Cumhuriyet demokratik dönüşüme uğratılacaksa bu gerçek görülecektir. Kürtler üzerindeki kültürel soykırım politikası yasal, anayasal, yani hukuki olarak terk edilmezse inkâr da asimilasyon da devam eder. Bunun için de baskı politikasına ihtiyaç duyulur ve cumhuriyet demokratikleşmez. Zaten Kürtler yararlanır diye her türlü demokratik adımdan kaçınılmıştır
Dr. Hayri Hazargöl
İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü konulu bir konferans gerçekleştirilecek. Barış ve demokratik toplum sürecinde böyle bir konferansın yapılması anlamlı ve değerlidir.
Türkiye Cumhuriyeti imparatorluk ve saltanatın yerine kuruldu. Padişahlık ve halifelik lağvedilerek cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu cumhuriyet bir demokrasi hareketi sonucu kurulmamıştır. Zaten ne anayasa demokratiktir ne de demokratik seçimler olmuştur. Tek partinin olduğu bir yerde demokrasiden söz edilemez. Kendini cumhuriyet ilan eden birçok ülke otoriter bir rejim olmuştur. Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, Belçika gibi ülkeler cumhuriyet değildirler ama dünyada en demokratik bilinen ülkelerdir. Bu açıdan halklar için önemli olan cumhuriyet değil, demokrasidir. Kuşkusuz hem demokrasi hem de cumhuriyet olmak halklar için en iyi olandır. Zaten cumhuriyet olmayan krallıkların çoğu semboliktir. Kral ve kraliçenin ülke siyasetini etkileyen bir yetkileri yoktur.
Türkiye, cumhuriyeti erken benimsemiştir. Erkenden cumhuriyet olması demokratikleşme için bir zemin olabilirdi. Ancak imparatorluktaki gelenek, yani birilerinin her kararı alması değişmemiştir. İsimleri padişah ya da halife olmamış, ama cumhurbaşkanı ya da başbakanlar Türkiye’yi bir halife gibi yönetmişlerdir. Bunu yaratan da 1924 anayasası olmuştur. Daha sonrası yapılan anayasalar da esas olarak 1924 anayasasının zihniyeti ve ruhuyla yapılmıştır. Tüm cumhurbaşkanları ve başbakanlar bu 1924 anayasasının sahiplenicisi ve uygulayıcısı olmuştur.
1924 anayasası aslında Osmanlı dönemindeki anayasalardan daha geri bir siyasi sistem yaratmıştır. 1924 öyle bir cumhuriyet yaratmıştır ki, her türlü değişime kapalı olan bir Türkiye gerçeği ortaya çıkarmıştır. Bunun nedeni de Kürtleri çok yönlü baskı ve zulümle soykırıma uğratma politikasıdır. Zaten 1926’da hazırlanan Şark Islahat Planı açıkça bir soykırım belgesidir. Bu plan bugüne kadar da devletin temel politikası olmuş ve uygulanmıştır. Aslında şimdiye kadarki anayasalar da yasalar da özünde tek maddeliktir. O da Kürdü kültürel soykırıma uğratma maddesidir. Diğer maddeler ise sadece bu maddenin üstünü örtmeyi amaçlayan perdelerdir. Temel politikaların tümü bu tek madde çerçevesindedir. Sadece temel politikayı ilgilendirmeyen maddeler zaman zaman değiştirilmekte ya da yenilenmektedir.
Cumhuriyet demokratik dönüşüme uğratılacaksa bu gerçek görülecektir. Kürtler üzerindeki kültürel soykırım politikası yasal, anayasal, yani hukuki olarak terk edilmezse inkâr da asimilasyon da devam eder. Bunun için de baskı politikasına ihtiyaç duyulur ve cumhuriyet demokratikleşmez. Zaten Kürtler yararlanır diye her türlü demokratik adımdan kaçınılmıştır. Kürt inkârı ve asimilasyondan vazgeçilmezse demokratikleşme adımları atılamaz. Eğer gerçek demokratik dönüşüm olacaksa bu gerçeğin görülmesi ve bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Yoksa her türlü tartışma topu taca atmak olur.
Demokratikleşmenin birçok boyutu vardır. Ancak Kürt sorunu çözülmezse, bu konuda adım atılmazsa, inkâr ve imha politikası hukuki ve siyasi olarak bırakılmazsa başka konularda demokratikleşme olmaz ya da demokratikleşme olarak sunulanlar sadece göz boyama olur. Bu açıdan bazı sol ve demokrat çevrelerin Kürt sorunundan başka sorun yok mu, demeleri Türkiye gerçeğini anlamamaktır. Ya da bu gerçeğe gözleri kapamaktır. Kuşkusuz Türkiye’nin başka sorunları vardır. Bu sorunlar da ancak demokratikleşmeyle çözülür. Bunun da anahtarı Kürt sorununun çözümüdür. Bunu anlamamak Türkiye gerçeğinin ve siyasetinin cahili olmaktır. Havanda su dövmektir. Verilen emeklerin boşa gitmesidir. Bir türlü boş kasnağı döndürmektir.
Bu açıdan Kürt Halk Önderi, barış ve demokratik toplum süreci CHP’ye en büyük destektir, demiştir. Çünkü bu süreç başarılı olursa siyaset de gerçek mecrasına oturacaktır.
Cumhuriyetin 2. yüzyılında demokratik dönüşüm olacaksa öncelik Kürt sorununun çözümüne verilmelidir. Bu açıdan Kürt Halk Önderi’nin geliştirmek istediği barış ve demokratik toplum süreci doğru anlaşılmalı ve buna destek verilmelidir. Barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı en başta da demokratik güçleri güçlendirir. Bu açıdan bu sürecin AKP’yi güçlendireceği gibi belirlemeler gerçeği görmemektir. Kürt sorunu tüm Türkiye’nin sorunudur. Bir partiyi ilgilendiren bir sorun olarak görülemez. Bir çözüm olacaksa bu devletle bir çözüm olacaktır. Bu sorunun varlığı en fazla da demokrasi güçlerini etkiliyorsa barış ve demokratik toplum sürecine en fazla da demokrasi güçleri destek vermelidir.
Özcesi Kürt sorununun çözümünde adımlar atıldığında bu, demokratik dönüşümün önünü açacak adımlar peşi sıra gelecektir. Çünkü dönüşümün önündeki baraj yıkılmış olacaktır.








