• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Haziran 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Mehmet Nuri Özdemir

Xwebûn krizi

10 Haziran 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Mehmet Nuri Özdemir, Yazarlar

“Savaştan çıkmış gibisin” derler. Evet çoğumuz savaştan çıkmış gibiyiz, kan ter içindeyiz, çünkü modern hayat esasen savaş halidir. Modern hayatın konforu bile çağın huzursuzluğunun ve mutsuzluğunun merkezidir. Belirsizlikler üzerine kurulan modern zıtlıklar hiçbir zaman bu kadar iç içe geçmemişti. Başka bir deyimle uçlar hiçbir zaman bu kadar yakınlaşmamıştı. Devrim de kapıda, devrilmek de; savaş da kapıda, barış da. Kesintisiz uyanıklık ile derin uyku arasında kalan zaman döngüsü adeta insanı sersemleştiriyor. Anlam arayışı ile anlamsızlıkta çakılı kalma gerginliği; gece ile gündüz gibi zamanın derin çatlaklarına, hakeza keskin kopuş ve inatçı diyalektiğin bezginleşen sürekliliğine rağmen; bu gerginliğin yarattığı huzursuzluğun ortasında yaşama tutunmak, anlamı aramak, üretebilmek, dönüştürme çabası içinde olmak her devrimci için bir bahar bahçesinin bahçıvanı olmak gibidir.

Fakat bahçıvanlığımız kısa sürmektedir. Dokunsan öfkeden patlayacak, dokunsan hüngür hüngür ağlayacak milyonların içinde yaşamanın ağır basıncı neşemizi büküyor; çoğu zaman milyonlarla birlikte ölümcül kederin insafına terk ediliyoruz. Peki bir dokunsan bin ah işiteceğimiz kitlelerin varlığı bize ne söylüyor? Herkesin bazen kendisini büyük suçlu bazen büyük haklı, bazen ezilen bazen ezen, bazen günahkâr bazen masum olarak gördüğü bu büyük duygu dalgalanması neyin nesidir? Zaman, tümüyle bir geçiş krizi mi? Varılacak bir mandalina bahçesi, bir nehir kıyısı ya da sakin bir bayram akşamı yok mu halkımız için? Bahar bahçelerimizi geri almak için daha ne kadar sürecek bu yolculuk?

Kürtler modern zamanların kıyısında kalan bir mucize olarak derin arayışın içinde, yüzeysel modernitenin gölgesinde direniyor. Dirilişin keskin arzusu, anlamı kaybetme kaygısıyla karışınca ilelebet bir huzursuzluğa mı yoksa şairin dediği gibi bir türlü varamadığımız vişne bahçeleriyle dolu neşeli bir memlekete mi sürükleniyoruz, bilemiyoruz. O memleket, o bahçe neresidir, ne kadar uzaktadır, tünelin ucu nereye varmaktadır, onu da bilemiyoruz. Kimimiz tünelin içinde, kimimizin ucunda beklediği buluşma anı hangi yitik zamanın taşıyıcısı olacak? Hangi cesaret kaldırabilir o anın ağırlığını?

Xwebûn sancısı yaşıyoruz. Marx’ın modern işçi sınıfı için ifade ettiği “kendi için sınıf” bilincinin Kürdileşmiş halidir xwebûn. Niceliğin niteliksel bir fark yaratabileceği moment olarak da tanımlanabilir. Her halükarda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı xwebûn eşiğindeyiz. Kendimiz için düşünmeyi, kendimiz için inşa etmeyi öğreniyoruz. Ya ilelebet kendimiz olacağız ya da sonsuza dek başka bir şey!

Bir dalga geliyor, bu dalganın altında kalmak istemiyoruz. Bir fırtına geliyor, bu fırtınaya yenilmek istemiyoruz. Bunu ifade etme biçimlerimiz çoğu zaman sorunlu olsa da asıl hadise bu. Kimi zaman hesapçı ve kısmen kişiselleştirilmiş hikâyelerle hakikat manipüle edilebilir. Kimi zaman abartılı, orantısız, ölçüsüz genellemeler de yapılabilir. Ve mantık dışı kıyaslamalar… Ama işin özü apaçık ortada. Bir dalga geliyor, bu dalganın altında kalmak istemiyoruz. Bir fırtına geliyor, bu fırtınaya yenilmek istemiyoruz. Bunu doğru anlamak istiyoruz.

Herkesin öncelikle kendi sesini dinlemesi, ne istediğini bilmesi anın en sade savunma taktiğidir. Her şeyden önce adil olmayı temel bir ilke haline getirmekte sözleşmek gerekir… Adil olmayı öğrenmezsek başkalarından bize karşı adil olmalarını bekleyemeyiz. Kuşkusuz kimse hint kumaşı değil, hakeza kimse kendisini önemsiz de görmemeli. Bazılarımızın bir adım geride, bazılarımızın bir adım ileride olmasına alışmalıyız. Bu durum hakikati değiştirmiyor, sadece bütünlüyor. Puzzle’ın parçaları gibi her parçanın kendisine has görev ve misyonu var; maharet parçaları yerleştirebilmekte…

Süreklilikleri doğuran şey kırılmalardır. Yeniden bir kırılma anındayız. Ya sürekliliğe nitelik katacağız, ya kırılacağız. Nitelik katabilmek komüncü bir arzuyu zorunlu kılıyor. Bunu anlamalıyız. Kırılsak da sadece biz değiliz kırılan. Koca bir halk kırıldı, koca bir coğrafya kırımdan geçti. İnsan çığlıkları henüz kulaklarımızdan gitmiş değil. Şimdi kederden neşeyedir yolculuğumuz, bunu görmeliyiz. Daha fazlasına değil, daha iyisine odaklanmalıyız.

Birbirimizle konuşmayı unutursak zaman, doğa, toplum ve birey ile stratejik diyalog kurma iddialarımız çöpe gider. Beklentileri doğru yönetmeli, realize etmeliyiz. Hakikatin demagojisi olmaz, hakikat çıplaktır. Sahteliklere karşı bumerang gibi çarpar. Kapitalizmden bize bulaşan rekabeti, çekememezliği, kıskançlığı saymazsak ölümcül uçurumların bir kısmı geride kaldı. Vardığımız mevzinin geri dönüşü yok.

Yıllardır antropoloji okuyoruz. Avcı toplayıcılardan bugüne insanlık tarihini öğreniyoruz. İşte dibimizde tarihin sıfır noktası Göbeklitepe, Karahantepe… Ağaçta yaşayan barışçıl maymunların soyundan mı, yoksa toprağa bağlı, sürü halinde avlanan, avının kafatasını sopalarla ezen ilkel bir cinsin soyundan mı geliyoruz? Ana eğilim, insanın şiddet ile ayakta kalan damardan geldiği yönünde. Yıllardır bu damardan gelenlerle birlikte yaşıyoruz. Kafatasımızı parçalamak istediler, izin vermedik. Değiştirmek istediler, ona da izin vermedik. Şimdi dönüştürmek istiyorlar ama artık kendimize ait bir kafatasımız var. Pavlov’un denekleri değiliz, bunu herkes bilmeli. Xwebûn aşamasındayız.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kürtler ve Suriye: Müzakerelerin kritik eşiği

Sonraki Haber

Hakikati yaşamak: Demokratik özerk birey üzerine

Sonraki Haber

Hakikati yaşamak: Demokratik özerk birey üzerine

SON HABERLER

Bütün devrimler yapıldı, insan hâlâ bekleniyor: Dönüşüm üzerine bir uygarlık sorgulaması

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Hakikati yaşamak: Demokratik özerk birey üzerine

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Xwebûn krizi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Kürtler ve Suriye: Müzakerelerin kritik eşiği

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

4 Kürt ilinde yeni YEKA alanı!

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

İnşanın yolu ‘Hebûn’ olmaktır

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Akıl ve siyaset

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır