Mesele efendilere ‘hoş görünmek’ olunca ‘eski’ Türkiye ile ‘yenisi’ arasında fark yok. Sokak çocuklarının kent dışına sürüldüğü Habitat rezaletinden 30 yıl sonra NATO için yine sokaklar ‘öteki’lerden temizleniyor
Ender Öndeş
Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan NATO zirvesi öncesinde dünyanın savaş baronlarının rahat etmesi için polisin devrimcilere, sosyalistlere yönelik başlattığı operasyonlar sürerken, Valilik kentin ‘defolu’ olarak sayılan bölgeleri ve insanlarıyla ilişkili yeni planlar yapıyor.
Kentin bazı bölgeleri ‘Kırmızı Bölge’ adı altında yurttaşlara kapatılırken, Ankara genelinde özellikle protokol güzergâhları, havalimanı bağlantıları ve kritik ulaşım hatlarında yoğun bir bakım ve düzenleme süreci yürütülüyor. Bu güzergâhlarda asfalt onarımları, çevre düzenlemeleri ve görsel iyileştirme çalışmaları eş zamanlı olarak yürütülüyor. Protokol geçişlerinde yer alan binaların dış cephelerinde de bakım ve yenileme çalışmaları yapılıyor. Boya, temizlik ve cephe düzenlemeleriyle birlikte güzergâh boyunca daha ‘estetik’ bir görünüm hedefleniyor. Güvenlik planlaması kapsamında yaya akışına ilişkin yeni düzenlemeler de devreye alınarak, yayaların kontrollü geçiş noktalarına yönlendirilmesi planlanıyor.
Aman bunlar görünmesin!
NATO Zirvesi öncesinde, kent genelinde çok sıkı bir “dilenci operasyonu” yürütülüyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından uygulamaya konulan “Operasyon Turkuaz” planı kapsamında, yabancı heyetlerin bulunacağı kritik alanlar dilencilerden tamamen arındırılmakta. Emniyet güçleri ve zabıta ekipleri; kent genelindeki tüm dilencilere, hanutçulara, değnekçilere ve valelere karşı sıfır tavizle operasyonlar yürütüyor. 9 merkez ilçede, 215 ayrı noktada, parklarda ve eğlence mekânlarında özel timler bu grupları sokaklardan tek tek toplamakta.
‘Kırmızı Alan’da her şey yasak
Zirvenin merkezi olan Beştepe Sarayı, lüks otellerin yer aldığı Söğütözü, Kızılay-Çankaya hattı ile Esenboğa Havalimanı güzergahı “Kırmızı Alan” ilan edilmiş durumda. Bu bölgelerde dilencilerin, seyyar satıcıların veya kağıt toplayıcılarının bulunması kesin olarak engellenirken, alanlar tamamen sterilize ediliyor, GBT kontrolleri sıkılaştırılıyor. Bu arada, Ankara Valiliği, 28 Haziran – 10 Temmuz tarihleri arasında kentte açık havada stant açmayı, broşür dağıtmayı ve her türlü toplu faaliyeti yasaklamış durumda. Zirve boyunca bütün memurların izinli sayılması da, emperyalist baronlar kentteyken sıradan insanların ‘ayak altında’ dolaşmamasını hedefliyor. Hepsi bu kadar da değil, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile 9 merkez ilçe belediyesine resmi yazı göndererek, protokol güzergâhları ve konaklama alanlarındaki sahipsiz köpeklerin “kamu güvenliği” ve “protokol tedbirleri” gerekçesiyle ivedilikle toplatılması emretmiş durumda.
Habitat’tan bu yana
Türkiye bunu ilk kez yapmıyor. 3-14 Haziran 1996 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Habitat II zirvesi süresince kentin nasıl cehenneme çevrildiği toplumsal bellekte hâlâ duruyor. Büyük çoğunluğu KESK’li 2 bine yakın gözaltıyla o güne kadarki bütün rekorların kırıldığı Habitat öncesinde de polis sadece devrimcilere, sosyalistlere yönelmemiş, kentin ‘ötekisi’ sayılan kesimlere topyekûn bir saldırı başlatmıştı.
O günlerde, Zirvenin ana teması “herkese yeterli barınma ve konut hakkı” olmasına rağmen, İstanbul sokaklarındaki evsizler, dilenciler ve sokak çocukları, translar ve bütün ‘manzarayı bozan unsurlar” toplanarak şehir dışına gönderilmişti. Özellikle zirvenin kalbi olan “Konferans Vadisi” (Harbiye, Taksim, Beyoğlu ve çevresi) bu gruplardan arındırılmış, hiçbir yasaya dayanmayan kararlarla, “göze hoş görünmeyen” yurttaşlar, sokaklardan toplanarak önce Tepebaşı’ndaki bir merkezde tutulmuş, oradan da o dönem şehrin oldukça dışı sayılan Gaziosmanpaşa boşluklarına kurulan Kızılay çadırlarına, Sarıyer ve Beykoz’un ormanlık ve gözden uzak bölgelerine götürülüp bırakılmıştı.
O günlerde, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve dönemin İHD raporlarında, sokakta yaşayan evsizlerin, madde bağımlısı gençlerin ve seyyar satıcıların anayasal hakları olan “seyahat ve barınma özgürlüklerinin” ellerinden alındığı belgelenmiş, raporlar, bu kişilerin herhangi bir suç işlemedikleri halde, sadece “kötü görüntü” oluşturdukları gerekçesiyle alıkonulduğunu ve Gaziosmanpaşa’daki Kızılay çadırlarında zorla tutulduklarını ortaya koymuştu.
Ayrıca, Türkiye’deki STK’ların oluşturduğu “Civil Forum” (Sivil Forum) bileşenleri, zirve öncesinde Alternatif Ülke Raporu hazırlayarak, devletin konut ve evsizlik sorununu çözmek yerine, sorunun öznelerini (evsizleri) şehir dışına atmayı seçtiğini, Taksim, Harbiye ve Beyoğlu gibi merkezi alanların “soylulaştırma ve temizlik” operasyonuna maruz kaldığını ortaya koymuştu.
“Sokak Çocukları Grubu” da yayınladığı bültenlerde operasyonların en büyük kurbanının sokak çocukları olduğunu, polisin sokak çocuklarını “potansiyel suçlu” muamelesiyle kayıt dışı şekilde şehir çeperlerine bıraktığını belgelemişti. UN-Habitat Zorunlu Tahliyeler Raporu gibi küresel dökümanlarda ve COHRE (Konut Hakları ve Tahliyeler Merkezi) gibi uluslararası hak örgütlerinin arşivlerinde de aynı bilgiler yer almıştı.
30 yıl sonra yeniden
Şimdi, Habitat rezaletinden 30 yıl sonra, bu kez Ankara’da dünya halklarını kan ve ölümden başka hiçbir şey getirmemiş olan savaş örgütü NATO’nun liderleri ağırlanıyor ve bir yandan akademisyenlerden gazetecilere ve öğrencilere kadar yüzlerce insan gözaltına alınırken, bir yandan da efendilerin ‘göz zevki’ bozulmasın diye ülkenin başkentinin caddeleri ‘alt sınıftan’ yurttaşlardan arındırılıyor.
Haftada bir Gazze nutukları atan iktidar, bütün soykırımın sorumlusu olan Trump ve ‘silah arkadaşları’ rahat etsin diye ‘siyasal temizlik’ için öğrenci evlerinin kapılarını kırarken, ‘sosyal temizlik’ için de kentin bir yüzünü görünmezleştiriyor, bütün Ankara’yı Çevik Kuvvet mavisiyle kuşatıyor. Çünkü savaş politikacıları, yarattıkları yıkımın sonuçlarıyla karşılaşmak istemiyor.









