En başta söylemekte beis yok. Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Siyasette ve toplum yapısında bu sürece uygun zihinsel değişim ve dönüşümlerin yaşanması, kökleşmiş düşünce kalıplarının ve bakış açılarının daha yapıcı bir biçimde yeniden yapılanması gerekecektir.
Toplumsal değişimler, değişen şartlar zihnin de kabuk değiştirmesini zorunlu kılar. Türkiye’nin içinden geçtiği bu yeni eşik, tam da böyle bir kırılma noktasına işaret ediyor. Siyasi ve sosyal atmosferdeki her yeni safha, eski ezberlerin yetersiz kaldığı bir dönemeçtir. Ancak en zorlu dönüşüm yılların biriktirdiği bagajları, kalıplaşmış önyargıları ve kutuplaştırıcı zihin kodlarını tasfiye edebilmektir
Yıllardır toplumsal hafızaya kazınan savunmacı, çatışmacı ve ‘öteki’ üzerinden kendini tanımlayan dil, yeni dönemin taşıyıcısı olamaz. Yeni bir dönemin ilk harcı, yapıcı ve onarıcı bir üslup kurmaktır.
Zihinsel değişim, geçmişi yok saymak değil; geçmişin getirdiği yükleri ortak bir geleceği inşa etmek adına yapıcı bir bilince dönüştürmektir. İğneyi başkasına batırmadan önce, toplumsal vicdanın sesine kulak vermek gerekir.
Gündelik siyasete ya da dönemsel rüzgârlara göre şekil alan tutumlar güven üretmez. Kalıcı bir dönüşüm, ilkelere, temel insan haklarına ve adalete dayalı bir omurga gerektirir.
Geleceği birlikte konuşabilmenin yolu, hiyerarşik veya üstenci bir dili kenara bırakıp, eşitlerin diyalog kurabildiği bir zemin oluşturmaktan geçer.
Zamanın ruhu, geçmişin kırgınlıklarına çakılı kalmayı değil, yarını inşa edecek cesareti talep ediyor. Zihinlerdeki sınırlar esnemediği, samimiyet ve adalet duygusu merkeze alınmadığı sürece atılan her adım eksik kalmaya mahkûmdur. Gerçek değişim, tam da bu cesareti göstermekle başlayacaktır.
***
Değişimin gerçeklik kazanması elbette kolay değildir. Çünkü değişiminin ima ettiği zihinsel sıçrama, daha önce sahip olunan kimi ezberleri bozma cesaretini gerektirir.
Sorgulamak; düşünme yeteneği olan beyinlere has bir özelliktir. Eski veri tabanlarıyla yenilenmek mümkün değildir. Bazen eskileri atmak, beynimize format atmak, akıl ve mantıkta bir dönüşüm, bir sıçrama yapmak gerekir. Yoksa zihinsel gevişin ötesine geçemeyiz.
Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için zihin haritası değiştirmenin gereğini vurgulayan Einstein; “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz” der.
Aynaya baktığında kılıf bulmadan, mazeret üretmeden, dürüstlüğünü ortaya koruyabilenler kötülük üretenlere karşı direnmek gerektiğini de bilenlerdir.
Günü kurtarmanın peşinde olanlar geleceği kuramazlar. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme iradesidir aynı zamanda. Yüzleşmeye dayalı olmayan bir değişim sınırlı, yüzeysel ve biçimseldir.
***
“Peşinden gidebilecek kadar cesaretiniz varsa, bütün rüyalarınız gerçek olabilir” diyen W. Disney’in sözünü, hayal sahnesinde var ettiğiniz, yaşamlarınızın her bir döngüsüne kazıdığınızda, rüyalarınızı gerçeğe dönüştürmek için önemli bir adım atmış olduğunuzu fark edeceğiz.
Önyargılardan, şablonlardan kurtulabilmenin ön koşulu olan biteni çarpıtmamaktır. Bu da ancak zihin haritasının koordinatlarını değiştirmekle mümkündür. Toplumda her etkiye karşı bir tepki oluşur. Bu doğa yasasıdır. Kimi olayları değerlendirirken bakış açımızı, zihin haritamızı değiştirmeden gerçeği yakalayamaz ve yanılırız.
Zihin haritamızdaki olumsuz imajları olumluya, kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek bir akla ihtiyaç var. Geçmişin değerleri ve metotlar yetersiz kaldığında, yeni değerler yaratmak, hayatın tıkandığı noktalarda yeni yöntemler geliştirmek gerekir.
Yeni tanımlar, anlamlar, yeni roller ve hamleler zamanıdır. Mevlana’nın dediği gibi: ‘’Dünle beraber gitti cancağızım; / Ne kadar söz varsa düne ait, / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”









