• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Afşin Aybar

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! -3

8 Haziran 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Afşin Aybar, Manşet, Yazarlar

Politikayı her türlü ahlaksızlığın döndüğü bir alan olarak görüp apolitik duruşa yönelen akıl, devletin varlığını meşru ve gerekli görüp devlete tabii olmakta herhangi bir sakınca duymamaktadır

Afşin Aybar

Kapitalist modernite çağında insanlık kanserin iki türüyle birden mücadele etmek zorunda. İlki; endüstriyalist uygulamaların neden olduğu biyolojik kanser oluyor. Diğeri ve daha ciddi tahribata neden olanı ise; neredeyse tüm toplumsal hücreleri birbirine karşı savaşır hale getiren sosyolojik kanser oluyor. Ulus-devlet, devletçi uygarlığın, toplum üzerinde en yüksek tahrip gücüne sahip sistemi olarak inşa edildi. Tahrip düzeyi toplumsal politikanın tasfiyesiyle bağlantılı. Modern devletin en “demokratik” olan örneklerinde bile toplumun politik alanın dışında tutulduğunu görürüz.

Bu gerçeği ortaya koyan sayısız verinin arasında modernist entelijansiyanın sosyo-politik olguları ele alışı da bulunmaktadır. Batı dünyasında ulus ve ulusçuluk üzerine en yetkin tanımlamayı yapmış otorite olarak kabul edilen Ernest Gellner’e göre ulusçuluk “politik olanın ulusa göre belirlenmesi”dir. Bu tanımda politik olan devlettir. Ulus-devlet, kendisini toplumun her kesimine esas politik özne olarak “kabul ettirebilmiş” bir devlet biçimidir. Aynı anlama gelmek üzere, toplum kesin olarak politik alanın dışında tutulmuştur.

Toplum tarihin hiçbir döneminde politik öznelliğini bu düzeyde kaybetmiş değildir. Politikayı devlet işleriyle denkleştiren “politika” anlayışının toplumun çoğunluğu tarafından kabul görmesi için de geçerlidir belirtilenler. Politikayı bulaşılmaması gereken kirli bir alan olarak gören “namuslu-vicdanlı” insanlar kapitalizm çağının eseridir. Eskinin aşiret-kabile toplumlarında politik alanın (ki bu yaşamın tamamını kapsamaktaydı) dışında bırakılmanın tek bir gerekçesi olabilirdi ki o da toplumdan aforoz edilmekti. Aralarında nüanslar bulunsa da devlet-dışı toplumların hepsinde politika toplumun temel sorunlarına çözümün üretildiği, toplumsal varlığın devamı için zarurî görülen bir görev alanı olarak tanımlanmakta, bu doğrultuda uygulanmaktaydı. Baskı, zor, maddi ve manevi değerlerin gaspı, topluma yabancılaşma gibi bugün politikayla neredeyse özdeş görülen negatif olgular devlet sistemi ve bu sistemin temsilcilerine layık görülürdü. Devletleşme soysuzlaşmak ile eşdeğerdi. Yani hem kapitalist modernite öncesi dönemlerde hem de günümüzde kapitalist iktidar düzeninin dışında kalan toplumsallıklarda devlet ve politikayı birbirinden ayrı tutan dünya görüşü geçerlidir. Geleneksel toplum politikayı namusu gibi sahiplenirken devlete karşı varlığını ve değerlerini korumayı esas almaktaydı. Geçmişin hakikate daha yakın bu algısının günümüzde ciddi anlamda çarpıldığı açıktır. Politikayı her türlü ahlaksızlığın döndüğü bir alan olarak görüp apolitik duruşa yönelen akıl, devletin varlığını meşru ve gerekli görüp devlete tabii olmakta herhangi bir sakınca duymamaktadır.

Şiddetin, devlet terörüyle birlikte, toplum içinde ve bireyler arası ilişkilerde kontrolsüz bir şekilde yürür halde olmasını toplumsal politikanın kötürüm bırakılmasında görmek gerekiyor. Komünal bilincin bireycilik karşısında erimiş olması da hem neden hem de sonuç olarak bu denklemde yer alır. Toplum politika yapma imkânları gasp edildiği için enerjisini çözüm gücüne dönüştüremeyip kontrolsüz öfkeye sarılır duruma getirildi. Çünkü toplumsal politika ve komün örgütlülüğü toplumsal sorunlara çözüm üretilebilecek olanakları hazırladığı gibi ilkel duyguların terbiye edilmesi ve bilinç gelişimi için de imkân sunar. Toplumu ilgilendiren meseleleri çözüme bağlamak için bir araya gelen, bu bir aradalık zemininde karşılıklı ihtiyaç duygusunu hissetme olanaklarına sahip olan, ilkel duygularını terbiye edip etkili bir politik dinamizm açığa çıkarmak adına kendini geliştirme ihtiyacını hisseden, toplumsal süreçlere tüm boyutlarıyla hakim olan ve gelişmeler arasında nedensellik bağı kurabilen insanların oluşturduğu bir sosyal ortam düşünelim. Farklı biçimlerinin hem de olabilecek en gözü dönmüş bir şekilde uygulandığı şiddet olayları günümüzde yaşandığı haliyle mümkün olabilir miydi? Olamazdı. Pasifizmin lümpenizm ürettiğini görmek gerekiyor. Egolarını birbirlerinin gözüne sokan insanların tutum ve davranışlarında dile gelen bireyciliğin tükenmiş birey gerçekliğini gözler önüne serdiği görülmek durumundadır.

Şiddetin esas kaynağı komün-birey dengesinin anti-komün karakterde bir bozulmaya maruz kalmasıdır. Bu denge komünalizm aleyhine bozulduğundan anlamsızlık gelişiyor. Anlam bulma ve üretmede hem ihtiyaç hissiyatının zayıflaması hem de anlayamama biçiminde gelişen akıl tutulması komünalist zihniyetten kopuşla bağlantılı olarak gelişiyor. Bireycilik, devlete itaat edip topluma yabancılaşan sefil bir bencilliğe insanı mahkum etmektedir. Şiddet analizinde ortaya çıkan faktörlerin tamamı bunu gösteriyor. Şiddet sorununun kesin bir şekilde çözümü komünalizm bilinç ve örgütlülüğünü gerektiriyor. Apolitik kavrayış tüm toplumsal sorunlarda olduğu gibi şiddet için de, çözümün başka bir yerden, bir kurtarıcıdan gelmesini bekler halde. Bu bilinç, sorunun çözümü için komünalizme muhtaç olunduğunu, bireyci tutumların terbiye edilmesi gerektiğini görecek durumda olamıyor çoğunlukla. O nedenle, bugün kaosa dönmüş toplumsal alanda şiddete karşı yapılacak olan komünalizm ihtiyacını açığa çıkarmaya odaklı bir çalışma olmak durumundadır.

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir – 1

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! – 2

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kemal Kılıçdaroğlu kurultay süreci için tarih verdi

Sonraki Haber

Cevapsız sorular saklanan gerçekler!

Sonraki Haber

Cevapsız sorular saklanan gerçekler!

SON HABERLER

MHP Kilis İl Teşkilatı feshedildi, yeni il başkanı atandı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Demokratik dönüşümün anahtarı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

On iki süvarinin direniş hikâyesi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Pasif Devrim mi, Kavramsal Çarpıtma mı?

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Cevapsız sorular saklanan gerçekler!

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! -3

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Kemal Kılıçdaroğlu kurultay süreci için tarih verdi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır