Gerçekler iki ayaklı değildir, sadece kanatlı da değildir, uçar, yürür, koşar, kaybolur ama illa ki kendini bir yerde ve zamanda yeniden gösterir. Gerçek ağır bir kelime, her yola koyulabilir ve her yola başkaldırabilir de. Gerçek bu, belirsizlik bazen en gerçek bir sıradandır.
Son bir senede çok farklı şeyler oldu Kürtler açısından. Türkiye ile barış müzakerelerine başlandı ve bunun sonucu olarak 52 yıllık PKK hareketi kendini feshetti ve Kürtler bu yakada silahlara veda etti. Dile kolay; 52 yıllık silahlı bir örgütün 40 yılı aşkın zamanı savaş ile geçti. Dile kolay demenin bilançosu feci ağır tabii, kayıplar, göçler, işkenceler, hapishaneler ve daha neler neler.
Bu arada, hapishane derken, büyük bir sektör oluştu mesela. İnşaat ihalesi uğruna saçma sapan yerlere hapishaneler kuruldu hem de ilkin üniversiteye giderken öğrendiğimiz ‘kampüs’ adıyla. Kelimelerin ağırlığı ve başkalaşımı göz göre göre hayatımıza karışıyor. Kayıplar dedik, bu da ayrı bir sektör çıkardı; mafya ve her türlü kötülük. Devlet bu, iyi bir şey değil ki iyilikleri çoğaltsın. Kökü kötü ve durmadan kötülüğü örgütlüyor.
Bunların hepsi bir ‘Kürt sektörü’ aslında ve nihayetinde savaşlar bir sürü başka şeyi doğurur. Burada da öyle oldu ve göçlerle beraber Kürtler metropollerde ucuz iş gücü oldu, asimilasyonu ve dışlanmayı en yakınında gördü ve yaşadı. Şaire göre, kırlardan geliyorlardı evet ama bizim orada gelmiyorlardı, kırlardan kovuluyorlardı. Çünkü bir jargon vardı, birileri, yakınımızdan biri ‘kırsala’ gidiyordu. Kelimeler ve getirdikleri ve götürdükleri böyle de görülüyor ve yaşanıyor.
Bir de bunun parantezi var hem de her alan ve mecrada. Sınıf diyerek sömürge ekonomisinden tutalım sömürge hukukuna, ekolojisine kadar kendi basınından sınıfına kadar bir virgül koymayan kesimlerin sessizliği. Susmak çağlar öncesinde bir protestoydu, şimdi ise maskeleri düşüren bir cereyan.
Sonra hiç gündemden düşmeyen, birilerinin hedefi, birilerinin de yüreği olan Rojava’da işler değişti. Devletler araya girdi, araları bozdu, araları açtılar ve birden savaş başlattılar. Zihniyeti ve hayali IŞİD olan binlerce çete birleşip Kürtlere saldırdı. Herkes bir yerden Kürtleri kuşatma altına aldı ve kim elinden ne geldiyse öyle saldırdı, saldırıyor.
İran var tabii. Neredeyse bir aydır rejime karşı sokaklara çıkan İran halklarından dört binden fazla insan katledildi. İran’daki Kürtler yıllardır idamla test edilirken, bir de rejim güçlerinin saldırısına maruz kaldı. Bu esnada Irak’ta dengeler sabah bir akşam bir ayrı ayrı değiştiği için Federe Kürdistan Bölgesi de tartışılmaya başlandı. Elbette tesadüfler vardır ama Kürtlerin başına gelen her şey politiktir; yaşayarak öğrendiğimiz için tartışılmazdır.
Şimdi dört parça Kürdistan’ın ve devrimci yoldaşlarının omuz omuza verip insanlık düşmanı IŞİD çetelerini yendiği yer kuşatma altında. Bir parçada Kürtler silahlara veda etti, bir parçada isyan çıktı, bir parça endişeye kapıldı, bir parçada da yediden yetmişe herkes silahlanıp savaş cephesine koştu. Bir de diaspora var; kuşaklar boyu oraya gitmeye mecbur edilmiş milyonlar.
Çocukken Kürtçe kasetler için askerler evimizi bastığında hissetmiştim ama şimdi eminim. Bir Kürt olarak yaşım kaç olursa olsun, son nefesimi verirken de dahil her an elime silah alabilirim. Çünkü burası Ortadoğu ve nerede ve ne zaman ne olacağı önemli değil ama taş yuvarlansa benim ayağıma değecektir, evimin camını kıracaktır ve sonra mermiye dönecektir.
Dünya işte, değişiyor bazı silahlar. Misal, birkaç gündür Rojava’ya IŞİD çeteleri sahadan saldırırken, Türkiye de sanaldan saldırıyor. Buğday tarlalarını vurmak, altyapıları hedef almak ayrı ayrı zalimlikler tabii, bunlar da sık sık oluyor ve bu bir savaş suçu. Yine devlet Rojava eylemlerine saldırırken, Rojava’da ne olup bittiğini büyük tehlikelere rağmen duyuran gazetecilerin dijital medya hesaplarını kapatıyor. Yani Kürde saldırana her türlü destek verilir ve bu bir devlet hizmetidir.
İnsan kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, bazı eşikler var karşısına çıkan ve onu yeniden tanımlayan. İçinden geçtiğimiz günler de bir karakter sınavı ve geleceğe bir yürüyüş aslında. Durmadan devleti yönetenlerin din politikasına kaşlarını kaldıranlar, Rojava’da Kürtlere saldıran IŞİD gibi barbar İslamofaşistleri ayakta alkışlıyorlar.
İnsan kendini nasıl tanımlarsa ondan firar da edebilir, ona iftira da atabilir. Nitekim, dünyaya nasıl davranacağını bilenler, dünyada nasıl yaşayacaklarını bilenler, her sabah aynada kendi yüzlerini görürler ve gülerler. Dost ve düşman görmenin ötesinde artık şahittir; Kürtler isyandan vazgeçmiyor ve her gün aynada özgürlüğünü görüp gülümsüyor. Rojava umuttur, Ortadoğu’nun adını Mezopotamya yapacak bir vahadır.









