Kalkolitik Çağ arasında olduğu varsayılıyordu. Göbeklitepe, tarih yazımını değiştirdi, bunu 12 bin yıl öncesine götürdü. Hemen yakınında Karahan Tepe’de de arkeolojik çalışmalar yürütülüyor. Bu ufuk açıcı basamakların 15 bin yıla kadar gidebileceği düşünülüyor.

Kürtçe’de Girê Mirazan, Dilek Tepesi, Girê Xirabreşkê Siyah Harabe Tepesi anlamına geliyor. Düşünün ki 12 bin yıl önce kutsal sayılan mekanla insanın bağı kopmamış. Binlerce yıldır nesilden nesile aktarılan kodlarla halk bölgeyle bağını sürdürmüş. Bu bir nevi Mezopotamya’nın otokton halklarının tarihsel zinciri kırmadan 21. yüzyıla taşıdığını da yansıtıyor. Çünkü savaşlar, pandemiler, iklim değişimleri, depremler, büyük değişimler, göçler yaratırken, yok oluşlar yaşanırken, uygarlık geçişleri olurken, kentler, kalıntılar toprak altına kalırken bölgede yaşayanlar o bölgedeki sırrı zihinlerine kodlamış. Göbeklitepe’deki kazılardan önce yeni kuşakların o tepenin altında ne olduğunu bilmeden orayı kutsal ziyaretgah olarak görmesi sürdürmesi, ziyaretler edip dua etmesi, ağaçlara dilek bezleri bağlaması bunun göstergesi. Bu da otokton bir halk zincirine ve dolayısıyla kesintisiz bir hafızaya işaret ediyor. Devletin ideolojik aygıtlarıyla ve zor gücüyle otokton halkları ‘üst kimlik’ kurnazlığıyla asimilasyona tabi tutup kültürel tarihi çoraklaştırmaya çalışanlara kutup yıldızı gibi bir cevaptır aynı zamanda Göbeklitepe.

Klaus Schmidt’in gözleri

1986 yılında tarlasını süren çiftçi Mahmut Kılıç bulduğu bir kalıntıyı öyküsü vardır anlayışıyla müzeye verir. Ancak burası Türkiye, 12 Eylül darbesi vardır, her şey asker-postal-tank eksenlidir. İnsanlığın yolculuğunu, halkların kültürel, sosyal köklerini araştırmak bir yana, ülkedeki halkları ya zorla ya asimilasyonla yok etmeye, tekleştirmeye çalışan zihniyet nasıl arkeolojik çalışma yapabilirdi? Neye lazım tarih ve araştırma. Bakarlar ama görmezlerdi. Ta ki kilometreler ötesinden gelip Arkeoloji Müzesi’ni gezerek inceleme yapan Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt, bir kıvılcım yakana kadar Ankara kös kös oturur. Prof. Klaus Schmidt, tarihin derinliklerini aydınlatacak ışığı görür ve araştırma başlatır, Klaus Schmidt başkanlığında tarlardaki buluntudan 9 yıl sonra 1995’te kazılara start verilir. Kadim halkların tarihinden süzülen miras zamanla gün ışığına çıkarılır. Dairesel dans halini yansıtır gibi T biçimli dikili taşlar, 65 cm’lik insan heykeli, taşların üzerinde hayvan figürler bulunur. Bu sembolizmin arka planında ne mesajlar olduğu tartışılıyor, üzerine kitaplar yazılmış durumda. 2018’e gelindiğinde arkeolojik kazıların sonucuna UNESCO da bigane kalamaz. Malta’dadaki Megalitik Tapınakları’ndan 6.500, İngiltere- Wiltshire’deki prehistorik Stonehenge anıtından 7000 ve Mısır Piramitleri’nen 7500 yıl daha eskiye tarihlenen Göbeklitepe, 1 Temmuz 2018’de UNESCO 42. Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda, Dünya Mirası Listesi’ne alınır.

Göçebe toplulukların tarımı öğrenerek yerleşik hayata geçtiği tezinin Göbeklitepe’deki veriler ışığında değiştiği kaydediliyor. Avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe ve diğer dini merkezlere toplanıp ibadetlerini yaptığı, çok uzaklaşmamak için de yakında yaşamayı seçtiği, kaynaklar da kıt olduğundan yaşamı idame etmek için tarımsal üretime geçtikleri kaydediliyor.

12’nin sırrı

Ahşap platform üzerinden D Yapısı’na ilerliyorum. Etkileyici sahne. Höyükteki bilgilendirmeye göre Oval Planlı bir yapı. Tarımın ilk evresi olan Çanak Çömleksiz Neolitik A (PPNA- Pre-Pottery Neolithic A) ve yerleşik köy yaşamına ve tarıma geçiş evresi olan Erken Çanak Çömleksiz Neolitik B’nin (EPPNB- Early Pre-Pottery Neolithic B) başına tarihleniyor. 15 cm oyulu sığ kaideler içine oturmuş merkezdekilerden daha küçük 12 dikilitaş belli mesafede dairesel olarak yer alıyor.

Tanrı ile güreşen İsrael’in (Hz. Yakup) soyundan gelen 12 oğul ve onların soyundan 12 Kabile, Olimpos Panteonu’ndaki 12 tanrı-tanrıça, 12 Havari, 12 ay, 12 imam bu damardan miras mı acaba?

Ziyaretçiler uzun uzun dairesel halkadaki sütunları, canlıların kabartmalarını inceleyip kodlarını çözmeye çalışıyor. Birbirlerine yorumluyorlar. Taşların üzerinde, yılan, tilki, domuz, ördek, turna, akbaba, boğa, aslan, eşek, koyun, keçi, örümcek gibi canlıların motifleri bulunuyor. İnançlarını, kutsallıklarını taş sütunlara işledikleri düşünülüyor. Her canlıya farklı mistik anlamlar yükledikleri, tehdit, mücadele, direnç, dayanıklılık, kararlılık, doğa olayları, mevsimsel gelişmelerin hayvan sembolizmi ile yansıtıldığı düşünülüyor.

Dikili taşlar

A Yapısı’na geçiyorum. Çanak Çömleksiz Neolitik A evresinin sonlarına veya Erken Çanak Çömleksiz Neolitik B’nin başlarına tarihlenmekte. 12×13 metre ölçülerinde. Alçak taş seki apsis ile sonlanıyor. T biçimli 2 adet kireçtaşından dikilitaş bulunuyor. Daha küçük boyutlu dikili taşlar güneybatı ve kuzeydoğuya bakıyor. Zeminde U biçimli bir taş ile oluşturulan kapı açıklığının izleri bulunmuş. Yapının tamamına henüz ulaşılamamış.

B Yapısı, A Yapısı’nın kuzeyinde bulunuyor. Çanak Çömleksiz Neolitik A ve Erken Çanak Çömleksiz Neolitik B evresinin başlarında yapılmış. 12 metre çapında yuvarlak planlı. İşlenmiş kireçtaşı ana kaya üzerine inşa edilen C ve D Yapılarının aksine B Yapısı, terazzo denen harça kaplanmış. Merkezindeki iki dikilitaş diğerlerinden daha büyük. Yapıyı çevreleyen duvar içinde 9 küçük dikilitaş daha var. Kazılar tamamlanınca artacağı tahmin ediliyor.

C Yapısı; B Yapısı’nın doğusunda bulunmuş. A Yapısı’danki U biçimli taşın benzeri C Yapısı girişinde var. Çanak Çömleksiz Neolitik A ve Erken Çanak Çömleksiz Neolitik B’nin başlarına tarihleniyor. Yuvarlak-oval planlı yaklaşık 25 metre çapında. Göbeklitepe’de keşfi yapılan en büyük yapı burada. Düzeltilmiş kireçtaşı ana yayanın üzerine oturtulmuş. Farklı evreli iç içe geçmiş üç cephe duvarı bulunuyor. İlk halinde sayının fazla olabileceği değerlendiriliyor. Dış duvar en eski evresi, iç duvar en yeni evresini yansıtıyor. İçteki duvarda T biçimli 9 dikilitaş var, inşa döneminde sayının fazla olduğu düşünülüyor. Yapı merkezinde doğal kireçtaşı ana kayaya oyulmuş iki kaide  bir çift büyük T biçimli dikilitaşı tutuyor. Dış duvardan içeriye doğru uzanan dar bir dromos (koridor) eski giriş olarak değerlendiriliyor. Bu koridora giriş batı yanında yırtıcı bir hayvan tasviri bulunan  büyük U biçimli bir taşla sağlanmış.

Ziyaretçiler akın akın gelmeye devam ediyor, akşama doğru olmasına rağmen. Cep telefonu kameraları durmadan çalışıyor.  Hem tarihsel kalıntıları çekiyorlar, hem bazı noktalarda durup kendi fotoğraflarını. Akşama doğru son fotoğraflarımızı çekip bu kez yokuş aşağı yürüyüşe geçiyoruz.

“Tarih, geçmişin aynası değil geleceğin feneridir” denir. Bu coğrafyanın kadim halkları Göbeklitepe’nin mirası ve Ahmed Arif’in sesinden “Beşikler vermişim Nuh’a/Salıncaklar, hamaklar,/Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,/Anadoluyum ben,/Tanıyor musun?” diye sesleniyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Çin Kutusu siyaseti ve Türkiye’nin barış süreci

Sonraki Haber

Devletsiz sosyalizm: Demokratik toplum

Sonraki Haber

Devletsiz sosyalizm: Demokratik toplum

SON HABERLER

Şahê Dengbêjan: Şakiro

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Topyekûn sınıf savaşı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Dijital faşizm ve savaş çağı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Devletsiz sosyalizm: Demokratik toplum

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Tarihin anahtarını ararken: Göbeklitepe

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Çin Kutusu siyaseti ve Türkiye’nin barış süreci

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Süveyda ve Şehba’da çağrı: Kayıpların akıbeti açıklansın, tutsaklar serbest bırakılsın 

Yazar: Yeni Yaşam
4 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır