• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
9 Haziran 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Genel

Cevapsız sorular saklanan gerçekler!

9 Haziran 2026 Salı - 00:00
Kategori: Genel, Güncel, Manşet

Acılı babayı ‘dedektif’ yapan ‘hukuk devleti’: Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş ile konuştuk

  • Bir anne-baba çocuğunu bilir. Ama bizi intihar kabulüne zorladılar. Van’daki bazı yetkililer de rektörü kurtarmak için intihar iddiasına sığındı, ama biz mücadele edince geri adım attılar. Şu anda bu iddiaya inanan sadece üniversitenin rektörü ile yönetimi

Reyhan Hacıoğlu

Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’de üniversite okuduğu Dêrsim’de “kayboldu.” Neye işaret ettiği belli olmayan görüntüler ortaya atıldı ve “intihar ettiği” iddia edildi. Ancak Doku ailesi 6 yıllık adalet arayışının sonunda, kentin neredeyse tüm bürokratlarının içinde olduğu bir organizasyonla kızlarının katledilip kaybettirildiğini ortaya çıkardı.

Rojwelat Kızmaz, Êlih’te (Batman) 9 Şubat 2024’te kayboldu. 12 Şubat’ta baraj gölünde cenazesi bulundu. Rojwelat, Gülistan’ın en yakın arkadaşıydı ve dosyası “kovuşturmaya yer yok” denilerek kapatıldı. Gülistan dosyasında ulaşılan delillerle dosyanın yeniden açılması bekleniyor.

Rojin Kabaiş, Wan’da, 27 Eylül 2024’te yurttan çıkıp bir daha dönmedi. Cenazesi 18 gün sonra Mollakasım sahilinde bulundu. Yetkililer intihar ettiğini iddia etse de aile bu iddiaya hiç inanmadı ve o günden beri adalet arayışını sürdürüyor.

Gülistan, Rojwelat, Rojin… “Kayıp” ya da intihar denilerek akıbetleri muğlak bırakılan yüzlerce kadından sadece üçü. Kadınlara yönelik yürütülen özel savaşın en son ve en somut örnekleri…

Rojin’e ne oldu?

Kabaiş ailesinin “Rojin’e ne oldu?” sorusu, artık tüm toplumun cevap aradığı bir soruya dönüştü. Eylemler, yürüyüşler, imza kampanyaları, belgeseller, futbol turnuvaları ve haberlerle herkes adaletin yerini bulması ve gerçeğin aydınlatılmasını istiyor.

 

1 - 5
- +

1.

2.

3.

4.

5.

Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler sonrası biz de yeniden Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş’e sorduk: Rojin’e ne oldu?

Yaklaşık iki yıldır kızının akıbeti için direnen Nizamettin Kabaiş, kızının “intihar” ettiğine asla inanmadığı için mücadeleye başladığını ifade ediyor: “Bir anne-baba çocuğunu bilir. Ama bizi intihar kabulüne zorladılar. Bazı yetkililer olsun, üniversitenin yönetimi olsun. Van’daki bazı yetkililer de rektörü kurtarmak için intihar iddiasına sığındı, ama biz mücadele edince geri adım attılar. Şu anda bu iddiaya inanan sadece üniversitenin rektörü ile yönetimi.”

Delilleri kararttılar

“Bir şey yapmadıkları gibi delilleri de kararttılar,” diyen Nizamettin Kabaiş “Rojin’e ne oldu?” sorumuza cevap vermeye devam ediyor: “Bize dediler ki, ‘Rojin kendi iradesiyle oraya kadar gitmiş. Biz oraya kamera takamayız. Köyün özel mülküdür.’ Ama şimdi o özel mülk dediği yere dört tane kamera takmış. Aynı yer, aynı mülk, aynı üniversite, aynı rektör…” “Baltayı taşa vurdular” diyerek “intihar” iddiasına karşı mücadelesine işaret eden baba, geldikleri aşamada dosyanın iki yönlü ilerlediğini belirtti: “Savcı bize açıkça ‘Bu intihardır, diyemeyiz. Hem cinayetle hem intiharla ilgili her iki yönden çalışıyoruz,’ dedi. Ben de dedim ki,’Sayın savcım, intiharla ilgili çalışma yapmayın. Bu bir cinayettir.'”

Herkes rektörü işaret ediyor

Rojin’in cenazesinin yurttan 24 kilometre uzaklıkta bulunması, üzerinde iki erkeğe ait DNA örneğinin çıkması, akciğerinde su olmaması ve vücudunda darp izlerinin olduğunu hatırlatarak “Cinayetle ilgili çok şey var,” diyen baba, adaleti sağlaması gereken mekanizmaların neden böyle ihmalkâr davrandığına dair de çok öfkeli: “İşin içinde önemli bir isim olunca herkes kurtarmanın derdinde ama öyle değil önce bu genç kızları düşüneceksiniz. Ailesi getirdi bize teslim etti diyeceksiniz. Ama Tunceli’de gördünüz. Bizimki de onun benzeri, bizimkinde de vali değil rektördür yetkili kişi. Çünkü söylentilere göre işin içinde olanlar rektörün akrabalarıdır. Oradaki köylüler, öğrenciler söylüyor.”

Peşimden yazı yolluyorlar

Baba Kabaiş, cevap vermesi gerekenlerin kendilerini aklama peşinde olduğuna vurgu yapıyor: “Geçenlerde bazı kanallar beni çağırmıştı İstanbul’a gittim, arkamızdan yazı gönderiyor. Rojin için mücadele etmiyor, kendini savunmak için diyor ‘Rojin oraya kendi iradesiyle gitmiş.’ Hadi iradesiyle gitti diyelim. Senin devriyen gezmemiş, ışığın yok orada. Peki, ya bunlar!”Gülistan dosyasını örnek veren baba Kabaiş, yıllarca Gülistan için de “intihar” algısının yaratıldığını belirtti:

“Haberleri izleyen diyor ki vallahi Gülistan köprüye kadar gitmiş, intihar etmiş olabilir. Ya siz bu genç kızların hakkını nasıl ödeyeceksiniz? Bunlar gençti, okumak istiyordu, öğretmen olacaklardı ikisi de. Bunun dışında daha çok mağdur aileler var. Güçlü insanlar örtbas ediyor, intihar denilerek dosyalar kapatılıyor.”

Babayla en son geçtiğimiz Kasım ayında görüşmüştük, o gün acıdan kas katı kesilen baba, bugün daha kararlı ve dirençli…

Fark ettiğimiz bir şey daha var ki, baba Kabaiş, yargının yapması gereken tüm çalışmaları yapmak için bir avukat kadar çalışmış! Bir baba olarak bunca detayın içinde boğulmak hiç kolay olmasak gerek…

Gazetecileri engellediler

Birçok detayı sonradan hatırlayan baba anlatmaya devam ediyor: “18 gün oradaydım. O esnada insanın aklına gelmiyor, şoktasın; İki kişi orada nöbetçi gibi duruyordu. Hatta bize saygı gösteriyorlardı, amca su iç, çay getireyim mi falan ama gazeteciler gelirken engelliyorlardı. Şimdi diyorsun saklayacak bir şey yoksa neden engelliyorlardı!” Aile dört bayramdır Rojin’siz… Baba, “Kızımın katillerini bulup adaleti sağlayınca bize asıl bayram olacak,” diyor. Babaya ve aileye süreç içinde çok sayıda tehdit mesajları atılmış. Son olarak bayramdan önce Türkiye’den bir numaradan tehdit edildiklerini belirten baba, “Amaçları geri adım attırmaksa atmayacağım,” diyor.

Haberi görünce ağladım

Gülistan dosyasındaki gelişmeleri görünce ağladığını ifade eden baba Kabaiş, “Televizyon izliyordum saat 12.30’du. Bir baktım aniden ekrana çıktı, dediler ‘Gülistan’ın katilleri bulunmuş.’ Defalarca izledim ağladım. Dedim Allah’ın izniyle bir gün benim Rojin’imin katilleri de bu şekilde bulunacak. Bize umut oldu,” dedi. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ile görüştüklerini ve bakanın kendilerine olumlu dönüş yaptığını, bu yüzden “umutlu” olduğunu belirten baba Kabaiş’e neden şimdiye kadar dosyanın aydınlatılmadığını soruyoruz bu defa…. Baba Kabaiş anlatıyor: “Engel olan kişiler oldu. Rektör olsun, okulun yönetimi olsun. Benim kurumlarla işim yok ama kim ki kızlarımızın namusuna el uzatırsa ona karşı çıkmak tek bana düşmüyor, tüm Türkiye’ye düşer bu. Daha çok gençlerimizi, öğrencilerimizi böyle yapmışlar. Düşünsenize bir kadının vücudunda iki erkek DNA’sı çıkmış, bunun neresine intihar diyorsun.”

Beyaz araba kimin?

Baba Kabaiş, detaylı bir araştırma yapılsaydı olayın şimdiye kadar çözülmüş olacağını vurguluyor. Bir kadının beyaz bir arabadan bahsettiğini anlatan baba, “Bir kadın diyor ki bir araba buraya yanaştı aynı saatte. Mesela o beyaz araba kimindi? Sadece ifadeyle olmaz. O güzergâhtan sonra nereye gitmiş? O iki kişinin telefonu nereden sinyal veriyor? Onların DNA’sına bakılması lazım. Rojin o arabaya binmişse mutlaka ondan bir iz bulunur,” diyor. Olayın ardından aklına gelen en önemli detaylardan birinin Bardakçı köyünde duydukları olduğunu aktaran baba Kabaiş şöyle devam ediyor: “Kayıp sürecinde Bardakçı köyüne gittik. Bir bayan söyledi; ‘Genç kızları seviyoruz. Evimize getiriyoruz. Onlara yemek ikram ediyoruz’ diye. Düşünüyorum, diyorum, ya sen niye götürüyorsun evine? Niye yemek ikram ediyorsun tanımadığın kızlara. Benim kızım daha 3 günlük bir öğrenciydi. Belki de planlı yolladılar bir yere, çocuk onların elinde kaldı, öldürdüler. Sonra götürdüler göl kenarına bıraktılar. Eğer üniversitenin orda başına bir şey gelseydi bu kadar sürüklenmesi normal değil. Bir sürü hayvan var, cenaze sağlam kalmazdı. Van Gölü’nün suyu tuzludur, sodalıdır. Götürün bir kıyafet oraya bırakın. Değil 18 gün bir hafta sonra giderseniz o kıyafet parçalanır, elinizde kalır. İşte bunlar hep delildir, kanıttır. Onun için detaylı bir şekilde araştırılmasını istiyorum.”

Duyumları vardır…

Baba Kabaiş’in de görüştüğü AKP’li Salim Ensarioğlu’nun “Üniversitelerde istismar ağları” açıklamasını soruyorum babaya, “Demek duyumları var,” diyor sadece. Baba Kabaiş gözlemlerini anlatmaya devam ediyor: “Kayıp sürecinde oradaydık. Bir duvar vardı, boydan boya her türlü yazı yazmışlar. Orada bir çeteleşme var. Demek ki kızları rahatsız ediyorlar. Olayın ikinci günü ben Wan’a ulaştım. Sabah erkendi, orada devriye vardı. Ben o tarafa geçerken biri bana dedi ki ‘Dayı o tarafa tek başına gitme!’ Çünkü büyük sazlıklar var. Tehlikelidir, demek istiyor. O zaman tehlikeliyse o sazlıkları biçseydiniz. Oraya bir kamera bıraksaydınız. Güvenlikçiniz eksikse güvenlikçi koysaydınız. İşte bunların hepsi ölüme sebebiyet veren ihmaller.”

Yurdun da ihmalkâr davrandığını, kendilerine ancak ertesi gün haber verildiğini hatırlatan baba Kabaiş, “Zamanında müdahale etseydiler belki bugün kızım sağdı. Daha önce Vali izin vermemişti yurdun araştırılmasına ama şimdi izin çıktı,” diyor.

3 ay yalnız kaldık

Dosyadaki ilerlemenin mücadele sonucu olduğunu belirten baba Kabaiş, Wan ve Amed Barosu’nun da çok emek verdiğini ancak bu aşamada yetersiz olduğunu belirtti: “3 ay boyunca tek başındaydım. O esnada sadece Van Barosu vardı. Onlar da haklarını yiyemem mücadele ettiler ama yeterli gelmiyordu. Hatta Baro Başkanı, ‘Nizamettin ağabey neredeyse yalnız kaldık’  dedi. Ben de sen o mücadeleyi bana bırak, dedim. Diyarbakır Barosu’na gittim, onlara da vekâlet verdik. Bir ara çok iyi gitti. Ki o sayede adli tıpta ikinci rapor geldi.” Hala birçok sorunun cevapsız olduğunu belirten baba Kabaiş şunlara işaret ediyor:

“Bu olayı aydınlatmak herkese düşen bir görevdir. Bu kızların namusuna el uzatan kişilerin peşinde olacağız. Öyle olmuş ki sağlığımdan oldum. Gece uyuyamıyorum. Sürekli diyorum ki 3 günlük bir öğrenci böyle nasıl oldu? Niye böyle oldu? Kim aracı oldu? Çocuğu nereye gönderdiler? Telefon niye açılmıyor? O telefonu kim oraya bıraktı?” Rojin’in 12 gün sonra bulunan başörtüsünün de şüpheli bir şekilde bulunduğunu söylüyor Baba Kabaiş: “Başörtüsünün bulunduğu yerden defalarca geçtik ama yoktu. Sonra üniversitenin mavi traktörü suyun kenarında gidip geldi. Bir kişi aşağı indi. O traktörden çok şüpheleniyorum. Acaba onlar mı oraya bıraktı diye. Diğer gün başörtüsü aynı yerde bulundu. Niye ilk gün bulunmadı da 12 gün sonra bulundu mesela.” Yaşananlar sadece babayı değil, tüm aileyi etkilemiş. Bu süreçte Rojin’den iki yaş küçük kızı Elif ile her şeyi göğüslemişler. İfade vermek isteyen iş insanı neden gözaltına alındı? Baba süreç içinde birçok ihbarın olduğunu, bazılarının değerlendirildiğini ancak bazılarının da tüm itirazlarına rağmen değerlendirilmediğini söylüyor: “Mesela geçen sene orada rektörü yakından tanıyan bir kişi vardı. Aynı zamanda iş adamı. Gidiyor ki diyor ki; ‘Ben ifade vermek istiyorum Rojin’in dosyası ile ilgili. Rektörün bir şey yaptığını biliyorum.’ Rektör hemen apar topar telefon açıyor emniyete, adamı gözaltına alıyorlar. Diğer gün bıraktılar ve gidiş o gidiş. Adamı susturdular.”

Bu olaya dair savcının ne dediğini soruyorum: “Sonradan ifadesini almışlar. Demiş ki benim hesabımı çalmışlar. Hesap çalınması değildi bence durum…” Kızı Elif ile hazırladıkları listeyi gösteriyor. Tek tek not almışlar yapılmayan şeyleri, insan listeye bakınca üzülüyor: Bunu yapması gerekenlere karşı da baba adalet arıyor aslında! Liste savcıya da iletilmiş:

“Buyurun, dedim, yaptığınız şeyler de yapmadıklarınız da var bu listede.”

Beyaz arabadakiler kim?

Her detayın üzerinden belli ki milyon kez geçmiş baba, verdiği detaya geçiyoruz: “Orada MOBESE kayıtlarını izlerken Rojin kaldırımdan geçiyor. 4 kişi çardakta oturuyor. Onu da yazdık, sayın savcı bu kişilerin ifadesini almış mısınız diye sorduk. Önceki savcı ‘evet’ dedi. Savcılar değişti, sonra diğer savcı dedi ki yakınlaştırıyoruz, görünmüyor. Peki, o dört kişi orada sabaha kadar oturmadılar herhalde. Kalkar giderler ve bir kameraya yakalanırlar illa. Ondan sonra beyaz araba var. Kadın diyor ki lüks bir arabaydı. İki tane genç önde oturuyor. Arka cam da filmlidir. Aşağı gitti, Rojin’in telefonu eşyası bıraktığı noktaya yakın… Gitti hemen dönüş aldı, diye. O arabayı bulmuşlar tamam ama sadece ifade almakla olmaz. DNA’larına bakacaksınız. Bunların telefon sinyallerine bakacaksınız. Kiminle konuşmuş 18 gün boyunca o iki genç? Mollakasım’a kaç sefer gidip gelmiş? Bu şekilde olay çözülür.”

Her aile araştırsın

“Oraya buraya çok çıkıyorsun” diyenlere de tepki gösteren baba Kabaiş, ailelere çocukları için mücadele etme çağrısı yapıyor ve “intihar” denilmesine inanmamalarını istiyor: “Araştırmak benim de hakkımdır, benim evladımdır sonuçta, demeliler.” Dosya kapsamında bir ekibin gelip Amed’de de araştırma yaptığını, evlerine baktığını, komşulara Rojin ile aile arasındaki ilişkinin sorulduğunu ve son olarak Rojin’in Sümerpark Kütüphanesi’nden aldığı kitaba kadar bilgi toplandığını belirten baba, ancak Rojin’in 8 ay önce kütüphaneden alıp bıraktığı kitabın sanki Wan’da son gece okumuş gibi gösterildiğine dikkat çekti.

‘En ağır cezayı alsınlar’

Rojin’in kazağındaki çöplere de dikkati çeken Kabaiş, bunun, Rojin’in önce alıkonulduğuna, bir yerde tutulduğuna işaret olabileceğine vurgu yapıyor ve çağrısını bir kez daha yineliyor: “Benim değil sizin kızınız; kimse bu çocukların namusuna el uzatan, en ağır ceza neyse verilsin.” Adalet Bakanı’nın açıklamalarından önce ailesiyle birlikte Wan Adliyesi önünde ya da Ankara’da Meclis önünde oturma kararı aldığını belirten baba, belirsizliğin çok zor olduğunu söylüyor ve bir kez daha Rojin’in bedeninde bulunan iki erkeğe ait DNA örneklerini hatırlatıyor: “Bir sene boyunca dediler ‘bulaştır’. Oradaki 195 kişiye baktılar, kimse ile eşleşmedi. O iki kişi kimse devletin onları bulması lazım.”

Cevapsız sorular

Rojin’in hangi suda boğulduğunun dahi henüz bilinmediğini, ama suda boğulduğunun kabulü üzerinden hareket edildiğini söyleyen baba Kabaiş, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O hale getirmişler ki dosya neredeyse yalan rüzgârına döndü. Boğulma kabulü niye diyorsun, net bir cevap verin bana. Sürekli savcıya soruyorum; bu çocuk saldırıya uğramış mı uğramamış mı, diye. Bunun cevabını bile almamışız…” Ailesinin tehdit edilmesine de değinen baba Kabaiş, “Bana iki ay önce evinin oraya kamera takacağız dediler ama hala yok. Ben korkmuyorum ama en azından çocuklar için bir önlem alınsa,” diyor. Adalet için toplumsal mücadelenin hayatiliğine dikkat çeken Kabaiş, Gülistan’ın hâlâ bir mezarı olmadığını hatırlatıyor: “Annesi ağlıyor; keşke kızımın bir mezarı olsa, mezarına giderdim, diye. Biz diyoruz ki; keşke bilseydik Rojin’in başına ne geldi, katiller bulunsa, diye… İki aile, iki acı…”

Rojin’i kim çağırdı?

Baba Kabaiş görüşmemizin sonlarında doğru; itiraz eden, ses çıkartan herkesin bir şekilde susturulduğunu, Rojin ile en son konuşan oda arkadaşının kendileri ile aradan geçen zamana rağmen iletişim kurmadığını, sadece “Rojin çakıl taşı toplamaya gitti,” dediğini, Rojin’in oda arkadaşıyla başka iki öğrencinin okula başlamadan önce internet üzerinden tanıştığını aktarıyor:

“Oda arkadaşı, rektör ve güvenlikçiler ne olduğunu biliyor. 11 dakika görüntülü konuşmuş. Rojin demiş ki, ‘Ben markete gideceğim, nescafe alacağım.’ Aynı şekilde marketin kapısını de gösteriyor. Savcı da bana gösterdi. Ama markete girmemiş. Belli ki birileri çağırıyor ve oraya öyle gidiyor… Çakıl taşından bahsediyorlar. Orada bir tane çakıl taşı yok. Vanlılar biliyor, orası kumdur. Ama Mollakasım’ın hepsi çakıl taşıdır. Belli ki bir şekilde Rojin’i oraya götürdüler. Ne olduysa oda arkadaşı, güvenlikçi, rektör, güvenlik amiri biliyor…”

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! -3

Sonraki Haber

Pasif Devrim mi, Kavramsal Çarpıtma mı?

Sonraki Haber

Pasif Devrim mi, Kavramsal Çarpıtma mı?

SON HABERLER

Demokratik dönüşümün anahtarı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Haziran 2026

On iki süvarinin direniş hikâyesi

Yazar: Yeni Yaşam
9 Haziran 2026

Pasif Devrim mi, Kavramsal Çarpıtma mı?

Yazar: Yeni Yaşam
9 Haziran 2026

Cevapsız sorular saklanan gerçekler!

Yazar: Yeni Yaşam
9 Haziran 2026

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! -3

Yazar: Yeni Yaşam
9 Haziran 2026

MHP Kilis İl Teşkilatı feshedildi, yeni il başkanı atandı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Kemal Kılıçdaroğlu kurultay süreci için tarih verdi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır