Yazar Mehmet Mahsum Oral ile Everest Yayınları’ndan yeni çıkan ‘Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi’ adlı kitabını konuştuk. Biraz da yazarlığı ve yazma mefhumunu konuştuk
Ahmet Güneş
Yazar ve kitap arasında netameli bir ilişki olur denilir. Bir yerde mi okumuştum, kendime mi demiştim bilmiyorum ama insanla kâğıt arasında da bir ahlak var ve ilk harf ile bu ahlak şekilleniyor. Güncel edebiyat ortamında sıkı metinler çıkıyor, çıkmalı da. Sonuçta burası biraz Ortadoğu, biraz da Mezopotamya. Tanımlar da aslında ahlak ile alakalı. Elbette verili ahlak bahse konu değil, yazı ahlakı, okuma ahlakı ve nihayetinde anlam bulma ahlakı söz konusu.
Yazarın okurla ilişkisi olduğu kadar kendi yalnızlığı ile de ilişkisi var ve bu belirleyicidir. Yine yazarın bir derdi vardır ve hem pay eder hem de mal eder dünyaya ve insana. Biz de yazar Mehmet Mahsum Oral ile Everest Yayınları’ndan yeni çıkan ‘Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi’ adlı kitabını konuştuk. Biraz da yazarlığı ve yazma mefhumunu konuştuk.
- Öncelikle tebrik ederim. Kitabın roman kategorisinde ama anlatı havası da var. Sen nasıl tanımlıyorsun?
Teşekkür ederim, her şey sonuçta bir şey “anlatmaya” çıkıyor bence. Bazen “anlatamamanın” kendisi bile. Edebiyat var, bütün nehirlerin ona doğru aktığı bir deniz de diyebiliriz. Bu suların debisi farklılaşabiliyor. Suların içinde kimi canlılar ve artık cansız olan şeyler de var. Bazı sulara lağım da karışmıştır. Bazıları küçük bir su birikintisi olarak kalacakken başka nehirler tarafından o denize taşınmaya çalışılmıştır. Kategoriyi dışlayan ve kategorinin de dışarıda tuttuğu şeyler yazmaya çalışıyorum.
- Karakterin çok soru soruyor mesela. Bir taraftan hayret etmek gibi görünse de yargılayan ya da yadırgayan bir his de veriyor. Okur cevap mı bulmalı yoksa kendisine mi sormalı o soruları?
Okurun payını elbette düşünmek gerekir ancak okura cevaplayacağı ya da kendisine soracağı soruları içeren bir metin yazmak sanırım benim yapabileceğim bir şey değil. Karakter soru soruyormuş gibi hissediliyor, bu doğru. Fakat bir süre sonra karakterin tek bir cevabı olmayan sorular sorduğu da fark edilir. Ve en sonunda sorular eşliğinde kendisiyle sohbet ettiği de anlaşılabilir. O sorular, soru olmaktan çıkıp kendisiyle konuşmanın başlangıçlarına dönüşüyor.
- Karakterin aynı zamanda bir flanör tavrıyla dolaşıyor. Yürüyen bir adam, gezen biri ve mekanlar değişiyor. Nasıl bir fikirle başladın kitaba?
Karakterlerim diğer kitaptan da anlaşılacağı üzere yürüyen insanlar. Bir kış güneşinin altında oturup da konuşabilirdi, bir ağacın gölgesine uzanmış haldeyken de. Ve bir gece yıldızlara bakarken de. Fakat yürümenin kendisinde hem güneşli hem yıldızlı bir taraf var hem de gölgeli. Bu ancak yürürken mümkün bir şeymiş gibi geldi bana.
- Önceki kitaplarında kullandığın üslup seziliyor. Bir yazar için üslup bir imzadır, olumlu bir şey. Fakat bir tuzak da olabiliyor. Sen ne düşünüyorsun üslup konusunda?
Bir imzada karar kılmak için bazen sayfalar dolusu imza denemeleri yapar insan. İmzasının güzel, farklı, taklit edilemez bir şey olmasına özen göstermek ister. Parmak izi kullanıyorum, bu zaten farklı ve taklit edilemez. Bir yazarın ilgilendiği konular, kavramlar, sözcükler dikkatimi çekiyor. Üslubu önemsiyorum ama üsluptan daha önemli olan şey bir sanatçının “bu gezegeni ve bu gezegende bir canlı olmayı” nasıl gördüğü. Bununla ilgili meselesi olmayan yazarları “garipsiyorum.”
- Yoğun metinler var aslında, satır aralarında farklı mesajlar ve alıntılar var. M. Mahsum Oral yazarken nasıl bir okuma yapıyor?
Yazacağı konuyla ilişkili şeyler okumak belli bir alanı çalışan akademisyenlere özgü bir şey olmalı. Ulaşabildiğimiz, imkân bulabildiğimiz kadarıyla okuyoruz ve bu okumalar bir noktadan sonra bir “görgü” veriyor bize. O görgünün etrafında şekilleniyor yazdıklarımız.
- Bu kitabın politik göndermeleri de var, hatta daha görünür. Örneğin kitapta karakterine kayyum atanıyor. Biliyorum, yaşadığın yer yani Kızıltepe uzun yıllar kayyumla yönetildi. Buna bir gönderme mi var?
Dünü ve yarını düşünebildiğimiz kadar aynı zamanda “şimdi ve burada” meselesi de edebiyata dahil bir şey. Uzun zamandır “burada” öyle bir uygulama var. Dolasıyla kayyum gündelik yaşamın içine sızmış bir sözcüğe dönmüş. Bir edebiyat metnine böyle bir atama yapılırsa acaba nasıl bir anlamı olur diye düşündüm. Tek bir sayfada geçiyor. Tek bir sayfada geçmesinin de bir anlamı var. Çünkü “süreli ve uçucu” bir şey. Konu hazır Kızıltepe’ye gelmişken ne kayyumlar ne de şimdiye dek seçilmişler yaşadığımız bu kenti en azından “yürüyeceğimiz” bir yer haline getiremediler. Beklentimiz o denli mütevazi. Sanırım normal hayatta yürüyemediğin için yazının yollarında bolca yürümek istiyorsun.
- Okurlardan nasıl tepkiler alıyorsun?
Sağ olsunlar, dikkatle bakan, dönüp tekrar inceleyen sayıca küçük ve bana göre çok etkili bir okurum var. Tanışabildiklerimle yazı hakkında güzel sohbetler yapabiliyor ve neleri mercek altına aldıklarına bakıyorum. Bir kitap yayınlandıktan sonra da artık yazarın ulaşamayacağı bir yere gitmiştir. Ulaşmasına da pek gerek yoktur. Bazen orası mahrem bir yerdir. Çünkü yatak odasına da giren bir şeydir kitap.
- Yazarlığın yanında güncel sanata da önem veriyorsun. Var mı buna dair bir çalışman?
Çalışmalarını beğendiğim güncel sanatçıların sergileri hakkında yazılar yazıyorum. Güncel sanatı ve edebiyatı bir arada düşünmeyi seviyorum. Bir sözcük ve bir görüntü birbirlerine ne kadar yakınlaşır ve nasıl uzaklaşır bunu anlamaya çalışıyorum. Sanatçı Mehmet Ali Boran’la birlikte Mişar adında bir inisiyatifimiz var. Sanatçılarla, sanat tarihçileriyle ve küratörle konuşma programları yapıyoruz.
- Bundan sonra ne yazacaksın, var mı şimdiden bir çalışman ya da beklettiğin bir dosya?
Bilmiyorum.
- Son olarak ne söylemek istersin?
Bu soruyu hayat da soruyor mudur sence?
Kimdir?
Mehmet Mahsum Oral 1982 Mardin Kızıltepe doğumlu. Qûtê Salê adında Kürtçe yazılmış kısa öykü kitabını ve Barbarlarla Beklerken (2019-Everest) Ev Düşkünü Bazı Rüzgârlar (2023-Everest) kitaplarını yazmıştır.








