Axayokê Bêdarî’nin muhammesi, Kürt mersiye geleneğinde klasik dili aşarak yas duygusunu doğrudan aktarır
Rêdûr Dîjle
Axayokê Bêdarî’nin muhammesi, Kürt mersiye geleneğinde klasik dili aşarak yas duygusunu doğrudan aktarır. Yinelenen imgelerle güçlü bir şiirsel etki oluşturan şiirde bireysel kayıp, klasik şiir geleneğinin sunduğu çerçeve içinde anlam kazanır.
Klasik Kürt edebiyatı da tıpkı Arap, Fars ve Osmanlı edebiyatlarında olduğu gibi bir mersiye geleneğine sahiptir. Bu geleneğin ilk örnekleri arasında Feqiyê Teyran’ın “Îro qewî girya me tê” (Bugün içimizden ağır bir ağlama yükselir) adlı şiiri ile birlikte Ehmedê Xanî’nin Bazîd Mirî Muhammed Beg ve Wedaî’nin Muks Mirî Şeyhî Beg üzerine yazdığı mersiyeler dikkat çeken örnekler arasında yer alır.
Ancak bu gelenek içerisinde bireysel yasın terennüm edildiği ilk örnek olarak Axayokê Bêdarî’nin oğullarının peş peşe kaybı üzerine kaleme aldığı muhammes mersiyesi kabul edilmektedir. Bu bağlamda söz konusu şiir, klasik Kürt şiirinde bireysel hüzün ve melâl duygusunun belirginleştiği önemli örneklerden biri olarak addedilebilir. Şiir, hem klasik mersiye estetiğinin hem de tasavvufî bir tefekkür ufkunun izlerini taşır. Bu yönüyle insanın fakr ve acziyet hâlini hatırlatan mânevî bir çerçeve oluşturur. Bu özellikler, şiirde hem geleneksel yas anlatımını hem de içe dönük bir duygu yoğunluğunu birlikte görünür kılar. Bu bakımdan mersiye, alışılmış kalıplardan kısmen ayrılarak yası daha doğrudan ve güçlü bir söyleyişle aktarır. Yinelenen imgeler aracılığıyla da özgün bir poetik yaklaşım ortaya koyar.
“Xeyn Elîf” mahlasını kullanan Axayokê Bêdarî’nin hayatına dair malumatlar sınırlı olup rivayetlere dayanır. Şairin, Sipayîrtê bölgesine bağlı Bêdar köyünden olduğu ve Sipayîrtê’nin Hîzan ile Muks arasında yer alan bir nahiye olduğu nakledilir. Eldeki bilgilerden hareketle onun büyük ihtimalle 17’nci yüzyılın sonları ile 18’inci yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilir. Bu tarihlendirmeye, iki oğlunun 1140/1728 yılında bir Nisan günü Cumartesi vaktinde vefat ettiğini bildiren mersiye metni dayanak sağlar. Şiirde oğullarından birinin on üç, diğerinin ise on beş yaşında olduğu ifade edilir. Şairin de bu hâdise sırasında yaklaşık kırk yaşlarında bulunduğu anlaşılır. Buradan hareketle doğumunun 1100/1688 civarına tekabül ettiği düşünülür. Ancak bu malumatlar kati biyografik kayıtlar olmayıp şiirden ve rivayetlerden elde olunan bilgilere dayanır. Bu yönüyle metin, tarihsel bir kesinlikten çok muhtemel bir çerçeve arz eder.
Edebî zemin
Şairin Hîzan çevresindeki medrese kültürü içinde yetiştiği ve bu çevrenin ilmî ve edebî birikiminden beslendiği anlaşılır. Şiirlerindeki dil ve üslup, klasik medrese geleneğinin tesirini yansıtırken dönemin düşünsel ve kültürel atmosferine de işaret eder. Bununla birlikte eserlerinin büyük bir kısmı günümüze ulaşmamış, geriye yalnızca birkaç şiiri kalmıştır. Bu sınırlı malumat, şairin edebî kişiliğini bütünüyle ortaya koymaya yetmez. Ancak özellikle mersiye metni, hem maruz kaldığı derin sarsıntıyı hem de mensubu olduğu kültürel muhitin düşünce ve ifade dünyasını anlamaya imkân verir.
Mersiyenin klasik şiir geleneğinde yaygın olan muhammes nazım şekliyle kaleme alındığı görülür. Mersiyenin vezni remel olup kalıbı remel-i müseddes mahzuf’tur. Beş dizelik bentlerden oluşan bu yapı, şiirin ritmik akışını belirgin kılar ve mâtem duygusunun düzenli bir tertip içinde hissedilmesine zemin hazırlar. Bent sonlarında tekrarlanan ifadeler, dinmeyen acının yeniden ve ısrarla dile getirildiği bir etki oluşturur. Özellikle yinelenen “bê ‘eded giriyan kirim” (sayısız kez ağladım) ifadesi, yasın sürekliliğini ve içsel ıstırabın kesintisizliğini pekiştirir. Aruz vezninin bu kalıbı, şiire ölçülü bir akış kazandırırken aynı zamanda güçlü bir ritmik düzen ve dengeli bir söyleyiş imkânı sunar.
Dil ve üslup bakımından şiir, klasik edebî geleneğin belirgin özelliklerini taşır. Muhammes Kürtçenin Kurmancî lehçesiyle kaleme alınırken dönemin düşünsel ve kültürel iklimini de aksettirir ve muhtelif fikir sahalarından beslenen bir söyleyiş ortaya koyar. Dönemin düşünce dünyasını yansıtan dinî kavramlar ile “heq” (hak), “qiyamet” (kıyamet) ve “heşr” (haşir) gibi ifadeler birlikte yer alır. Bunun yanında “sorgul” (gül), “durr” (inci) ve “cewher” (cevher) gibi mazmunlar şiir içerisinde kullanılır. Şiirin dikkat çeken yönlerinden biri, sanatlı yapısına rağmen duygusal yoğunluğunu muhafaza etmesidir. Merkezinde derin bir kayıp hissi ve doğrudan tecrübe edilen bir mâtem bulunur.
Bir babanın yası
Mersiyenin merkezinde şairin iki oğlunun ölümü yer alır. Şair, oğullarını yalnızca evlat olarak değil, umudun temsilcileri olarak da görür ve onları “şah”, “cewher” ve “sorgul” gibi değer ve güzelliği çağrıştıran imgelerle anar. “Hicreta wan sorgulan ez bê ‘eded giriyan kirim” (o gül yüzlülerin ayrılığına sayısız kez ağladım) dizesi şiirin duygu dünyasını özetleyen güçlü ifadelerden biridir. Gül imgesi, burada klasik anlamının ötesinde trajik bir mânâ kazanır ve vakitsiz bir ayrılığı çağrıştırır.
İmgesel yapı
Şiirde ateş metaforu da önemli bir yer tutar. “Sîne ateş danî îro dil di wê da bû kebab” (bugün bağrıma ateş düştü, kalbim onun içinde kebab oldu) dizeleri, yasın yalnızca ruhî bir hâl olmayıp bedenî bir ıstırap olarak da yaşandığını gösterir. Aynı şekilde “leşkerê derdan” (dertler askeri) ifadesi, acının kuşatıcı mahiyetini anlatır. Şairin “leşkerê derdan geha min ji ‘eqlî talan kirim” (dertler askeri gelip aklımı yağmaladı) dizesi ise bu sarsıntıyı daha çarpıcı biçimde ortaya koyar.
Şiirde doğrusal bir akıştan çok aynı acıya yeniden dönen bir yapı dikkat çeker. Şair önce sarsıntı ve yıkımı dile getirir, ardından uykusuzluk, tükenmişlik ve çaresizlik duygularına yönelir. “Min nema qet xew” (artık hiç uykum kalmadı) ifadesi bu hâli açıkça görünür kılar. Böylece şiir yalnızca bir ölüm tasviri olmaktan çıkar, yasın insan ruhunda meydana getirdiği çözülmenin poetik bir kaydı hâlini alır.
Dinî ve tasavvufî çerçeve
Şiirin dinî ve tasavvufî boyutu da belirgindir. Şair bir yandan “inna lillahî raci’un” diyerek kabulleniş fikrini dile getirir, diğer yandan ayrılık karşısında derin bir sarsıntı yaşar. Ölüm mutlak bir yok oluş değil, bu dünya içinde geçici bir ayrılık olarak telakki edilir. “Ger di heşrê da bibînim wan ku dil pê şa bitin” (mahşerde onları görürsem gönlüm yeniden şad olur) dizeleri yeniden kavuşma ümidini gösterir. Şairin “min divêt ‘Îsa bibînim dê ji kû peyda bitin” (İsa’yı görmek isterim, acaba nereden ortaya çıkar) sözleri ise, beklenmedik bir görünüş ve ilahî bir ortaya çıkışa yönelen arayışın en çarpıcı ifadesi hâline gelir.
Özgünlük
Bu mersiye klasik şiir geleneğiyle ortaklaşan mazmunlar taşır. Gül, ateş, gözyaşı ve yazgı gibi imgeler şiirin ortak anlam dünyasını teşkil eder. Ne var ki şiiri özgün kılan taraf, toplumsal ölçekteki kayıplardan çok ferdî bir trajediye yönelmesidir. Bu tür metinlerde ekseriyetle hükümdarlar, devlet erkânı yahut dinî şahsiyetler için kaleme alınan mersiyeler öne çıkarken Axayokê Bêdarî’nin muhammesi bir babanın şahsî yasını merkezine alır. Bu bakımdan daha içten ve derunî bir ton kazanır. Ayrıca şiirde merkezî edebî muhitlerin estetik anlayışından çok yerel kültürel duyarlılıkların izleri hissedilir.
Netice itibarıyla Axayokê Bêdarî’nin mersiyesi, klasik Kürt edebiyatı içinde dikkat çekici mersiye örneklerinden biri olarak öne çıkar. Şiir, klasik şiir geleneğinin estetik mirasını Kürtçenin Kurmancî lehçesi vasıtasıyla yeniden inşa ederken aynı zamanda derin bir insanî trajediyi de görünür kılar. Feqiyê Teyran, Ehmedê Xanî ve Wedaî çizgisinde oluşan mersiye birikimi içerisinde, ferdî yasın psikolojik derinliğini öne çıkarması bakımından özgün bir yerde durur.









