Kürtler, bütün dünyanın gözleri önünde bir kez daha destan yazdılar. Dört parça Kürdistan’da Kürdistan’ın dağlarında, Mahmur’da, Şengal’de ve diasporada, kısacası iki Kürt’ün yaşadığı dünyanın her köşesinde Newroz ateşini yaktılar, özgürlük sloganlarını haykırdılar ve kilamlarını söylediler. Newroz’un görkemi, bütün dünyaya Kürtleri ve Kürtlerin örgütlü gücünü görmezden gelemeyeceklerini gösterdi. Ondandır ki dünya basını, dünya devletleri, aydınları, sosyal kurumları, Newroz’u ve Kürtleri gündemlerine taşıdılar. Newroz’a gençlerin ve kadınların daha yoğun katıldıkları ve daha etkili oldukları göze çarpan bir diğer önemli gelişmeydi.
Bu Newroz’un kitleselliği ve Newroz’da verilen mesajlar, Kürt halkının, önderliğine, mücadeleye ve kurumlarına olan inancını artırmıştır. Aynı zamanda halkın özgüvenini yükseltmiş, kazanma umudunu büyütmüştür. Newroz, kitleselliğiyle ve etkileyici ve muhteşemdi. Aynı zamanda mesajlarıyla kararlı ve netti.
Kürtler Newroz’da, hiçbir durumda vazgeçemeyecekleri üç somut talep ortaya koymuşlardır. Bu talepler, barış, demokrasi ve Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür. Newroz’un belirlenen teması ve Newroz’a katılan kitlenin tamamının değişmeyen talebi bunlardı. Kürtlerin bu üç talebi Newroz’da kitlesel bir enerjiye dönüştürülmüştür.
Dört parça Kürdistan’da ve tüm dünyada milyonlarca Kürt halkı, Newroz ’da açığa çıkarttığı bu devasa güçle, söz konusu talepleri sahiplenmiş ve onaylamıştır.
Belirtilen taleplerin tam ve pratik karşılığı şunlardır. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecrit kaldırılmalıdır. Gerillanın demokratik siyaset yapabilmesi sağlanmalıdır.
Ana dilde eğitim hakkı kabul edilmelidir. Kayyum uygulamaları iptal edilmeli, yerel yönetimlerde özerklik şartı kabul edilmelidir. Devletin şu ana kadar bunların hiç birisini yapmaya yanaşmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.
Newroz, ayrıca Kürtlerin birliğinin acil ve hayati bir ihtiyaç olduğunu somut olarak ortaya koymuştur. Esasında Kürt halkı bu Newroz’da ruhsal ve kültürel olarak birleşmiş, devasa bir birlik oluşturmuştur. Bu birliğin somut siyasal bir yapıya kavuşturulması, Kürt siyasetçilerinin, örgütlerinin ve aydınlarının sorumluluğundadır.
Newroz’un sağladığı bu son derece önemli birlikten sonra Kürtleri dört parça üzerinde tanımlamak, Kürt sorununu dört parçada ayrı ayrı ele almak mümkün olmayacaktır. Dün Rojava’ya yapılan saldırı nasıl bütün Kürtleri harekete geçirmişse, Rojhılat’ta yapılan saldırılar da bütün Kürtleri rahatsız etmektedir. Yarın Kürtdistan’ın herhangi bir yerinde Kürtlere yapılacak saldırılara karşı, aynı şekilde birlikte bir direnişin ortaya konulacağını her sömürgeci devlet bilmelidir. Dün Kürt sorunu, sadece ilgili parçayı ilgilendiriyordu. Bakur, Başur, Rojhilat ve Rojava her parça kendi sorununu kendi çözmek zorunda bırakılmıştı. Bugün herhangi bir parçada yaşanan sorunlar, dört parça Kürdistan’ı ilgilendirmekte ve dört parçadaki Kürtleri hareketlendirmektedir. Bir süreden beri gelişen bu durum Newroz ’da ete kemiğe bürünmüştür. O nedenle kimse Kürt sorununu, parçalar üzerinde tartışamaz artık. Artık bu durum bütün hesapları değiştirecektir. Kimse bu değişikliği hesaba katmadan Kürt sorununa dair bir cümle kuramıyor, kuramaz.
Bundan öncekinden çok farklı olan bu durum, herkesin yeni politikalar üretmesini zorunlu kılmaktadır. Kürtler, bu birliği daha üst aşamaya taşımak zorundadırlar. Türk devleti başta olmak üzere sömürgeci devletler ise bu birliğin yarattığı gücü hesaba katarak politika oluşturmak zorundadır.
Newroz’un sömürgeci devletlerin kâbusu olduğundan da kimsenin kuşkusu olmasın. Newrozların görkemi ve kararlılığı karşısında Türk devletinin kimyasının bozulmuş olması mümkündür. Halbuki bu devletin Kürt kardeşlerinin bayramında mutlu olması gerekir. Ancak hem Newroz esnasında hem daha sonra kapılar kırılarak evlerin basılmasında anlaşılıyor ki Türk devletinin tutumu “kardeşçe” olmamıştır, olmayacak gibi de görünüyor.
Türk devletinin hiç değişmeyen bu düşmanca tutumunun Barış ve Demokratik Toplum projesini olumsuz etkilemesine izin verilmemelidir.
Çünkü süreç, özgürlük yasalarının çıkartılması gereken aşamaya gelmiştir. Özgürlük yasalarının çıkartılması için “Ramazan Bayramı’nı bekleyelim” denmişti. Bayram geçti, henüz bir kıpırdama olmadı. Eğer devlet, demokratik bir düzenleme yapmadan, Kürt sorununun adını koymadan bazı palyatif düzenlemelerle kendince sorunu çözebileceğini düşünüyorsa büyük yanılgı içindedir.
Devlet, Newroz’a kardeşlik, barış ve demokrasi bağlamında baksa çözüm yolunu kolayca bulabilir. Aksine süreci heba etme pahasına soruna yaklaşılacaksa, Kürtler de her şeye hazırlıklı olduklarını defalarca ifade ettiler, ediyorlar. Bu durumda Kürtler daha güçlü bir yapılanmayla ve farklı imkanlarla sorunlarını çözmeye yöneleceklerdir.
O nedenle Kürtleri oyalamaya çalışmak veya çeşitli hileli yöntemlere tevessül etmek, kimseye kazandırmayacaktır. Kimse Newroz’un gösterdiği, halkların çıkarına olan “Barış ve Demokratik Toplumun İnşası” çözüm yolundan şaşmamalıdır.









