Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) ilk zirvesi; otuz iki üyesinin devlet ve hükümet başkanları, ortak ülkeleri ve Avrupa Birliği’nin (AB) katılımı ile 2025 tarihlerinde Hollanda‘nın Lahey şehrinde gerçekleşmişti. 2025’de yapılan ilk zirveden de hatırlanacağı gibi zirvenin gerçek niyeti 2023’te gene Hollanda’da planlanmış ve 2024’te NATO Genel Sekreteri tarafından açıklanmıştı.
NATO zirveleri ile üye ülkelerinin savunma harcamalarının %5’e çıkarılması taahhüt edilmekte, NATO’nun ittifakının genişletilmesi amaçlanmakta. Bu ilk zirveye NATO üye ülkelerinin yanı sıra Yeni Zelanda, Japonya, Avusturya ve Güney Kore katıldı. Savunma sanayine verilmesi düşünülen fon destekleri açıklandı. Örneğin Silah ve teçhizat stoklarının arttırılması planlandı. Aslında amaç, savaşı ve savunma sanayini aktive etmek bunun için diplomasi yürütmekti ve bu uğurda da zirvelerin devamına karar verildi. Şimdi ikincisi Ortadoğu ve Türkiye’nin yeni bir savaş ittifak alanı olma öncülüğüne geldi. Böylece NATO dünyanın jeopolitik olarak merkezine çökmüş olacak. İki zirvenin ev sahipliğini üstlenen cumhurbaşkanı ve siyasi iktidar ise bu kirli ittifakla gururla bu süreci yürüteceğini zannediyor. Bunun için ülkenin sıcak atmosferi de hazır. Ortadoğu’da siyaset ve savaş İsrail’in, Netanyahu koordinatörlüğünde, soykırımlara kadar ulaşmakta. Kuzeyde Ukrayna ve Suriye arasındaki nükleer enerjiye hegemonya’ya dayalı süreç sıcaklığını koruyor.
7-8 Temmuz 2026’da 2. zirve Türkiye’nin başkentinde Ankara’da yapılacak… Ve Ankara’da yaşam önümüzdeki hafta duracak. Toplu taşıma sistemleri halk kullanmasın diye kontrol altına alınacak Havaalanları, metro ve otobüslerin seferleri iptal ediliyor, istasyonların girişleri kapatılıyor, parklara giriş yasağı konuluyor vs. Türkiye Büyük Millet Meclisi TBMM, o da kapatılacakmış. Ülke bir süreliğine yönetilmeyecek. Zaten yönetilmiyordu, Meclis zaten yoktu diyebilirsiniz ama bir süreliğine mış gibi de yapılamayacak.
NATO’nun yaşamı ne kadar hegemonya altına almayı hedefliyorsa da Türkiye’nin gündeminde apolitik haber alanlarında tam tamına -köy yanıyor deli taranıyor- modu hakim. Parklardan birinde Macron koşacakmış, sosyal medya bununla ilgili. Kirazlı yokuşundan koşturulmasını önerenler de var, hummalı çalışmaların yapılmaya başlandığı parklarda bu mahalleye mi gelecek diye düşünenler de, örn. Dikmen Vadisi’ndeki süs havuzlarının doldurulması başkent kulislerinin, ana akım medya gündemini işgal edebiliyor. Kısaca ülke yönetimi ve Türkiye’de yaşam, açıklanacak yeni bir tarihe kadar kapalı. Oysa yaşamın üstünü örten mistik tülün altında planlananlar tüm yakıcılığı ile yaşamı yok oluşa sürüklemeye hazırlanıyor.
NATO toplantısı öncesinde, savunma sanayiinin ittifak üyesi ülkelerine ihracatının artışı oldukça ilginç. Basında savunma sektörünün ihracatının, önceki döneme göre yüzde 47,12 arttığı belirtiliyor. 1 Haziran 2025-31 Mayıs 2026 aralığında önceki bir yılda 7 milyar 399 milyon 103 bin dolar olan sektör ihracatı 10 milyar 885 milyon 606 bin dolara yükseldiği belirtiliyor.
Çok iyi biliyoruz ki, kapitalist sistem; üs edindiği bölgeleri, sermaye birikimine sokacağı mekanları, doğal ve kültürel varlıkları kaynak olarak kullanarak sömürür ve varlığını sürdürür. Süreç uluslararası ekonomi politik kararlarla planlanır, ulus devletler tarafından emperyalist savaşlarla desteklenir. Savaş; ekolojik yıkımları, ekolojik soykırımları gerçekleştiren, kapitalizmin işlerliğini sağlayan en güçlü araçlardan biridir. Savaşla gücü ele geçiren devletler, halkların yaşam alanlarını ve özgürlükleri ellerinden alır, yaşamı tahakkümü altına sokar. Savaşlar süresince halklar öldürülür, göçe zorlanır, yerinden yurdundan edilir. Doğal varlıklara el konur, kültürel varlıklar yok edilir.
Ortadoğu’da süren savaşlar, o savaşların süreç boyunca günümüze kadar yaşananlar bunun en yakıcı örneğidir. 1947 yılından bu yana su ve enerji üzerinden yürütülen İsrail- Filistin savaşları ve her savaş sonrası giderek egemenliği güçlenen İsrail’in Filistin halklarının özgürlüklerini, yaşam varlıklarını (suları, tarım alanlarını) ellerinden alarak sürdürüşüne tanığız. Savaşın bugün gelinen boyutunda Gazze’nin/ Batı Şeria’nın soykırıma sürüklenişi dünya halklarının gözü önünde sürmekte. İsrail’in soykırım hedefiyle sürdürdüğü Gazze Katliamı hakkında, kentin yeniden yapılanmasının hedeflendiği, kapitalist devletlerin enerji güvenliği ve talebinin sağlamak için bölgedeki petrol, doğal gaz vb. enerji kaynaklarına hükmetme çabaları, bunun için Gazze halkını başka coğrafyalara gönderme planları sistemin aktörleri tarafından yapılan açıklamalarda açıkça belirtilmekte.
Suriye’de Ortadoğu halklarının yıllardır yaşadığı coğrafyada cihatçı güçler savaşlarla güç devşirirken ABD-İsrail-HTŞ üçlemesinin halklar üzerinde kurmaya çalıştığı sistemin amacının; bölgenin enerji koridorlarını ele geçirmek olduğu, suya hakim olma hedefiyle savaşın sürdüğü tüm gerçekliği ile Tüm açıklığı ile ortada. Türkiye’nin bu sistemde/ sömürü mekanizmasında yer almak için gösterdiği müdahalelerin de savaş stratejileri ile sürdürülmekte olduğu da. Ukrayna- Rusya arasında süren savaş ise nükleer savaş tehdidi ile, kapitalistlerin/AB ülkelerinin enerji güvenliğini sağlamak için tüm gücü ile yürürlükte olduğu da.
Kapitalist devletlerin sürdürdüğü savaşlar; halklar için tüm yakıcılığı ile sürerken, yaşam alanları aynı hızla yok oluşa sürüklenirken, yıkılan, yerle bir edilen kentler, yağmalanan alanlar savaşı sürdüren kapitalist devletlerin yeni sermaye birikim alanına dönüştürülürken,
Ve ülke yangın yeri iken yoksulluk yerini açlığa devretmiş durumdayken cumhurbaşkanının ve siyasi iktidarın bu can siperane ev sahipliği niye ki!
Mistik tülün altında yatanları bilenlere, yaşamı korumaktan vazgeçmeyenlere; rastgele dostlar…








