Rojava’ya yönelik soykırım saldırılarına karşı ikiyüzlü politika izleyen devletlere tepki gösteren Avrupa Parlamentosu milletvekilleri:
- Avrupa Parlamentosu Sol Grubu Eşbaşkanı Martin Schirdewan, ‘Uluslararası toplum Rojava’yı bu aşamada yalnız bırakmamalı, dayanışma göstermelidir” diyerek çağrıda bulundu. Parlamenter Andreas Schieder ise, “Avrupa, insan haklarını savunan ve koruyanlarla dayanışma içinde olmalıdır’ dedi
- Parlamenter Jonas Sjöstedt de, ‘Sessizlik suç ortaklığıdır. Dünya gözlerini Rojava’ya çevirmeli” ifadelerini kullanırken, Parlamenter Evîn İncir, ‘Avrupa Birliği liderleri derhal saldırıların durdurulması için kararlı adımlar atmalı” dedi. Parlamenter Brando Benifei de, ‘Sessizlik ciddi bir siyasi sorumsuzluktur’ diye kaydetti
- Parlamenter Özlem Alev Demirel ise, ‘DAİŞ’e karşı savaşmış Kürtler; eşit hakları, tanınmayı ve korunmayı hak ediyor’ diye vurgularken, Parlamenter Per Clausen, “Dünya, DAİŞ ve El-Kaide’ye karşı mücadelenin en ön saflarında cesaretle savaşanların Kürtler olduğunu unutmuş gibi’ ifadelerini kullandı
- SPÖ Dış Politika ve Küresel Kalkınma Sözcüsü Petra Bayr da, ‘Rojava jeopolitik çıkarlar uğruna feda edilmemelidir’ uyarısında bulundu
Avrupa Birliği (AB), bir dönem terör örgütleri listesinde tuttuğu cihadçı Şara ve HTŞ’yi, Esad rejimi sonrası listeden çıkararak Suriye genelinde “devlet otoritesini” kurma görevine destek verdi. AB, bununla da sınırlı kalmayarak yakın zamanda Şara ve HTŞ’nin katliamcı politikalarına açık siyasi ve finansal destek için Şam’ı ziyaret etti. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın Şam ziyareti sırasında Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar devam ediyor; Türk devletinin koordinasyonunda katliam, savaş suçları ve etnik soykırım yaşanıyordu. Buna rağmen AB yetkilileri görüşmenin ardından Şara yönetimine 620 Milyon Euro taahhüdünde bulunarak azami destek sağlayacağını açıkladı. Biz de, Von der Leyen ve Costa’ya Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtler ile diğer etnik gruplara karşı soykırım saldırıları yapıldığını, savaş suçu işlenmesine rağmen Suriye Geçici Hükümeti’ne verdikleri desteğin farkında olup olmadıklarını ve yaptıkları destek toplantısını nasıl açıkladıklarını sorduk. Ancak sorularımızı yanıtlamayan Von der Leyen ve Costa sadece geçmişte yaptıkları resmi açıklamaları iletmekle yetindi.
Avrupa’daki demokratik kamuoyu ise HTŞ’nin Türk devletinin koordinasyonunda Rojava’ya yönelik yürütülen bu ikiyüzlü ve çıkar odaklı politikalarını sert bir şekilde eleştirdi. Rojava’da Kürt halkıyla dayanışma içinde olduklarını açıklayan Avrupa Parlamentosu milletvekilleri ve bazı Avrupalı siyasetçilerin Yeni Özgür Politika’ya konuştu.
Schirdewan: Açık tutum alınmalı
Avrupa Parlamentosu Sol Grubu (GUE/NGL) Eşbaşkanı Martin Schirdewan (Die Linke, Almanya): “Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ve Konsey Başkanı António Costa, Ahmed el-Şara’ya büyük bir çek sunmak ve onu Avrupalı vergi mükelleflerinin parasıyla desteklemek üzere on gün önce Şam’daydı. Bu geçiş hükümetinin ve Kürtlere karşı yürüttüğü savaşın Avrupa kamu kaynaklarıyla finanse edilmesi kabul edilemez. Avrupalı siyasetçilere ve Şansölye Merz’e şimdi açık ve net bir tutum almaları çağrısında bulunuyorum: Suriye’de Kürtlere ve diğer etnik ve dini gruplara yönelik saldırıların derhal sona erdirilmesini talep etmelidirler. Kürtler DAİŞ’i yendi; bunun karşılığında teşekkür ve takdiri hak ediyorlar. Bugün birçok DAİŞ mensubunun Şam yönetimi tarafından cezaevlerinden serbest bırakılmasıyla, yeni ve son derece vahşi bir şiddet ve katliam dalgası tehdidi ortaya çıkmıştır. Uluslararası toplum Rojava’yı bu aşamada yalnız bırakmamalı, dayanışma göstermelidir.”
Schieder: Sorumlular teşhir edilmeli
Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) Parlamenteri Andreas Schieder, (SPÖ, Avusturya): “Son iki hafta, Suriye’deki Kürt sivil nüfus için bir kez daha büyük acılar getirdi. Ülkenin barışçıl geçiş sürecine tüm halkları dahil etme yönündeki önceki vaatlerine rağmen, Suriye yönetimi şiddet ve baskı yolunu seçmiştir. Geçiş hükümetinden, kalıcı bir uzlaşıya yönelik samimi bir çaba göstermesini, düşmanlıkların giderek derinleştiği bu tehlikeli gidişatı derhal durdurmasını talep ediyoruz. Türkiye’nin mevcut çatışmadaki rolünü de sert biçimde eleştiriyoruz. Avrupa, insan haklarını savunan ve koruyanlarla dayanışma içinde olmalıdır. Aynı zamanda insani yardımı sürdürmeli ve acımasız şiddetin sorumlularını açıkça teşhir etmelidir. Bir AP üyesi olarak, sizin sesinizin AB içinde ve ötesinde duyulması için ben de sesimi yükseltmeye devam edeceğim.”
Sjöstedt: Sessizlik tarafsızlık değil!
Avrupa Parlamentosu Sol Grubu (GUE/NGL) parlamenteri Jonas Sjöstedt, (Sol Parti, İsveç): “Suriye’deki tablo son derece kaygı verici. İslamcı hükümet, askeri gücü Kürt azınlığa karşı kullanıyor. Kürtler, daha önce defalarca yaptıkları gibi, bir kez daha kendilerini savunmak zorunda bırakılıyor. Bu şiddetin yeniden sahneye konulmasını izlemek yürek parçalayıcı. Kürtler, DAİŞ ve El Kaide’ye karşı mücadelede en ön saflardaydı. Sadece kendi varlıklarını korumak için değil, tüm dünya adına savaştılar ve bedel ödediler. Ancak bugün, DAİŞ’in yenilgiye uğratılmasında belirleyici rol oynayan o Kürtler, acımasız saldırılar altında. Aileler yerlerinden ediliyor; bütün topluluklar korku içinde yaşıyor. İnsanlar, güvenli bir yer bulamadan, tekrar tekrar göç etmeye zorlanıyor. Böyle bir tabloda, uluslararası toplum azınlık haklarının ihlalinin asla kabul edilemeyeceğini açık ve net biçimde ortaya koymak zorundadır. Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar ve Kürtler; Halep’te, Rojava’da ve Suriye’nin tamamında özgürlük ve onur içinde yaşama hakkına sahiptir. Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik suç ortaklığıdır. Dünya gözlerini başka yöne çevirmemelidir.”
İncir: Kürtlere destek sunulmalı
Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) Parlamenteri Evîn İncir, (Sosyal Demokrat Partisi, İsveç): “Türkiye’nin desteğiyle Kürtlere karşı işlenen; infazlar ve işkenceler de dahil olmak üzere savaş suçları karşısında derin endişe ve ciddi rahatsızlık duyuyorum. Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen’in yalnızca birkaç hafta önce Şara ile bir araya gelmesi ve insan hakları ya da uluslararası hukuk koşullarına ilişkin etkili bir izleme ve denetim mekanizması olmaksızın, doğrudan ikili finansmanı da kapsayan 620 Milyon Euroluk mali destek taahhüdünde bulunması son derece kaygı vericidir. AB bu katliam karşısında sessiz kalmamalıdır. Kürt halkı tam ve açık desteği hak etmektedir. Taahhüt edilen mali desteğin gözden geçirilmesi de dahil olmak üzere, AB tarafından daha güçlü ve etkili önlemler alınması için çalışmalarımı sürdürmeye devam edeceğim. AB liderleri derhal ateşkesin sağlanması, saldırıların durdurulması ve tüm azınlıkların korunması yönünde kararlı adımlar atmalıdır.”
Benifei: Esad’ın yerini Şara aldı!
Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) Parlamenteri Brando Benifei, (Demokratik Parti -PD- İtalya): “Dürzi ve Alevi azınlıklara yönelik saldırıların ardından, Kürtler bir kez daha hedef alınmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin desteğiyle Ahmed el-Şara liderliğinde şekillenen Esad sonrası Suriye’nin hangi yöne doğru gittiğine dair son derece kaygı verici bir göstergedir. Suriye ve Irak’taki Kürtler, DAİŞ’e karşı mücadelede Batı’nın önemli müttefikleri olmuş ve çok sayıda insan hayatı kaybederek son derece ağır bedeller ödemiştir. Bugün ise kandırılmakta ve terk edilmekte; yeni bölgesel güç dengeleri uğruna feda edilmektedirler. Baskı ve tehditlere rağmen haber yapmayı sürdüren Kürt medyasıyla ve özellikle günlük gazetesi Yeni Özgür Politika’nın okurlarına ve gazetecilerine en güçlü dayanışmalarımı sunuyorum. Uluslararası toplumun sessizliği ciddi bir siyasi sorumsuzluktur. AB, ABD ve koalisyon ortakları, yeni Suriye hükümeti üzerinde askerî operasyonları durdurması ve azınlıkları koruması için mümkün olan her türlü baskıyı uygulamalıdır.”
Demirel: Rojava’dan elinizi çekin!
Avrupa Parlamentosu Sol Grubu (GUE/NGL) Parlamenteri Özlem Alev Demirel, (Die Linke, Almanya):
“Rojava’dan elinizi çekin! Suriye hükümet güçleri Halep çevresindeki ve Fırat’ın batısındaki Kürt bölgelerini kuşatma altına alırken; sivilleri öldürüp yerinden ederken, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen, el-Şara ile bir araya geldi ve 620 milyon Euroluk destek sözü verdi. Bu sırada, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın desteğini alan hükümet güçleri, Rojava’yı kuşatmayı sürdürüyor. Yaşanan bu tırmanış, Rojava’daki Kürt öz-yönetiminin reddedilmesinden, Kürtlerin ve diğer azınlıkların kolektif haklarının inkâr edilmesinden kaynaklanıyor. Uluslararası toplumun sessizliği ise bu duruma fiilen onay verildiği anlamına geliyor. ABD de Kürtleri yüzüstü bırakıyor; müdahale etmiyor. Uluslararası toplum artık harekete geçmelidir. El-Şara hükümetine yapılacak mali destek, Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer toplulukların haklarını ve güvenliğini garanti altına alana kadar durdurulmalıdır. DAİŞ’e karşı savaşmış, öz-yönetime dayalı birleşik bir Suriye’den yana olan Kürtler; eşit hakları, tanınmayı ve korunmayı hak ediyor.”
Clausen: Kürtler dünya için savaştı
Avrupa Parlamentosu Sol Grubu (GUE/NGL) Parlamenteri Per Clausen, (Enhedslisten, Danimarka): “Suriye’de giderek derinleşen durum korkunç ve son derece endişe vericidir. Yeni Suriye rejiminin Kürt azınlığa vahşice saldırmaktadır. Bu felakettir; sanki dünya, DAİŞ ve El Kaide’ye karşı mücadelenin en ön saflarında cesaretle savaşanların Kürtler olduğunu unutmuş gibidir. Dökülen kan yalnızca Kürtlerin kendi varlıklarını sürdürmeleri için değil, tüm dünya adına dökülmüştür. Büyük bedeller ödemiş aynı Kürt topluluklarının yeniden saldırı altında olduğunu görüyoruz. Uluslararası toplumun -AB dahil- artık azınlık haklarına yönelik hiçbir ihlalin tolere edilmeyeceğini açıkça ortaya koyması hayati önemdedir. Alevilerden Dürzilere, Hristiyanlardan Kürtlere kadar tüm azınlıklar Suriye’nin her yerinde özgür ve onurlu bir yaşamı hak etmektedir. Eğer Avrupa bu konuda sessiz kalmayı tercih ederse, bu suçun ortağı haline gelir. Buna izin verilmemelidir.”
Panot: Rojava korunmalı ve savunulmalı
Fransa Ulusal Meclisi Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumise) parlamento grubunun başkanı Mathilde Panot, başbakan Sébastien Lecornu’ya hitaben kaleme aldığı kapsamlı mektupta, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlere yönelik artan saldırılar karşısında Fransa hükümetini sert sözlerle eleştirdi. Panot, “Ülkemiz, Türkiye tarafından desteklenen İslamcı milislerin ve Suriye ordusunun Kürtlere yönelik saldırılarını yalnızca izlemekle yetinemez” diyerek, Paris yönetimini acil ve kararlı adımlar atmaya çağırdı. Panot, “Bu saldırılar, Suriye’de Kürtlerin temel haklarını ve Rojava’nın özerkliğini doğrudan hedef almaktadır. Kadınların eşit katılımına, halkların birlikte yaşamına dayanan Rojava toplumsal sözleşmesi, Ortadoğu’da benzersiz bir umut modelidir. Bu model korunmalı ve aktif biçimde savunulmalıdır” dedi.
Bayr: Çıkarlar için feda edilmemeli
Avusturya Parlamento Üyesi, SPÖ Dış Politika ve Küresel Kalkınma Sözcüsü Petra Bayr: “Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürt nüfus, derin ve süregelen bir istikrarsızlıkla karşı karşıyadır. Çatışmalar, gözaltılar, yerinden edilmeler ve hareket özgürlüğüne getirilen ağır kısıtlamalar, çok sayıda sivilin korku ve güvensizlik içinde yaşamasına yol açmaktadır. Bunun yanında Suriye Geçici Hükümeti, Rojava Devrimi’nin kazanımlarına savaş ilan etmiş; demokratik öz-yönetimi ve büyük bedellerle elde edilmiş toplumsal ilerlemeleri hedef almaktadır. Türkiye bu çatışmalarda bir hami rolü oynamakta, uluslararası toplumun önemli bir kısmı ise sessiz kalmaktadır. Benim için bir nokta açıktır: Kürt aktörleri anlamlı biçimde sürece dahil edilmeden, sivillerin ve azınlıkların hakları güvence altına alınmadan Suriye’de ya da daha geniş bölgede istikrar sağlanamaz. Kürt meselesi tali bir konu değil; Ortadoğu’da barış, demokrasi ve insan haklarının merkezi bir unsurudur. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen demokratik ve çok-etnikli yapılar jeopolitik çıkarlar uğruna feda edilmemelidir. Rojava halkıyla tam dayanışma içindeyim.”
Molina: Dayanışma siyasi bir sorumluluktur
İsviçre Sosyal Demokrat Partisi (SP) Federal Parlamento üyesi Fabian Molina, partisi ve kendisi, Suriye’deki Kürt halkı ve tehdit altındaki tüm azınlıklarla dayanışma içinde olduğunu belirtti. Molina, “Halep’e yönelik cihatçı saldırılar on binlerce kişinin yerinden edilmesine ve onlarca kişinin ölümüne neden oldu. İsviçre Federal Konseyi’ni, Parlamento tarafından kabul edilen önergeyi derhal uygulamaya çağırıyoruz: İsviçre, insani yardım geleneğini sürdürmeli, sivilleri korumak için uluslararası alanda çalışmalı ve uluslararası hukuk ihlallerini tutarlı bir şekilde cezalandırmalı, böylece barış, demokrasi ve adalet Suriye için gerçek bir umut haline gelmelidir. Dayanışma siyasi bir sorumluluktur” dedi.
Haber: Devriş Çimen / Yeni Özgür Politika









