8 Aralık 2024’te Suriye’deki SDG ile olan savaş ve rejim değişikliği derken 10 Mart antlaşmasının da daha devreye girmediğine tanık olduk. Şam hükümetinin Alevi ve Dürzilere karşı soykırım uygulamaları devam ediyor. Bu saldırıların Şam geçici hükümetinin kendi içindeki radikal İslamcılara söz geçiremediğinin de bir göstergesidir. Bu saldırılar devam ederken ülkenin güvenliği için yapılan hiçbir antlaşma kolay kolay somutlaşamaz, gelişemez. Diğer taraftan İsrail’in güvende olması için ABD’nin de Suriye’den talepleri var. İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik antlaşması daha somutlaşmadı. Türkiye Kürt kazanımlarını engellemek için Şam hükümetine destek verirken SDG’yi tehdit etmekten vazgeçmiyor. Türkiye içinde IŞİD operasyonları devam ederken Yalova’da silahlı çatışmada üç polis hayatını kaybetti, sekiz polis de yaralandı. Şam geçici hükümetinin lideri olan Şara bir zamanlar IŞİD’in önemli lider kadrolarından biriydi. Bu eylemde kullanılan silahlar ve mühimmat nasıl Yalova’ya kadar geldi. Saatlerce süren bir çatışmadan bahsediliyor ama tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 10 Ekim Gar katliamında yaşananları hatırlattı. 5 Haziran İstasyon meydanındaki patlamayı da unutmamak gerekir. Ülke silah, uyuşturucu, bahis siteleri ve eskort kadınlar ile dolup taşıyor. ‘Terörsüz Türkiye’ söylemi bir türlü somutlaşmadı. Türkiye Suriye’deki radikal İslamcılara destek verdiği müddetçe Türkiye terör belasından kurtulamaz. Yeni Şafak gazetesi olayları çarpıtmaya ve çözüm sürecine darbe vurmaya devam ediyor. Yalova’daki teröristlerin SDG’nin denetiminde bulunan Hol kampından gönderildiğini haber yapıyor. Yeni Şafak gazetesine şunu hatırlatmak gerekir. Sınırda IŞİD’lilerle selamlaşan TSK askerlerini hatırlıyor musunuz? Yoruma da gerek yok.
Bilal Erdoğan uzun zamandır babasından sonraki döneme hazırlanıyor. Yurt dışı devlet ziyaretlerinde bakanlar Bilal Erdoğan’dan sonra tanıtılıyor. Hangi sıfatla orada bulunuyor acaba bilmek isterdik. İletişim başkanlığının bu konuda kamuoyuna açıklama yapması gerekir. Esasında AKP olarak değil cemaat ve tarikat adı altında bir çalışma var, adı da ‘’milli irade platformu.’’ Bu platform dernek ve vakıflar ile destekleniyor. Bunların başında da Bilal Erdoğan var. Bu platformun cumhuriyet, demokrasi, adalet, barış ile herhangi bir ortak yanı yok. Onların hedefi ümmet devleti kurmaktır. Bilal Erdoğan daha elinde yetki yokken yaptığı konuşmalar ile ülke siyasetini ve toplumu geriyor. Babasının izinde yürüyor dil olarak. Cumhurbaşkanı geçen hafta bir toplantı yaptı. Toplantının adı Uluslararası Demokratlar Birliği. Erdoğan’ın buradaki konuşmasında hedef yine muhalefetti. İlginç olan oradaki demokratların bu konuşmayı alkışlamasıydı. Esasında Erdoğan’dan sonra kimin geleceği önemli değil bu var olan sistemin değişmesidir.
Türkiye yeni af yasası ile 2006’ya sorunlu başladı. 55 bin adli suçlu (bazı suçlar hariç) serbest bırakıldı. Yeni cezaevinden çıkan bir mahkûm imam nikâhlı eşini katletti. Bu adli suçlular şimdi toplum içinde dolaşıyorlar. Bu af yasasından kaç IŞİD’li dışarıya çıktı. Bugün bile af kapsamında olan suçlar durmaksızın devam ediyor. Neye dayanarak bu adi suçlular serbest kaldı anlamak mümkün değil. İnsanlar aftan önce sokağa çıkamazken şimdi hepten ev hapsine mahkûm oldular. Uyuşturucu baronları ve torbacıları, Daltonlar, Casperler, Çirkinler ve daha niceleri toplum içinde devamlı olarak tedirginlik yaratan çeteler. 2026’da kim vurduya gitmek her an için yaşanabilinir. Türkiye’nin adli suçlular için değil düşüncelerinden dolayı cezaevinde olanlara af çıkarması gerekir.
Evet, yeni bir yıla başlıyoruz beklentiler var, umutlar yeşermek istiyor. Bakalım adalete, barışa, özgürlüğe ve en önemlisi insanlığa yeşermesi için yeterince su verebilecek bir siyasi hamle yaşayabilecek miyiz?









