• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Mayıs 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Abdullah Aysu

Buğday sevinci

23 Mayıs 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Abdullah Aysu, Manşet, Yazarlar
  • En önemlisi, bu yılın olası rekolte yüksekliği, bir ıslah çalışmasının sonucunda elde edilmiş değildir. Yağış rejimine bağımlılığı ortadan kaldıran veya azaltan önlemlerle erişilmiş de değil. Tamamen rastlantısaldır
  • Daneleri bitki yetiştirmede tohum, insan beslenmesinde gıda olarak kullanılan buğday ve diğer tüm tarımsal ürünlerin ithali üreticiler için hep sorun oluşturmuştur. Ne olacak parasını verir satın alırız çözüm değildir
  • Üretmek sorumluluktur, sorumluluk haysiyet gerektirir. Üreten çiftçiye saygı ile stratejik ürünümüz olan buğday sevincini her yıl yaşamak için politikalar belirlenip, uygulamasını istemek en temel hakkımız olsa gerek

Abdullah Aysu

Bu yıl mayıs ayında yağan kar meyve ve sebzelere zarar verdi. Ancak tahılların ihtiyaç duyduğu dönemlerde yağmur, toprak ve bitkiyle buluştu. Bu nedenle dünya ve Türkiye tahıl verimliliği konusunda rekor verimlilik beklentisi var. İsterseniz gelin birlikte tahılların en çok da buğdayın sohbetini yapalım.

Tahıllar ve buğday

Tahıl tohumlarının hızlı yetişme ve her yere kolaylıkla adapte olma özelliğinden dolayı gezegenimizde yaygın olarak yetiştirilir. Dünya yeşil alanlarının yüzde yetmişinden fazlasını tahıllar oluşturur. En çok yetiştirilen beş ürünün üçü tahıl grubuna aittir.

Medeniyetlerin oluşumunda önemli rol oynayana tahıllar, Doğu Akdeniz’den Mezopotamya’ya uzanan Bereketli Hilal’de on bin yıldan bu yana yetiştirilmektedir. Pirinç, Çin’de sekiz bin, sorgum ve akdarı Afrika’da dört ile yedi bin yıllık maziye sahiptir.

Yaşam ve tahıllar

İnsanlar yaşamları için gerekli olan kalorinin yarıdan fazlası tahıllardan alır. Bitkinin büyüme sürecinin besini olan nişasta, tahıl tohumlarında yüzde yetmişten fazla oranda bulunur. Buğday tohumlarının nişasta yoluyla insanlara sağladığı enerji yaşam faaliyetlerinin yarısından fazlasını karşılar.

En çok üretilen tahıl olan buğday, sofralarımızın olmazsa olmazı olan ekmeğimizin anasıdır. Beslenme kültürümüzde yemek olarak pişirdiğimiz, makarna, bulgur, erişte ve her yöreye göre türlü türlü birçok yemeğin, çeşit çeşit çorbaların hammaddesi de buğdaydır. Çayımızın yanında severek yediğimiz börek, çörek, kek, simit buğdaydan elde edilen unlu mamullerdir. Yemek üstü severek yediğimiz hamurlu tatlılar buğday unundan hazırlanır.  Görüldüğü üzere tahıllar, temel gıda olarak insan yaşamında sadece önemli değil vazgeçilmezdir.

Buğday tohumunun tarımda ilk kez kullanıldığı coğrafyada yaşayan bizler için de tahıllar, beslenme kültürümüzün temel taşıdır. Yetiştirdiğimiz sığır, domuz, kanatlılar da kırık buğday, mısır, arpa, yulafla beslenir. Ayrıca arpadan bira yapılır. Burada daha sayamadığım pek çok gıdanın hammaddesi olan tahıllar, yaşam için olmazsa olmaz;, stratejik bir üründür.

Önce açlık, sonra ölüm korkusu

Tarih boyunca dünya birçok kıtlık hadisesi yaşamıştır. Uygarlıkların yıkılma nedenin kıtlıklar olduğu kimi düşünür ve tarihçiler tarafından kabul edilmektedir. Tarih boyunca kıtlıkların yaşanmaması için önlem alma konusunda geç kalan, çare üretemeyen pek çok topluluk yöneteninin tahtı bir yana şahı bir yana devrilmiştir. Çünkü insanlar ilk evvela açlık korkusu, sonra ölüm korkusu yaşamış ve yaşamaktadır.

Tahıl kıtlığı ve isyanlar

Özlü sözlerden biri olan, “Aç it fırın yıkar” sözü, tecrübelerin tortusu sonucu söylenmiştir. Çin İmparatoru Hui’ye pirinç kıtlığı yüzünden halkının açlık çektiği söylendiğinde, “Niye et yemiyorlar öyleyse?” diye cevap verdiği söylenir. Bu elbette rivayet, ancak o açlığın ardından gelen Wu Hu Ayaklanması sonrasında Hui imparatorluğunun yarısını kaybettiği tarih sayfalarında yerini almıştır. Yine tarihçiler Marie Antoinette’in “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözünün gerçek olup olmadığı net olarak bilinmiyor. Ancak halkların beslenme kültüründe tahıllar, gereklilik değil zorunluluk olduğu gerçeği orta yerdedir. Fransız Devrimi’ni, Avrupa, Latin Amerika’daki elli ülkeyi içine alarak koca bir yangına dönüşen 1848 Devrimleri’ni körükleyen buğday ve ekmek kıtlığı olduğundan hiç kuşku yok. Beslenme kültürü, tahıl ilişkisi varlığı halinde huzuru sağlarken, yokluğunun hemen birçok isyanın nedeni olduğu saklanamaz bir gerçekliktir. (1)

Verimlilik sevinci

Evet. Uluslararası Hububat Konseyi (IGC), dünya hububat üretiminin 2025/2026 döneminde tarihin en yüksek seviyesine ulaşarak rekor kıracağını paylaştı. Konseyin 23 Nisan tarihli raporuna göre, küresel rekoltenin geçen sezona oranla 145 milyon tonluk dev bir artışla 2 milyar 474 milyon tona çıkması beklendiğini belirtti.

Türkiye’de de buğday rekoltesinin 22-23 Milyon ton civarında olacağı beklentisi var. Bu beklentinin gerçekleşmesi hasat öncesi bir dolu veya şiddetli bir yağmur yağmaması halinde mümkün görünüyor. Umuyor ve diliyoruz ki, bu üretim sezonun yüksek verim beklentisinin estirdiği iyimserlik rüzgârı çiftçileri de kapsar. Çiftçiler emeklerinin karşılığı olacak bir fiyat hükümet tarafından belirlenir ve uygulanır. Üreticilerin de bu darı dünyada yüzleri bir kez olsun güler.

Ancak önümüzdeki yıllar da verimlilik böyle yüksek olacağı beklentisine girmemek lazım. Çünkü bu yılın olası rekolte yüksekliği, bir ıslah çalışmasının sonucunda elde edilmiş değildir. Yağış rejimine bağımlılığı ortadan kaldıran veya azaltan önlemlerle erişilmiş de değil. Tamamen rastlantısaldır. Koşulların yerli yerinde ve zamanında denk gelme halinin sağladığı/sağlayacağı bu yüksek verimlilik, memleket gıda güvencesini çözme garantisi olan/olacak alan bir durum değildir. Rastlantısal bir durum olduğuna dair aşağıdaki tablo verileri tanıklık etmektedir.

Yıllara Göre Buğday Üretimi Ve İthalatı

Yıllar      Üretim İthalat

Miktar (Bin ton)               Miktar (Bin ton)               Değer (Milyon $)

2003      19.000   1.846     278

2004      21.000   1.065     22

2005      21.500   136         25

2006      20.010   240         53

2007      17.234   2.147     570

2008      17.782   3.708     1.483

2009      20.600   3.393     902

2010      19.674   2.554     655

2011      21.800   4.771     1.685

2012      20.100   3.737     1.195

2013      22.050   4.075     1.372

2014      19.000   5.312     1.622

2015      22.600   4.381     1.176

2016      20.600   4.341     984

2017      21.500   5.160     1.150

2018      20.000   5.822     1.361

2019      19.000   9.842     2.331

2020      20.500   9.660     2.334

2021      17.650   8.877     2.692

2022      19.750   8.907     3.555

2023      22.000   11.904   3.539

2024      20.800   5.677     1.358

2025      17.950   4.570     1.159

Toplam 462.100                112.125                31.501

(Kaynak: TUİK-TMO)

Peki, bu tablo bize ne anlatıyor?

