• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Mayıs 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Veysi Sarısözen

Testiyi kıran suyu elekle içmeye kalkar

23 Mayıs 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Veysi Sarısözen, Yazarlar

Devlet Bahçeli’nin üst üste yaptığı ve AKP sözcüsünün de eğip büküp güya desteklediği açıklamalar haliyle siyasi ortamı karma karışık etti. Bu karışıklığı İmralı ve Kandil’den gelecek yanıtların gidereceğini umuyorum.

Karışıklığın giderilmesinde kuşkusuz çalıştığımız medya yazarları olarak bizlerin de üstüne ciddi sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluk “sapla samanı” birbirinden ayırma sorumluluğudur.

Her şeyden önce Bahçeli’nin “statü” hakkındaki birinci açıklamasıyla ikinci açıklaması arasındaki derin farkı vurgulamalıyız. Birinci açıklama Öcalan’a tanınması gereken statüyü “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” olarak tanımlamıştı. İkinci açıklama ise bu statüyü “gerillayı silahsızlandırma ve PKK’yi tasfiye etme koordinatörlüğü” olarak tanımladı. Her iki açıklama arasındaki taban tabana zıtlığı görmek büyük önem taşıyor. İkinci açıklamanın negatif niteliğinden hareketle birinci açıklamanın unutulması, birinci açıklamayla elde edilen kazanımı boşa çıkarır. Israrla birinci açıklamanın önemini vurgulamak, ona sahip çıkmak, bu açıklamayı inkar eden ikinci açıklamayı ise eleştirmek doğru tutumdur. Birinci açıklama “statü’ talebi temelindeki mücadelenin devlet katında yarattığı pozitif bir sonuçtur. İkinci açıklama ise AKP içinde yer alan “savaş lobisinin” ya da “norm dışı devlet” uzantılarının karşı hamlesinin sonucudur.

Bu ayrımı yaparken Devlet Bahçeli’nin “hangi devlet safında” yer aldığı ya da birinci açıklamayı samimi düşüncesinin gereği mi yoksa “görevi gereği” mi yaptığı gibi spekülatif değerlendirmelerden uzak durmak gerekir. Çünkü biz Bahçeli’nin kimliği ve misyonunu değil, onun ağzından çıkan iki açıklamayı ve aralarındaki derin uçurumu ele alıyoruz. Bahçeli’ye hatırlatacağımız gerçeklik şudur: “Ağızdan çıkan sözü gürültüyle bastıramazsın. Kalemle yazdığını baltayla sökemezsin. İlk açıklamanla yükselttiğin çıtayı bir milim bile indiremezsin. Kürt halkı o çıtanın üstünden atlayacak, çözüme yürüyecektir.”

AKP “yürütmesi” denilen “norm dışı devletin siyasi uzantısının” karşı hamlesi önlenebilseydi, birinci açıklama temelinde bir demokratik uzlaşma sağlansaydı, biz şimdi içinden geçtiğimiz süreci “Terörsüz Türkiye süreci” ya da “silahsızlandırma ve tasfiye etme süreci” değil, “barış ve siyasallaşma süreci” diye niteleyecektik. Süreç böyle olunca Öcalan’ın da statüsü “barış süreci ve onun sonucu olarak siyasallaşma sürecinde” Türk tarafı ile Kürt tarafı arasındaki ihtilafları partiler üstü bir konuma yükselen ve “demokratik uzlaşmayı” sağlayacak olan bir “koordinatörlük” olarak tanımlayacaktık. O zaman hiç kimse “önce silahsızlanma, yani teslimiyet, sonra pişman olanlara hürriyet” gibi bir uygunsuz formül öne süremeyecekti. Çünkü barış demek düşmanların barışması, barışanların eşitlenmesi demektir. Esir alanlarla esir olanların barışması demek değildir. Düşmanların barışması demek ise, tarafların barış sonrasında farklı ekonomik, toplumsal ve politik hedeflerine şiddet yoluyla değil, barışçı siyasal mücadele yoluyla, yani her iki tarafın “siyasallaşmasıyla” uluşmayı kabul etmeleri demektir. Birinci açıklama işte böylesi bir düzlemdir.

İkinci açıklama “barış süreci” ifadesini sıfıra indirmiştir. Böylece Bahçeli başa yani sıfır noktasına dönmüştür. Bir de orta yerde çok ayıp bir “atama” yeltenişi vardır: Bahçeli Öcalan’ı devletinin memuru sanmakta ve onu, devletinin yapamadığı bir göreve, “gerillayı silahsızlandırma ve PKK’yi tasfiye etme “koordinatörlüğüne” atamaya” kalkmaktadır. Hem de bu görevin makam odası zindan olmak üzere.

Ancak yine de başlangıçtan farklı olan ve nitelikçe çok önemli olan bir “ortak kabul” de vardır.

Öcalan ister “hükümlü statüsünde” olmaya devam etsin, isterse, “umut hakkı” tanınarak özgürlüğünün yolu açılmış olsun, O’nun müzakere sürecinde mutlaka “hukuki bir statü” kazanması fikri iki pro-faşist parti dışında, AKP de dahil, partilerin büyük çoğunluğu tarafından ilk defa kabul edilmiştir. Böylece tartışma gündemi Öcalan’a “statü tanınsın mı, tanınmasın mı” olmaktan çıkmış, bu statünün içinin nasıl doldurulacağı sorununa dönüşmüştür. Gündem içi boşaltılan statünün içini doldurmak amacıyla var güçle mücadeleyi yükseltmektir. Ve “statü olsun mu olmasın mı” tartışmasının yapıldığı aşamadan şimdi “statü nasıl olsun” aşamasında olduğumuz için avantajlıyız.

Statüyü içi doldurulacak bir testiye benzetirsek, Bahçeli elindeki “barış süreci ve siyasallaşma” kepçesiyle statü kabını bir miktar doldurmuş, ardından AKP’nin “silahsızlandırma ve tasfiye etme” kepçesiyle büsbütün boşaltmıştır.

Ne yapmalı? Bu testi ne devlet tarafından ne de iktidardaki parti tarafından doldurulamaz diyerek testiyi mi kırmalıyız? Yoksa “barış süreci ve yasallaşma” kepçesinin hacmini halkın direnişi ile büyüterek testiyi doldurmalı mıyız? Ya da öfkeyle kalkıp zararla oturmayı göze alarak her iki kepçeyi Bahçeli’nin de Erdoğan’ın da kafalarına mı çalmalıyız?

Eğer müzakere sürecinin hayati önemini yeterince kavramışsak, testiyi kırmayı aklımızın ucundan bile geçirmemeliyiz. Testiyi kıran suyu elekle içer. Testiyi doldurmayı ise ne Bahçeli’den, ne de devletten beklemeliyiz. Öcalan’a “statü olmaz” diyenleri gerileten halk, Öcalan’ın “özgür statüsünü” de kazanacaktır.

Öcalan’a anayasal statü; müzakereye hız, Butlan’a ve tutuklamalara hayır?

Not: Bu yazı Butlan kararı öncesinde yazılmıştır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var!

Sonraki Haber

Her yerde tahliyeler erteleniyor

Sonraki Haber

Kürtçe, savunma ve devletin yargısal inkâr hafızası -I

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mayıs 2026

Bern’de Rojhilat’taki idamlar protesto edildi

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

‘Umut hakkından sosyal statüye’

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Kürtçe, savunma ve devletin yargısal inkâr hafızası -I

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Her yerde tahliyeler erteleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Testiyi kıran suyu elekle içmeye kalkar

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var!

Yazar: Yeni Yaşam
23 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır