• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Haziran 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Bakırhan: Demokrasinin duran çarklarını çerçeve yasayla döndürebiliriz

2 Haziran 2026 Salı - 13:44
Kategori: Manşet, Politika

Çerçeve yasanın Türkiye’de çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçişin anahtarı olabileceğini belirten Tuncer Bakırhan, ‘Demokrasinin duran çarklarını çerçeve yasayla döndürmeye başlayabiliriz’ dedi

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında konuştu. Gadir Hum Bayramı’nı kutlayan Tuncer Bakırhan, Kobanê Kumpas Davası kapsamında tutuklu bulunan siyasetçi Günay Kubilay’ın babasının vefatı nedeniyle Kubilay ve ailesine başsağlığı diledi.

Tuncer Bakırhan ayrıca,  Kobanê Kumpas Davası nedeniyle tutsak bulunan siyasetçilere ilişkin ise “10 yıldır içeride bulunan bütün arkadaşlarımız ailelerinden çok değerli aile fertlerini kaybettiler. Bir türlü ailelerinin cenazelerine dahi katılamadılar. Bu utanç artık bitsin” dedi.

‘Kapitalist modernite toplumu doyuramıyor’

Haziran ayının ilk haftasının Dünya Açlıkla Mücadele Haftası olduğunu hatırlatan Bakırhan, kapitalist modernitenin toplumu doyurmadığını ve açlığı gideremediğin belirterek, açlık sorununun Türkiye’de de sürdüğünü kaydetti. Türkiye’nin dünya tarihinin en zor ekonomik krizini yaşadığına dikkat çeken Tuncer Bakırhan iktidarın projelerinin çöktüğünü belirtti.

Türkiye’de siyasi kriz yaşandığını kaydeden Tuncer Bakırhan, İstinaf Mahkemesinin CHP’ye ‘mutlak butlan’ ataması kararına dair şunları söyledi:

“Butlan kararı salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Hiç kimse bize başka ilke anlatmasın. Demokratik siyaset dışarıdan hukuk müdahalesi ile şekillendirmek isteniyor. Siyaseti yargı kararnamesi ile şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir. Öte yandan kimse ‘bu bir yargı kararıdır’ diyerek 86 milyona cambaza bak oyununu da oynamasın. Türkiye’de bu rejimin en yakın tanığı, sanığı ve şahidi bizleriz. Bu gelenektir ve biz hiçbir zaman biz cambaza bakmadık. Bundan böyle de cambaza bakmayacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Tek pusulamız demokratik meşruiyet

İstisnanın kural haline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir. Hiçbir zaman sandığın iradesinin yargı kararnamesi ile iptal edilmesini kabul etmeyeceğiz. Kimse de bize kabul ettirmeyecek. Çok net söylüyoruz; bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir. Bu sebeple şunu açıkça ilan ediyoruz; İstinaf Mahkemesinin verdiği karar; yalnızca bir siyasi partiyi değil tüm siyaset ve sivil toplum alanını, örgütleme hakkını, demokratik yaşamı derinden tehdit etmektedir. Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır. Yargıtay derhal toplanarak bu garabete bir son vermeli. Türkiye’de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır. Hukuksuzluk adrese teslim ile başlar ama hiçbir zaman yerinde kalmaz. Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. 

Biz bunu geçmişte çok gördük ve deneyimledik. Bugün Cumhuriyet Halk Partisine giden kolluk, yarın AKP’ye gider. Bir gün  MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisine, Saadet Partisine gider. Bize zaten hep geldi. Biz o hukuksuzluğu çok iyi tanıyoruz. O da bizi çok iyi tanıyor. Bizim kapımızın önüne gelse de çok bir şey alamayacağını zaten sistemin kendisi de biliyor.

‘Rota demokrasi, teminatı hukuk olmalı’

Tuncer Bakırhan şöyle devam etti:

Bugünün faili yarının mağduru olmak istemiyorsa rota demokrasi, pusula siyaset, teminat hukuk olmak zorundadır. Fakat şunu da açıkça söylemek zorundayız. Siyasi rekabet başkalarının sözlüğüyle yapılmaz. Maalesef birileri başkalarının sözlüğüyle siyasi rekabet yapmaya çalışıyor. Bu yanlıştır. İftiralar, damgalamalar, etiketler, ahlaki mahkumiyet hükümleri bunlar operasyonun siyasi tarafını perdelemenin en kestirme yoludur. En ucuz yoludur. Türkiye’nin siyasi tarihinde bazı etiketler başka hiçbir suçlamayla kıyaslanmayacak bir yıkım gücü taşır. Hangi niyetle söylenirse söylensin. Bu tür ithamlar siyasi operasyonlara kapı aralar. Bu yüzden CHP içindeki her aktörü, her söylediğinin sonuçlarını düşünmeye davet ediyoruz. Onun için samimiyetle uyarıyoruz. Bugün rakibine yapıştırdığın etiket yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır. Siyaset bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır. Unutmayalım ki bir partinin kapısı kırıldığında aslında siyasetin kapısı kırılır. Toplumun siyaset kurumuna dair umut ve güveni aşınır. Tarafların buna uygun hareket etmelerini bekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu fırtınadan bütünlüklü çıkarak gemiyi limana yanaştırmasını temenni ediyoruz.

Siyaseti daraltıyor 

Kimseyi tahkir etmeden, 3’üncü sınıf polemiklere paye vermeden söyleyelim; bugün yaşananlar ne bir tesadüftür ne de tek bir partinin meselesidir. Cumhuriyet yönetimi hanedanından alıp halka verme iddiasıyla büyük bir tarihsel kapı açtı. Fakat o kapıdan toplumun bütün renkleri, bütün dilleri, bütün inançları, bütün kimlikleri eşit bir biçimde geçirilmedi ya da geçirilmesi engellendi. Cumhuriyetin tarihi bize şunu gösterdi; Bu ülke her kritik eşikte demokrasiyi büyütmek yerine çoğu zaman siyaseti daraltan yolları tercih etti.  

OHAL kalıcı bir yönetim biçime dönüştürüldü

1925’te demokrasi yerine takrir-i sükun tercih edildi. 1960’da sandığın krizine çözüm olarak darbe tercih edildi. 1980’de toplumsal taleplere cevap olarak tanklar, işkencehaneler ve yasaklar tercih edildi. 1990’larda Kürt meselesine çözüm arayışları yerine inkar, güvenlik siyaseti ve şiddet tercih edildi. 28 Şubat’ta toplumun inancı, yaşam tarzı ve kamusal varlığı devlet sopasıyla hizaya sokulmak istendi. 2007’de 367 kararıyla siyaset yine yargı eliyle daraltıldı. 2016’dan sonra ise darbe girişimine karşı daha fazla demokrasi denilmesi gerekirken, OHAL rejimi kalıcı bir yönetim biçimine dönüştürüldü. 4 Kasım 2016’da bu ülkenin demokratik temsil iradesi hedef alındı. Başta Eş Genel Başkanlarımız Sayın Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve yüzlerce, binlerce milletvekilimiz, belediye başkanımız ve yöneticimiz tutuklanarak, cezaevlerine konularak siyaseti halktan, Meclis’ten ve sandıktan koparmak istediler. 19 Mart’ta ise aynı çizgi ana muhalefete ve İstanbul’un seçilmiş iradesine yöneldi. 

Demokratik Cumhuriyetin inşası  

Barış ve Demokratik Toplum Süreci Cumhuriyetin demokrasi ile buluşturma paradigmasıdır. Kök nedenlere çözüm ürettiğimizde bu ülkede siyasi krizler çağını kapatırız. Yeni bir çağa ancak demokratik cumhuriyeti inşa ederek başlayabiliriz. Bizim DEM Parti olarak mücadelemiz ve sözümüz cumhuriyeti toplumla hukukla eşit yurttaşlıkla ve demokrasiyle buluşturmaktır. Artık bu ülkenin kaderi korkuyla değil, cesaretle, inkarla değil, hakikatle, vesayetle değil, halkların ortak demokrasiyle yazılmalıdır.

CHP’ye müdahale sürece kaygıları arttırdı

Dünyada ve Ortadoğu’da alt-üst oluşlar yaşanırken, içerideki bu gerilimler geleceğe dair umutları zayıflatıyor, toplumsal barışı sekteye uğratıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik yargı müdahalesi barış süreci konusunda kaygıları arttırdı. Toplumdaki güvensizliği derinleştirdi. Daha biraz önce Adana’dan gelen Barış Anneleri’yle yukarıda bir sohbet ettik. Bir anne de söyledi; ne istiyorlar insan anlamakta güçlük çekiyor. İhtiyaç duyulanın yerine ihtiyaç olmayan, toplumu kalıplaştıran, toplumu karşı karşıya getiren, yapılması halinde ekonomiyi gittikçe kötüleştiren, itibarı zedeleyen yaklaşımlar niye yapılıyor sorusu sormuştu. Ben de anneye tercüman olup dediğini iktidardaki yönetime de iletmiş olayım. Barış sürecinin hedefi, eşitliğin ve adaletin en yüce değer olduğu demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir. İşte bu süreci başarıya ulaştırabilirsek belki de bu yaşadığımız şeyler yaşanmayacak. Onun için diyoruz, bu süreç sadece Kürtlerin sorunu değil, sadece Kürt meselesinin çözümü değil. Bu süreç aslında Türkiye’nin demokratikleşme sorunudur. Dolayısıyla muhalefetiyle, sivil toplumuyla, demokratik kitle örgütüyle Adanalısı, Sinoplusu, Edirnelisi, Karslısıyla birlikte bu sürece sahip çıkarak Türkiye’yi yeni bir zemine, yeni bir noktaya taşırabiliriz. Bu temelde bir uyarı yapmak istiyoruz.

Topluma ve sürece zarar veriyor  

Bu yaşananlar barış sürecinde atılması gereken adımları gölgeleyecek her türlü iç gerilimi yaratır. Topluma zarar verir, sürece zarar verir, ülkenin geleceğine zarar verir.  Bugün Ortadoğu en karanlık günlerinden çıkış yolu arıyor. Halkların ve inançların tanındığı, ekonomik ortaklıkların çoğaldığı, sınırların saygı gördüğü ama yaşamı engellemediği, güvenlik, demokrasi ve kalkınmayı birlikte kuran bir akıl Ortadoğu’nun geleceğine yön verir ve Ortadoğu’yu demokratik bir zemine taşır.

Ortadoğu’da demokrasinin kurucu aktörü olabiliriz  

Sykes Picot düzeninin geçersizleştiği bir dönemde tarihsel Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden güncellenmesi gerekiyor. Bu artık bir zorunluluktur. Aynı zamanda tarihin bize de sunmuş olduğu bir fırsattır. Umarım bu durumu herkes doğru okur, bu fırsatı değerlendirir. Tekçi rejimlerin, inkarcı rejimlerin Ortadoğu’da ne yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Daha ne kadar şahitlik edeceğimiz de bilinmez. Bu güncellemeyi yapabilirsek Ortadoğu’da adaletin ve demokrasinin kurucu aktörü olabiliriz. Bakın Helsinki, soğuk savaşın ortasında güvenliği ve insanlığın insan onurunu aynı masaya oturtarak bir kıtanın kilidini açmıştı. Ortadoğu’nun da böyle bir eşiğe ihtiyacı var. Güvenliği halkların tanınmasından, sınırları yaşamın özgürlüğünden ayırmayan bir akıla ihtiyaç var. O eşiğin adı Ankara olabilir. Bölgenin güvenlik, siyasi ve ekonomik mimarisi Ankara’da ortak bir zemine kavuşabilir. İç barışını sağlamış güçlü bir Türkiye Tahran’a, Bağdat’a, Şam’a, Beyrut’a kadar tüm bölgeye demokratik bir vizyon sunabilir. Bu vizyonun can damarı Barış ve Demokratik Toplum Sürecidir. Bu sebeple bölgesel konjonktürü ya da iç gerilimleri barış sürecini bekleme odasını almanın gerekçesi yapmayalım. Bilakis bu gelişmeleri aşmanın yolu barış sürecini menziline ulaştırmaktır. Çözüm Trump’ın hesaplarında ya da Londra’nın pozisyonunda değil. Birileri Trump’ın ne diyeceğini, ne yapacağını çok merak ediyor. İngiltere’nin pozisyonunu da merak ediyor. Ancak bunlar çözüm değil. 

Hak, demokrasi ve özgürlük meselesi

Çözmeye çalıştığımız mesele salt bir şiddet ya da güvenlik meselesi değil. Daha derininde bir hak, demokrasi ve özgürlük meselesidir. Siyasi temsil ve tanınmanın yerine getirilmesi meselesidir. Bu kapsamda çerçeve yasa demokrasinin kök hücresi olabilir. Bu yasa Türkiye’nin çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçiş iradesi olabilir. Demokrasinin duran çarklarını çerçeve yasayla döndürmeye başlayabiliriz. Türkiye 2026 yılının 2’inci yarısına iki fotoğraftan biriyle girecek. Ya içerideki hukuku daraltan, muhalefeti baskılayan, Kürt meselesinde bekleyen bir ülke olarak ya da iç barışını güçlendiren, demokratik reform cesareti gösteren, bölgesinde çözüm aklı üreten bir ülke olarak girecek. Tabii ki biz ikinci fotoğrafın mümkün olduğuna inanıyoruz.  

Bu sürecin temel hedefi demokratik uzlaşı, evrensel hukuk ve özgür siyasettir. Bu sağlandığı ölçüde bu ülkede muhafazakar, Kemalist, milliyetçi, yurtsever, devrimci, demokrat, liberal, kim ne fikirde olursa olsun,  hukuki güvenlikle yaşayabilecek ve siyaset yapabilecektir. 

Biz üçüncü yoluz  

DEM Parti olarak bu süreçte duruşumuzu bir kez daha netleştiriyoruz. Biz hiçbir tarafın güdümünde değiliz. Biz kendimiziz ve biz Üçüncü Yol’uz. Biz Kürt’üz, Aleviyiz, kadınız, ezileniz Emekçiyiz. Kimliğini, dilini, inancını arayan 86 milyonuz. Biz herkesin ortak zeminiyiz. Bakın burada bütün renkler var. Bütün inançlar var. Bütün kimlikler var. Bütün cinsler var. Biz salt reaksiyoner bir muhalefet de değiliz. Aynı zamanda çözüm önerileri olan bir muhalefetiz. Çevreye dönük önerisi olan, engellilere dönük önerisi olan, doğaya, ekonomiye ilişkin önerisi olan, demokrasiye göre önerisi olan, yoksulluğun, açlığın giderilmesine dönük önerisi olan, demokratik bir geleceğe dönük önerisi olan bir partiyiz. 

Kurucu siyaset yapacağız  

Kendi eksenimizde duran ama kapsayıcı ama demokratik bir hattayız ve bunun ısrarcı olmaya devam edeceğiz. Mevcut düzenden rahatsız ve hoşnutsuz olan her kesimin sesi olmaya devam edeceğiz ve sesini duyurmayanların evi kapısı olacağımızı belirtiyorum. Herkesi davet ediyorum partiye. Hem sokakta, hem müzakere masasında, hem muhalefette, hem çözüm sürecinde aynı anda, aynı kararlılıkta olacağız. Bu iki alan birbirinin karşıtı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Siyasal dönüşüm ve rejimin demokratikleştirilmesi talebinde daha fazla ısrarcı olacağız. Daha kurucu bir siyaset yapacağız. Türkiye’nin önündeki kritik kavşakta yön gösteren farklı kesimleri bir arada tutabilen, barış ve demokrasiyi aynı anda savunabilen bir siyasal hattın öncülüğünü daha fazla yapacağız.”

Kaynak: MA 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Şax ve Hebler’de top atışları sonucu yangın çıktı

Sonraki Haber

Xoşnav’da korucular ağaç kıyımı yapıyor

Sonraki Haber

Xoşnav'da korucular ağaç kıyımı yapıyor

SON HABERLER

İran’da 2 yurttaşa hapis cezası

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Esayib Ehl el-Hak Hareketi, Haşdi Şabi’den ayrılma kararı aldı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Ankara’da gözaltına alınan 24 kişiden 5’i serbest bırakıldı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Gezi Direnişi’nde katledilen Mehmet Ayvalıtaş anıldı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

İran’da öğrencilere baskı artıyor: Uzaklaştırma, ihraç, erişim engeli

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Nayir tahliye edildi

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

İran’da kadın aktivist Surı Babai Çegini’ye 3 yıl hapis cezası verildi

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır