Genellikle mevcut sistemlerin tıkanıklığına bir eleştiri ve henüz ulaşılamamış potansiyellere bir davet olarak denenmemiş demokrasiden yani demokratik cumhuriyetten söz edilir. Çoğu zaman demokrasi dediğimizde, sandığa gidip temsilci seçmekten ibaret bir prosedürü kastederiz; ancak gerçek demokrasi bundan ibaret değil. Dahası, demokrasi ve cumhuriyet kavramları sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da, aslında farklı düzlemleri temsil eden ve bir araya geldiklerinde modern devlet yapısını oluşturan iki ayrı olgudur.
Cumhuriyet, devletin şekli ile ilgilidir, demokrasi ise yönetimin yöntemi ve özü ile ilgilidir. Karar alma süreçlerinde halkın iradesinin nasıl tecelli ettiğine odaklanır. Temel hak ve özgürlüklerin korunması, çoğulculuk ve katılım demokrasinin temel taşlarıdır.
Demokrasi, antik Yunan’dan beri halkın gücü olarak tanımlansa da, tarih boyunca yönetimler tarafından hep sınırlandırılmıştır. Bizim bugün demokrasi sandığımız şey, çoğunlukla dört veya beş yılda bir devredilen bir vekaletname işlemidir. Oysa denenmemiş demokrasi, gücün devredilmediği, paylaşıldığı bir yapıyı işaret eder.
Demokrasi genellikle çoğunluğun tahakkümü ile de karıştırılır. Denenmemiş olan ise, en küçük sesin bile sistemin işleyişine dahil edildiği, kararların sadece parmak sayısıyla değil, müzakere ve ikna yoluyla alındığı bir modeldir. Bu, hızın değil, derinliğin esas olduğu bir toplumsal sözleşmedir.
Siyasi hakların verildiği ancak ekonomik uçurumların derinleştiği bir ortamda demokrasiden söz edilemez. Gerçek demokrasi, refahın ve karar mekanizmalarının tabana yayıldığı bir hukuk ve adalet arayışıdır.
***
Cumhuriyet, demokrasi için bir kurumsal zırh görevi görür. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle, geçici siyasi çoğunlukların azınlık haklarını ezmesini engelleyen bir yapı sunar. Bir cumhuriyette iktidar sınırsız değildir; anayasal sınırlarla çevrelenmiştir.
Cumhuriyet, vatandaşlık bağına dayalı bir eşitlik öngörür, kişisel yönetimlerin yerine kuralların yönetimini koyar.
Konunun uzmanları demokrasiyi cumhuriyetin içini dolduran hayat enerjisi olarak görür. Bir devletin sadece cumhuriyet olması, onun her zaman özgürlükçü olduğu anlamına gelmez. Tarihte seçimlerin yapılmadığı veya muhalefetin susturulduğu ama adı cumhuriyet olan pek çok otoriter yapı mevcuttur.
Günümüzde ideal kabul edilen model, bu iki kavramın iç içe geçtiği Demokratik Cumhuriyet yapısıdır. Bu modelde cumhuriyet, devletin bir hanedana ait olmadığını ve kamuya ait olduğunu garantilerken; demokrasi ise bu kamu adına yetki kullananların halk tarafından seçilmesini ve denetlenmesini sağlar.
***
Demokrasilerde hukukun üstünlüğü, bir devletin sadece kurallar ile yönetilmesi değil, o kuralların üzerinde herkesin (yönetenler dahil) eşit olduğu, evrensel adalet ilkelerine dayalı bir sistemin varlığıdır. Modern bir demokratik toplumun omurgasını oluşturan bu kavram belli temeller üzerine inşa edilir:
Hukuka dayalı bir yönetim gücün kişiselleşmesini engeller. Demokrasilerde yetki, kişilerin dudakları arasında değil, yasaların sınırları içindedir. Hiçbir makam, hiçbir statü veya hiçbir siyasi çoğunluk, hukukun belirlediği sınırların dışına çıkamaz.
Hukukun üstünlüğü ancak bağımsız bir yargı ile korunabilir. Yasama (meclis) ve yürütme (hükümet) organlarının işlemlerinin, bağımsız mahkemelerce denetlenebilmesi demokrasinin sigortasıdır. Eğer hukuk, siyasetin bir aracı haline gelirse, orada demokrasiden değil, ancak şekli bir yasallıktan söz edilebilir. Gerçek bir demokraside yargı, zayıfı güçlüye, bireyi devlete karşı koruyan sarsılmaz bir kalkandır.
Demokrasilerde çoğunluğun her istediğini yapma yetkisi yoktur. Azınlıkta kalanların veya tek bir bireyin temel hakları hukukun üstünlüğü ilkesiyle korunur. Bu haklar, geçici siyasi rüzgârlara veya anlık toplumsal öfkelere kurban edilemez. Hukuk, demokrasinin çoğunluk diktasına dönüşmesini engelleyen temel bariyerdir.









