İsrail Eski Başbakan Yardımcısı, Savunma ve Genelkurmay Başkanı Moşe Ya’alon, Netanyahu ve Trump’ın iktidar anlayışını sert eleştirerek, değer ortaklığının yerini alan ‘Güç, para ve itibar’ın etkisini Kürtlerin iliklerine kadar hissettiğini kaydetti
Ya’alon, sanal medya hesabında İsrail hükümeti ABD’nin izlediği politikalar konusunda uyardı. Değerler ittifakının yerine geçen “güç, para, itibar” üçlüsüne işaret eden Ya’alon, Netanyahu hükümeti ve İsrail’deki mevcut iktidar yapısı ve Trump dönemi ABD’sinin değerlerden kopuşu birleşince hem Kürtlerin katliama açık hale getirdiğini hem de İsrail stratejik olarak zayıflattığına dikkat çekti.
Ya’alon, özetle İsrail’de kamusal değerlerin (sorumluluk, yurttaşa hizmet, ahlak) yerini “güç, para ve iktidarı koruma” aldığını belirtirken ABD’nin, II. Dünya Savaşı sonrası temsil ettiği demokrasi, özgürlük, eşitlik, hukuk gibi değerleri terk ettiğini, bunların yerine “güç, para ve prestij” siyasetinin geçtiğini vurguluyor. Bunun somut sonucunu da Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlerin terk edilmesi üzerinden örneklendiriyor.
Güç, para, itibar
Ya’alon, şunları yazdı:
“Kudüs’te (hükümetin göreve başlamasından bu yana) ve Washington’da (Başkan Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte) ‘güç, para ve itibar’ başat değerler hâline geldiğinde, İsrail’in stratejik durumu öngörülemeyecek ölçüde kötüleşmektedir.
Bizde bu süreç, iktidar partisinin ‘beş M’sinin’ (tamamı kamu görevlilerinin yurttaşlara karşı sorumluluğunu ifade ediyordu) ‘üç K’ ile değiştirilmesiyle başladı (bunların tümü iktidarın yurttaşlara karşı tahkim edilmesi ve sorumluluktan kaçışla ilgilidir).
Washington’da ise bu, ABD’yi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ahlak, adalet, özgürlük ve eşitlik gibi liberal değerleri savunan, ‘demokrasinin deniz feneri’ olarak tanımlayan değerler hiyerarşisini kökten değiştiren bir yönetim dönüşümüdür; bu değerlerin yerini ‘güç, para ve itibar’ almıştır.
Bu değişimi bugün Kuzey Suriye’deki Kürtler iliklerine kadar hissetmektedir; Trump yönetimi tarafından şu günlerde katliama, tecavüze ve kadınların kaçırılmasına terk edilmiş durumdadırlar. Çünkü mesele ‘güç, para ve itibar’ olduğunda, Kürtlerin Türkiye ve Katar karşısında hiçbir şansı yoktur; bu iki ülke, kendileri tarafından Suriye Cumhurbaşkanı ilan edilen Ahmed eş-Şara’nın cihatçı güçlerini desteklemektedir.
Bizde ise, İsrail ile ABD arasındaki, ortak değerler ve çıkarlar temelinde kurulmuş sıkı ilişkilerden geriye bakıldığında, ‘güç, para ve itibar’ söz konusu olduğunda Türkiye ve Katar karşısında bizim de hiçbir şansımız olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Buna, 7 Ekim felaketinin baş sorumlusu ile Katar arasındaki ‘karmaşık ilişkiler’ (yalnızca ofisindeki üç yakın yardımcının Katar tarafından finanse edilip yönlendirilmiş olması değil; kendisinin de onları koruması söz konusudur) ve sanığın Başkan Trump’ın ‘af’ desteğine olan bağımlılığı eklendiğinde, hükümetin başındaki kişinin devletin çıkarlarına aykırı, tamamen kendi kişisel menfaatleri doğrultusunda, varoluşsal bir tehdide varacak ölçüde hareket ettiği anlaşılmaktadır.
Giderek daha fazla yurttaş, ihanetin derinliğini, bir devlet soruşturma komisyonunun kurulmasının hayati önemini ve bu felaketin baş sorumlusunun uyarı altında sorgulanmasını ve görevden el çektirilmesini gerekli görmektedir.
Yalan ve ihanet hükümeti-mesihçi, askerlikten kaçan ve yozlaşmışların hükümeti-yıkım gelmeden önce mutlaka değiştirilmelidir.”
DIŞ HABERLER









