Maraş’ta, Urfa Siverek’te liselerde ellerinde silahlarla okula gelebilen ve tüm arkadaşlarına öğretmenlerine ölüm kusan öğrencilerinin katliamı bir kez daha hepimizin nefesini kesti. Çocuktan nasıl katil yaratılabildi bu toplum? Rakel Dink’in Hrant’ın katledilmesinden sonra söylediklerini bir kez daha sorgulasak mı? Okulları, öğrencileri, öğretmenleri koruyamayan sistemi mi; çocukları şiddete sürüklenirken görmeyen, dahası destekleyen ailelerin dönüşümünü mü? Hiçbirini, çürümenin politik düzleminden kopartmadan, ayrıştırmadan baksak mı yeniden? Öyle uzaktan değil hani, içinden…
Üniversiteler kayyımlarla eğitim ve araştırma kurumlarından çıkarılırken kalınan sessizlikten mi? Eleştiren, iktidarın yaptığı aykırılıkları yüzüne vuran eğitim emekçileri mesleğinden atılırken uzaktan eylemelerden mi? eğitim sistemini yerle bir eden yirmi yılı aşkın siyasi politikalara karşı -siyasetler üstü- tutumlarımızdan mı? Ya da henüz bize bulaşmadı diyen aklımıza kodlananlardan mı? Eğitim sistemini çöktürüp şiddeti orta öğretime kadar indirmeyi başaran bugünün iktidarı muhalefeti ile çözümü güvenliği arttırmada -okullara silahlı yeni timler ekleyerek, medyaya haber yasağı, sosyal medyaya erişim yasakları getirmede- bulan akıldan mı?
Eğer hâlâ sorun nerede diye tartışıyorsak; iki gün önce olan katliamlar, camdan atlayarak yaşamda kalmaya çalışan çocukları, yanı başımızdaki savaşların Gazze’de, İran’da, Hiroşima’da çizmelerini geriye bırakan ama hâlâ çocuk olanları… Hep çocuk olanları unutmadıysak eğer.
Şiddetin sıradanlaştığı toplumsallaştığı böyle bir ülkede şöyle başlansa, önce ülkeyi bu duruma sürükleyenler topluca istifa etseler. Etmeliler ayrıca, Japonya’da yaşasalardı kendilerini cezalandırırlardı onurlarına yediremeyip. Burada kalmadı onlardan, hoş neredeyse hiç rastlanmıyor kendini sorumlu kılanlara.
Biz yaşamı onlar olmaksızın kendi kendimize daha düzgün yürütürüz. Ölmemek için okulun penceresinden atlayan öğrenciler de, öğretmenlerini, arkadaşlarını kurşun yağmuruyla ölüme sürükleyen caniler de oluşmaz. MESEM’le eğitimlerini tamamlamak zorunda olan öğrenciler tecavüze uğramaz, eğitim kurumu olarak belirlenmiş bu kurumun kapısında örneğin. Katili belli olan Gülistan Doku ve diğer katledilen kadınların, Narin’in ve öldürülen çocukların katilleri yıllarca korunmaz. Kadınları, çocukları katledenler barınamaz aramızda. Elinde palalarla üniversitelerde gençlere dalamaz katiller ya da kolaylıkla oyuncak alır gibi silahlar edinip okullarda katliamlar yapamaz ne çocuk ne erişkin. Çocuktan katil çıkmaz. Biz sevgi ile sarmalayarak koruruz çocuklarımızı. Ahlak da ahlaktır, öyle pisliklerin üstünü örten kelime halinde kullanılamaz, katilleri meşrulaştıranların dilinde. Yaşam yaşanılası olur. Hayal değil, özgürlüğe gidişin kararlılığında, politik tutumu ile vazgeçmesek faşizme karşı direnişlerden; yaşamı yeniden özgürleştirsek arınsak mı birlikte!
Yeltenebilir mi o zaman bir şirket; saldırdığı alanı koruyan, yaşamı savunan, zeytinliğini ve toprağını sermayeye teslim etmeyen Esraları tutuklayın demeye. Emekçiler, siyasetçiler, sanatçılar, gençler cezaevlerinde mi olur sizce. Adalet yaşamın özgürlüğünü mü savunur yoksa, bugünün aksine. Hukuk hak ve özgürlüklerin koruyucusu olarak yaşamı güvenceye mi alır o kurulan birliktelikte. Hukuk eşitliğin ortak normuna mı dönüşür hızla, biz kendi kararlarımızı verirsek birlikte.
Her geçen gün bir öncekinden daha yaşanılmaz kılınan, içi boşaltılan, her boşaltılan alana kötülük doldurulan bir yaşama mahkûm olmamak, her vahşet karşısında içimiz daha kavrulmaması için bugünden düşünsek mi özgür yaşamı nasıl öreceğimizi. Öyle büyük sözlerle değil hani, hepimizin yüreğindeki özgürlük heyecanını iç içe geçirerek.
‘’Dünyayı yorumlamak yeterli değildir, asıl önemli olan onu değiştirmektir.’’ demiş Karl Marx…
Çocuklarımıza, öğrencilerimize, eğitim emekçilerine, eğitim kurumlarına kadar şiddetlenen günün yakıcılığından yaşamı sürekli kavuran sermayenin, siyasi iktidarın pençesinde yok edilmeye çalışılan yaşam alanlara döneyim. Birkaç ufak hatırlatmayı buraya bırakmak istiyorum, izninizle. Hızlı unutuyor ya da kanıksıyoruz malum. Akbelen Ormanları’nı, İkizköy’ün zeytinliklerini savunan Esra Işık tutuklanalı 17 gün oldu. Ekoloji mücadelelerinin yoldaşı basın emekçisi arkadaşımız Hakan Tosun öldürüleli ve katilleri korunmaya alınarak olayın üstü örtülmeye çalışılalı 6 ay. Deprem bölgelerinde yaşamın rezerv alanlarla yeniden sermaye için kurgulanırken halkların kışını geçirmeyi sürdürmesini perdelerin ardına saklayalı üç yılı aşkın. Aklımızla oynanarak inşa ediliyor. Faşizmi siyasi iktidar bir yandan yürütürken sermayeye yol verişi, diğer yandan hızla örtüyorlar üzerini toplumsallaştırdıkları siyasi saldırıların.
Önümüzdeki hafta sonu üç politik buluşma olacak. Üzerinde sizinle sohbeti bir sonraki yazıya bırakarak onları da önemseyeceğinizden emin buraya bırakıyorum:
25 Nisan Cumartesi, ‘NKP Çernobil’in 40. Yılında Nükleer Santrallere Hayır’ mitingini Sinop’ta yapacak.
25 Nisan Cumartesi, Batı Akdeniz Havzası’nda, Büyük Menderes Havzası’nda ve Kuzey Ege Havzası’nda yaşayan suyu ve su havzalarını korumaya kararlı ekoloji örgütleri; Denizli’de Su Tahsisini planlayan kararname ile duyurdukları yaşamı geliri gideri ile ölçecek ve buna göre suyu dağıtacak düzenlemelere karşı yürüttükleri hukuk mücadelesinin politik tutuma çağrısı için buluşuyor.
24 -25 Nisan’da Varto; bölgeye yapılacak JES’lere karşı mücadele için planlanan büyük miting planlanırken birdenbire 14 Nisan’da Varto Kaymakamlığı tarafından 5 köy muhtarlığına yapılan- valilikçe projenin iptal edileceği- şifahi bilgisine inat büyük buluşmaya hazırlanıyor.
Sanırım aklımızla oynuyorlar ama boşuna… Buluşuyoruz ve değiştirmeye kararlıyız. Biline…