Tablo, bize 23 yıllık Türkiye buğday üretim ortalamasının 20 milyon ton olduğunu gösteriyor. Bazı yıllar, yağış rejiminin uygun gitmeme nedeninden 17 milyon tonlara düştüğü, yağmur ve karın düzenli ve gerekli zamanlarda yağdığı üretim sezonlarında bu üretim sezonunda olduğu gibi 22 milyon tonlara kadar yükseldiğini ortaya koyuyor. Verimlilik artışında hükümetlerin bir çabası ve katkısının bulunmadığını, düşüklüğünde ise önlem amaçlı bir gayretinin olmadığını bu tablo resm ediyor.

Bu durum bize stratejik ürün olan buğdayın iklimin önünde bir gazel yaprağı gibi oradan oraya savrulduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ne bu yılın rekolte artışına sevinelim ne de gelecekte bu verimlilik artışı sürecek vehmine kapılalım. Tarım iklimin belirleyiciliğinde, buğday üretimini iklimin inisiyatifinden çıkarmak için,

  • Islah çalışmaları yapılmalı, kuraklığa dayanıklı ve yüksek verimli tohum çeşitleri üzerinde çalışmalar yürütme,
  • Zaten yeterli olmayan sularımızı enerji ve maden kullanımına tahsisi yerine tarımsal üretime yönlendirmeli, tarımsal sulama kapasitemizi artırmalıyız.

Bir başka öneri: 23 yıldan bu yana buğday ithalatı için ayırdığımız 31 milyar 500 milyon doları ıslah çalışması ve sulama alt yapısı için kullanmış olsaydık, bugün olduğu gibi yine ithalatçı olur muyduk? Ya da ithalatı ne kadar geriletmiş olurduk?

İthalat  durumu kurtarır mı? 

Hükümet ve şirketler; “buğday ithal ediyoruz, ama ithal ettiğimiz buğdayı una, makarnaya dönüştürerek ihraç ediyor, döviz kazanıyoruz”, diyorlar. Gerçek öyle mi?

Tayfun Özkaya: “…. Makarna sektörü net döviz kazandırırken, un sektörü kazandırdığı dövizden daha fazlasını harcamaktadır. Dolayısıyla un tüketimi için buğday ithal etmek zorunda olduğumuz açıktır. 2019/2023 yılları arasındaki son beş yılın ortalamasına göre makarna sektörü net döviz kazancı yıllık olarak 786 milyon dolar iken, un sektörü net döviz kaybı 1 milyar 683 milyon dolardır. Her iki sektörü birlikte ele aldığımızda net döviz kaybının 853 milyon dolar olduğu görülmektedir. Son beş yıl itibariyle makarna sektörü net kazancı düzenli olarak artarken, un sektörünün de net kaybının aynı şekilde arttığı görülmektedir. 2023 yılı makarna sektörü net kazancı 1 milyar 470 milyon dolar, un sektörünün net kaybı 2 milyar 216 milyon dolar, her iki sektörün birleşik net döviz kaybı 746 milyon dolardır…” (2) diyor.

Kısacası ihracat ve ithalat şirketleri tahıllar konusunda bir çark kurmuş, dönen çark onların kasalarına ve banka hesaplarına dolar taşıyor. Uygulanan bu yanlı ve yanılsamalı politikalar sonucunda üreticiler de üretemeyecek duruma gelince “kırk katır mı, kırk satır mı” diyerek, hükümet, “iki yıl üst üste toprağınızı ekmezseniz, toprağınızı sizden alır, şirketlere kiralarız” diye yönetmelik çıkarıyor.

İthalat hastalık yayar

Daneleri bitki yetiştirmede tohum, insan beslenmesinde gıda olarak kullanılan buğday ve diğer tüm tarımsal ürünlerin ithali üreticiler için hep sorun oluşturmuştur. Ne olacak parasını verir satın alırız çözüm değildir. Olmamıştır. Çünkü ithalatın üreticiler açısından zararı sadece ekonomik değil ithalat yoluyla satın alınan ürün-tohum ile birlikte birçok hastalık satın alınmış, ithal ediliyor olmasıdır.

Kara Ölüm 14. Yüzyılda Asya ve Avrupa’yı kasıp kavurduğunda vebanın nasıl yayıldığı çok araştırıldı, pek çok neden üzerinde duruldu. Fakat üzerinde durulan nedenlerin hepsi vebanın yayılmasını açıklamaya yetmedi. Bir fare ortalama 200-300 metre uzaklaşır. Peki, bu hastalık dünyaya nasıl böyle geniş ve hızlı biçimde yayıldı?

Thor Hanson şöyle açıklamaktadır: “Ev sıçanları hemen her şeyi yer, ama tahıl çeşitlerine bayılır. Ve tahıl nereye giderse oraya giderler. Dahası pirelerin birçoğu yalnızca birkaç hafta yaşamasına rağmen fare kürkünde yaşayanlar bir yıl hatta daha uzun süreler hayatta kalabilir ve bunların larvaları tahılla beslenmeyi öğrenmiştir. Bu sayede, vebalı tüm fareler uzun gemi yolculuklarında ölse bile hayatta kalmayı başaran pireler (ve ambarda keyifle karnını doyuran yavruları) hastalığı her limanda yeni farelere ve insanlara bulaştırmaya devam ettiler.

Vebanın hızla yayılması hava yoluyla bulaştığını- öksürme, hapşırma vb. yollarla doğrudan insandan insana aktarıldığını- gösteriyor. Ama tarihçiler hâlâ salgının tahıl ticaretiyle başladığına ve bu yüzden ticaret yollarının uzağındaki ücra bölgeleri yahut Polonya gibi sınırlarını sıkıca kapatan krallıkları pas geçtiğine inanıyorlar. Arka arkaya gelen salgınlar, her biri yoğun tahıl ticaretine ev sahipliği yapan Glasgow, Liverpool, Sidney ve Mumbai gibi liman şehirlerini vurarak yirminci yüzyıla kadar devam etti.”diyor, Hanson (3).

Yeni serbest piyasa politikalarıyla ithalatın serbest hale gelmesi ithal edilen ürün ile birlikte hastalık ve haşere yumurtaları da elini kolunu sallayarak tarlalarımıza, bahçelerimize davetsiz misafir olarak gelebilmektedir.

Davetsiz misafirler (hastalık ve haşereler) için ilaç-zehir ithalatına ve buğday ithalatına verdiğimiz dövizi ıslah da kullansak; ne oranda ithalatçı, ne kadar iklim mağduru olacağımız/olamayacağımız düşünmeye değmez mi?

Evet. Üretmek sorumluluktur, sorumluluk haysiyet gerektirir. Üreten çiftçiye saygı ile stratejik ürünümüz olan buğday sevincini her yıl yaşamak için politikalar belirlenip, uygulamasını istemek en temel hakkımız olsa gerek. Değil mi?

*****

(1) Thor Hanson; “Tohumların Zaferi” Çeviri eser, Kemal Güleç, S.61, Yıl 2022, Metis Yayınları

(2) Tayfun Özkaya; Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji- Buğday ve Çay Örnekleriyle, s.4-5,

(3) Thor Hanson; “Tohumların Zaferi” Çeviri eser, Kemal Güleç, S.60-61, Yıl 2022, Metis Yayınları

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

39 ilçede ‘mutlak butlana’ karşı yürüyüş: Mesele demokrasi meselesi

Sonraki Haber

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var!

Sonraki Haber

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var!

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mayıs 2026

Bern’de Rojhilat’taki idamlar protesto edildi

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

‘Umut hakkından sosyal statüye’

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Kürtçe, savunma ve devletin yargısal inkâr hafızası -I

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Her yerde tahliyeler erteleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Testiyi kıran suyu elekle içmeye kalkar

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var!

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır