Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın çağrıcılarından Mehmet Bekaroğlu ile konuştuk:
- Demokratikleşme oldukça sonuçları her şeye yansıyacak; asgari ücrete yansıyacak, Karadeniz için çay fiyatlarına, fındık fiyatlarına yansıyacak. Artık cenaze gelmiyor. ‘Yeni üst geçitler var mı? Bir buçuk senedir cenaze gelmiyor. Kötü mü bu?’
- Artık böyle devam etmek mümkün değil. Kemalistler bile bu ikinci yüzyılda bir şeyler yapmak gerekiyor diyor. Bu, Kürtlerin millet dediğimiz kavramın içine dahil edilmesi ile olacak. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bütün olarak devam etmesi bu projeye bağlı
- Özgür Özel, Kürt meselesinde Kılıçdaroğlu’na göre biraz daha adım attı. Ama CHP hiçbir zaman elini taşın altına koyarak bir adım atmadı. AK Parti’nin üç adım ötesine at adımını, ne korkuyorsun demokratikleşmeden. CHP’nin net olması gerekiyor
Nezahat Doğan
Türkiye, cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken demokratikleşme yolunda kritik bir eşikten geçiyor. Bu evrede 29 aydının çağrısıyla hayata geçirilen ve ülkenin temel sorunlarını ortak alanda buluşturarak çözüm arayışını büyütmeyi hedefleyen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” yoğun bir ilgi ve katılımla gerçekleşti. (Tabii ki eleştiriler eksikler olabilir) Kürt meselesinden kadın haklarına, gençlik deneyimlerinden farklı kimliklerin temsiline kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu buluşma, Türkiye’nin geleceğine dair kapsamlı bir perspektif sundu.
Demokratikleşmenin kilidi Kürt sorunu… Konferansta öne çıkan en temel tespitlerden biri de Kürt sorunu çözülmeden gerçek bir demokratikleşmenin mümkün olamayacağı gerçeği oldu. Konferansta cumhuriyetin demokratik değişiminde Kürtlerin bir “lokomotif” rolü üstlendiği; dillerin, kimliklerin ve hakların ancak demokratik bir cumhuriyet çatısı altında güvenceye kavuşabileceğini vurgulandı. Geçmişin “tek tip” dayatmalarının yerine çoğulcu ve ortak bir yaşamın inşası, özgür bir toplum için hayati bir gereklilik olarak nitelendirildi.
Toplumsal uzlaşı ve barışın toplumsallaştırılması için konferansta kullanılan çarpıcı metaforlar sürecin aciliyetini ortaya koydu. Demokrasi ve barışın Karadeniz’den Ege’ye Anadolu’dan Kürdistan’a her kesime anlatılabilmesinin; Türklerden Kürtlere, Alevilerden Sünnilere, sosyalistlerden muhafazakârlara milliyetçilere kadar toplumun tüm kesimlerinin köprüden sonraki son çıkışta buluşmasının; bagajların boşaltılması ve otoriter politikalara karşı ortak bir tutum geliştirilmesinin önemi konferansın bir diğer temel tespiti oldu.
Bir yanda barış adımlarının iktidar tarafından yavaşlatılması, diğer yanda ise ana muhalefet partisine yönelik yargı müdahaleleri gibi anti-demokratik uygulamalar süreci zorlaştırıyor. Bu noktada, barışın sadece toplumsal bir temenni olarak kalmaması, anayasal ve yasal güvencelerle kurumsallaşması gerektiği de ortada. Bu konjonktür içinde, konferansın sonunda yayımlanan “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninde de toplumsal barışın tesisi için güçlü bir siyasal iradeye ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.
Peki demokratikleşme için kimlerin nasıl inisiyatif alması gerekiyor? Halkların bir arada ortak yaşamı için alınacak yol nasıl olmalı? Cumhuriyetin demokratikleşmesi için bagajlar nasıl ortadan kaldırılacak? Her mahalle nasıl ortaklaşacak? Karadeniz’den Ege’ye yollar nasıl aşılacak? Barış nasıl toplumsallaşacak? Demokratik adımların atılması için iktidar nasıl zorlanacak?
Bu kritik süreçte demokratikleşmenin önündeki engelleri, iktidarın tutumunu ve konferansın toplumsal barış için taşıdığı işlevi, etkinliğin çağrıcılarından Mehmet Bekaroğlu ile konuştuk.
- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın amacı ve hedefi tam olarak ne anlam ifade ediyor? Bu döneme denk gelmesinden neyi anlamak lazım?
Aslında bu süreçte bana göre geç kalmış bir etkinlik.
- Neden?
Dikkat ederseniz bu süreç bütünüyle tepeden yürütülüyor; hükümet, hükümet ortağı, devlet, Ada… Bir önceki süreçte devlet tayin etmişti ama bir akil insanlar heyeti vardı ve halka anlatıyordu. Bizim çağrıcılarımız arasında o arkadaşlardan bazı isimler var. O süreç başarısız oldu, o ayrı bir konu. Ama şu an bu sürecin toplumsallaşması konusunda ciddi bir çalışma yok maalesef. Bizim konferansınız bu eksikliği tamamlama iddiası da taşıyor.
- Bir buçuk senenin sonunda neden barış hala toplumsallaşamadı?
Baştan beri bunun toplumsallaşması için kendi çapımda çalışmalar yapıyorum. Çok büyük sıkıntılar var. Ben Karadeniz’de yaşıyorum, görüşüyorum insanlarla. Bu süreç şu an hiç konuşulmuyor ama toplumun değişik kesimlerinde çok ciddi bir tepki var Karadeniz’de. Devlet Bahçeli o sert tepkileri yumuşatmasa daha büyük sıkıntılar yaşanabilir.
- Tepkileri ortadan kaldırmanın yolu nedir? Eksiklik nerede?
Sorunlar var, gruplar bu sorunların giderilmesi için çalışılmalı. Bu konferans bu çalışmalardan biri. 29 çağrıcımız var ama çok sayıda insana ulaştık, onları da bileşimlerimiz arasına katacağız.
Hep beraber değişik etkinliklerle insanlara anlatacağız. Silahlar sustu ama sadece bununla barışın olmayacağını, Kürt meselesinin çözülmesi gerektiğini, onun da halledilmesi için Türkiye’nin demokratikleşmesinin sağlanması gerektiğine insanlara anlatacağız. Bizim ekipte Türk ve Kürt aydınları, toplumda karşılığı olan insanlar var. Sürecin eksikliklerini ve artılarını toplumla paylaşmaları çok önemli. Sadece böyle konferanslar değil, tek kişilik konferanslar da olabilir. Gazetelerle, televizyon programlarıyla, tek tek etkinliklerle bu işin topluma taşınması gerekiyor.
- Çağrıcı ekip tam da bunu mu yapacak? Konferans burada kalmayacak ve devamı mı gelecek?
Evet, bu ekip burada bırakmayacak, buna benzer farklı bölgelerde toplantılar yapacak. Başka hangi etkinlikler planlayalım, kimlerle beraber yapalım ki bu iş daha yaygın hale gelsin diye konuşuyoruz.
- Demokratikleşme süreci; barış ve demokrasi birbirinden bağımsız değil. Barışın gerçekleşebilmesi için demokrasinin içselleştirilmesi ve gelişmesi gerekiyor. Yaşadığımız antidemokratik uygulamalar, CHP’ye yönelik mutlak butlan kararı ve kayyum meselesi toplumda da başka bir algıya neden olmuş durumda. CHP’nin üzerindeki baskılar hem kendisini hem de süreci nasıl etkiliyor?
Gündem o tarafa kaymış şekilde. Dolayısıyla CHP’nin de Kürt meselesinde bu süreçle ilgili tavrını da muğlaklaştırıyor. Bu problemler olmasaydı CHP tavrını daha da netleştirebilirdi. Şimdi kendi iç meseleleriyle boğuşan bir CHP var. Bu durum süreci kesinlikle olumsuz etkiliyor.
- Bunun temel nedeni nereye oturuyor?
Bence bunun nedeni Erdoğan’ın seçimi kaybetme endişesi. İmamoğlu gibi, Mansur Yavaş gibi adaylarla karşıma çıkarlarsa kaybedebilirim endişesi. O nedenle İmamoğlu’na bu operasyonlar çekildi.
- O zaman burada nasıl hesaplar yapılıyor?
Siyasi hesaplar var. Hem İmamoğlu devre dışı bırakılacak, aday olamaz noktaya getirilecek, hem de CHP değersizleştirilecek, kötü gösterilecek. Nitekim Uşak Belediye Başkanı görüntüleri gibi uc örneklerde bunu gördük. Bunları çekiyor ve sürekli şekilde televizyonlarda gösteriyor. Değersizleştirme ameliyesinin temel amacı CHP’den İmamoğlu, Mansur Yavaş gibi onu yenebilecek, oradan indirebilecek adayları devre dışı bırakmak.
- Süreci uzatmak için gündem değiştirilip, odak mı kaydırılıyor?
Evet. Barış sürecinden uzaklaşılıyor. CHP’de bu süreç butlandan dolayı böyle olmadı. Bütün dikkat operasyonlar üzerine yönelmişti ve Saraçhane’den başlayarak Özgür Özel zaten hep bunları anlatıyordu. Bütün siyaset de bunları anlatıyordu. Yani başka bir şey yoktu gündemde. Aslında CHP’yi ve CHP’nin etrafında bütün bir muhalefeti felç etti iktidar.
- 18 ayı geride bırakmış bir barış sürecinde bütün bu alanları tırpanlamak yerine daha güçlü sahiplenme olsaydı süreçte farklı bir noktaya gelinebilir miydi?
Görüşmelerim ve tecrübelerimle söylüyorum; bu süreçten dönmek yok. Hükümet açısından bakarak söylüyorum ne Erdoğan ne Bahçeli ne de devlet bu süreçten dönmeyecek. Çünkü buna devlet projesi diyorlar. Bugün burada tartışıyoruz ya Cumhuriyetin ilk yüzyılını, öyle şeyler yapıldı ki o ilk yüzyılda, bu coğrafyada yaşayan insanların bir kısmı dışarıda kaldı.
- Dışarıda bırakılanların ve Kürtlerin dahil olduğu bir demokratik cumhuriyet… Peki, buna karşıtlıklar nasıl oluşuyor? Ya da nasıl giderilmeli? Kimler ne yapmalı?
Artık böyle devam etmek mümkün değil. Kemalistlerin kendisi bile bu ikinci yüzyılda bir şeyler yapmak gerekiyor diyor. O bir şeylerin en önemlilerinden bir tanesi de onlara göre terörsüz Türkiye süreci. Bu Kürtlerin millet dediğimiz kavramın içine dahil edilmesi ile olacak. Kürtler dışarıda bırakılmış, dindarları dışarıda bırakmış. Şimdi onları dahil ediyorlar. Dolayısıyla bundan vazgeçmeleri mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bütün olarak devam etmesi bu projeye bağlı.
- Devlet Bahçeli’nin çıkışı da bu mu?
Bahçeli boşa çırpınmıyor. Ayak sürümelerinin nedeni, Tayyip Erdoğan seçimi kazanabilmesi için zamanlama meselesi bana göre. CHP’ye yaptığı operasyona rağmen hala seçimi kaybetme ihtimali var. İmamoğlu’nu devre dışı bıraktı. Mansur Yavaş’ı da aynı yöntemlerle devre dışı bırakırsa geri teper. O nedenle kendine avantaj sağlamak için bu işi uzatıyor.
- Geciktirme seçimlere mi endeksli diyorsunuz?
Evet. Seçmene, özellikle Kürt seçmene sıcak bir selam verecek. Seçimden önce yapacak bunu. Sürecin seçime endeksli olması süreçten vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Tekrar edecek olursam, bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devamı ve bütünlüğü ile ilgili bir proje, asla vaz geçemezler.
- Cumhuriyetin tek tipçi yapısına karşı cumhuriyetin demokratikleşmesi, barış ve çözüm meselesi konuşulurken “Kürtler kendileri için demokrasi istiyorlar, kendileri için de hak hukuk istiyorlar” yaklaşımını nasıl değerleniyorsunuz? Hedeflenen halkların bir arada yaşayacağı bir sistemin oluşumu değil mi?
Kürtlerin suçlanması, bir şekilde itham edilmesi haksızlıktır. Türk solunun kendi eksiklerini, yanlışını, böyle bir savunma mekanizması ile DEM’e, Kürt siyasi hareketine yansıtmaları gibi okuyorum ben bunu. “Kürtler kendileri için demokrasi istiyor,” yaklaşımı yanlış bir şey. Böyle bir şey yok. Kürt meselesini çözmek için silahların susması gerekir. Çünkü çatışma devam ederken Kürt meselesini çözemezsin, anlatamazsın hiç kimseye. Önce silahlar susacak.
- Silahlar sustu devreden çıktı iki taraflı can kayıpları yok…
İşte anlatılması lazım… Yeniden hatırlatılması gerekir. Karadeniz’e gidin Samsun’dan Artvin’e kadar 5 kilometrede bir üstgeçit var. Hepsine bir şehidin adını vermişler. Haksızlık olmasın, aileler alınmasın, isimler eksik kalmasın üst geçit gerekmeyen yere bile üst geçit yapmışlar. Yani bütün bunları bir tarafa koyarak bu çatışmalar devam ederken çok zordur Kürt meselesini çözmek. Bakın yıllardan beri Meclis’te Kürt siyasi hareketinin temsilcileri var. Ben onlarla yıllardır çalıştım. Kürtlüğün yani kimliğin ötesinde temel meseleleri konuşamıyorlar. Niye? Çünkü başka bir şey görecek halde değiller ki. Yakınında ölüm var, baskı var, şiddet var. Onların temsilcileri olarak Meclis’e gelmişler… Bir şekilde silahlar sussun. Sonra oturup konuşmak daha kolay olacak.
- Herkesin üzerine düşen sorumluluğu nasıl yerine getirmesi gerekiyor? Çok mu çabuk unutuyoruz da üzerine inşa edemiyoruz?
Unutmuyoruz, unutmuş değiliz. Bahçeli’nin ‘Kurucu Önder’ deyişiyle bir şeyleri bir yere getirdi bu. Niyette, yöntemde falan bir tartışma yok yani. Komisyonda çok önemli bir rapor yazıldı. Kim ne derse desin, çok güzel şeyler var o raporda. Şimdi kanun çıkacak. Cumhurbaşkanı seçimde birinci çıkabilmek için geciktiriyor, tabi eş zamanlı Kürt meselesiyle ilgili konuşacak.
Bu konferans son derece önemli. Çünkü Kürt meselesini de masaya yatırılıyor yeniden konuşuluyor. Demokratikleşme ile ilgili konular konuşuluyor. CHP’nin de Kürt meselesinde daha net olması gerekiyor.
- Nasıl?
Özgür Özel, Kürt meselesinde Kılıçdaroğlu’na göre biraz daha adım attı. Ama CHP hiçbir zaman tam da elini taşın altına koyarak da bir adım atmadı. AK Parti’nin üç adım ötesine at adımını, ne korkuyorsun demokratikleşmeden.
- Cumhuriyetin demokratikleşmesi gençlerin geleceği açısından da çok önemli. Bu konferansın toplum için anlamı nedir? Topluma ne söylemek gerekiyor? Cumhuriyetin demokratikleşmesi Karadenizli için neden önemli?
Bir kelimeyle, bir cümleyle anlatmak mümkün değil. Bunlar bir süreç meselesi. Demokratikleşme oldukça sonuçları her şeye yansıyacak; asgari ücrete yansıyacak, Karadeniz için çay fiyatlarına, fındık fiyatlarına yansıyacak. Artık cenaze gelmiyor. Geçenlerde bir çay ocağında insanlarla konuşurken, tartışırken karşı çıkan insanlar vardı. “Arkadaşlar yeni üst geçitler var mı? Bir buçuk senedir cenaze gelmiyor. Kötü mü bu?” dedim. Bunlar bir günde değil, bir süreç içinde anlatılacak şeyler. Elbette konferans ve benzeri çalışmalar yanında siyasi partilerin taşın altına ellerini koymaları gerekiyor. Konferansın toplantılarına bakın. Kitlesel katılımı var değil mi? Çünkü önemsiyorlar bunu.
- Burada siyasetin siyasal partilerin rolü ve önemi nedir?
Demokrasi ve demokratikleşmeye Kürtlerin büyük katkısı var. Çünkü acıyı, sıkıntıyı hisseden onlar. Şimdi diğer insanların da dahil olabilmesi gerekiyor. Bu da zaman içinde olacak. Siyasi partiler burada anahtardır. Eğer CHP bu taşın altına elini koyarsa, AK Parti elini taşın altına koyarsa ilerleme olur. Sosyal Adalet Hareketi diye bir oluşum var. Profesör Zeki Kılıçaslan’ın düzenlendiği konferanslar, paneller yapıldı Ankara’da, İstanbul’un değişik yerlerinde. Onlara da katıldım. Orada da önemli katılım vardı. Üsküdar’da bir toplantı yaptık. Öğleden sonra Meral Hanım geldiğinde katılım arttı. Siyasi partiler önemli. CHP’li bir arkadaş da konuşmacıydı. Onların davetiyle, katılımıyla başka bir oturumda da daha büyük bir kitle salonu doldurmuştu. O nedenle siyasi partiler kitlesel katılımını sağlarlar. Yani siyasi partilerin katılımı son derece önemlidir.
- Katılım elbette önemli. Daha yaratıcı eylem ve fikirlerle topluma ve sahaya inmek mi gerekir?
Sadece konferanslarla falan olacak bir şey değil. Yani geziler olur, çalışma grupları oluşturulur, gazetelerde, televizyonlarda programlar yapılır. Daha öteye taşınması gerekiyor.
- 29 çağrıcının olduğu bir sivil inisiyatifsiniz ve bundan sonrasında başka alanlarda da bunu örgütlemek ve yürümek gibi bir hedefiniz var. Bu inisiyatifi genişletmek gerekmez mi? Mesela gençliğin de sizinle birlikte inisiyatif alması gibi?
Hala çok dinamik bir toplumuz. Türkü, Kürdü bir şeyler yapmak isteyen çok sayıda insan var. Ben küçük bir ilçede yaşıyorum. Onlarca lise ve üniversite bitirmiş genç insan var. Böyle dinamik bir toplum var. Tabi dünya bir anda cennet olmayacak. Böyle bir şey yok. Kardeşler arasında bile tartışma oluyor. Bunları da iyi bir hukukla çözeceğiz. Tamam iyiliğimiz ne kadar güzel bir şey. Dayanışma iyi ama herhangi bir şey olduğu zaman; sen ya da ben, bir şeyi yanlış yaptığımız zaman hukuk gelecek bunları düzeltecek. Dolayısıyla hukuk sistemi ve hukuk kurumuna ihtiyaç var.
- Bu cumhuriyette herkesin hakkının eşitlik hukuku ile tanınması ve demokratikleşme olmadan, ortak yaşam kurulmadan sorunlar çözülemez mi diyorsunuz?
Evet. Vatanımız o zaman ortak olacak. Yani eğer senin ve benim bu topraklarda güvenliği sağlanıyorsa, ekmeğimizi yiyor, refahtan pay alıyorsak, özgürlüğümüz garanti altındaysa, bir haksızlık uğradığımız zaman hakkımızı bize teslim eden bir hukuk sistemi varsa bundan gurur duyarız ve buna sarılırız. Böyle bir şeye ihtiyaç var. Bunun da canlı bir şekilde işlemesi lazım. “Ne mutlu ki ben eşit olarak bu toplumun mensubuyum, içindeyim,” diyebilmemiz lazım.









