Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte komün tartışması çölleşmiş ve skolastize olmuş politik-entelektüel zemini hareketlendiren temel tartışmalardan biri oldu. Konuya dair bugüne kadar çokça yazıldı, çizildi. Kimisi ideolojik-politik kimisi bilimsel-olgusal kimisi reel-politik kimisi açık hınç kimisi rövanşizm kapsamlı-maksatlı yazıların her biri kamusal tartışmanın içerisinde yer aldı.
Hint-Avrupa kökenli komün kelimesi, anlam itibariyle çok sayıda gösterene sahiptir. Kürtçe’de bir araya gelmek, topluluk, topluca gibi anlamları var. Türkçede ise belli bir hedef ekseninde bir araya gelmeyle özdeşleştirilir ve TDK’de komün “Beraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen topluluk” olarak tanımlanır. Fransızca, Latince, İngilizce gibi dillerde komün bir araya gelmek, müşterekler, yönetmek gibi anlamları da barındırır. Yani komün kamusal olana dairdir, kamuyla ilgilidir, ortalıkları ve bir araya gelişleri imler. Makro bir idari modellemedir.
Her ne kadar sıklıkla örtüşük şekilde ifade edilse de komün, salt ekonomik bir birim değildir. Alt yapısal ilişkilerle sınırlı çerçeveler üzerinden tanımlanamaz. Üretim-dağıtım-tüketim üçlüsüne daraltılamaz.
Yine komün devleti bilinçaltında barındıran bir hiyerarşi ve tahakküm alanı değildir. Komün, totaliter bir üretim-dağıtım birimi ve hegemonya alanı olarak ifade edilirse bu, komünü bir tür karikatürize etme ve içini boşaltmadır. Bu, komüne dair olgusal tartışmanın yerine ideolojik yanılsamayı ikame etme olarak ifade edilebilir. Bu kapsamda komün kimi kesimlerce ifade edilen “Sovyetik bir total devlet” ve/ya devletin kök hücresi değil, bilakis devlet mantığına karşı gelişen, hiyerarşi ve tahakküm ilişkilerini yeniden üretmek yerine onları çözmeyi hedefleyen bir öz-örgütlenme modelidir.
Komün liberalizmin “kıt kaynaklar, sınırsız istekler”, daha geniş manada sağın ise “homo homini lipus” anlayışının tersi istikamette konumlanır. Komün fikrine göre insan ve doğa özü itibariyle barışçıldır. Kaynaklar ile istekler arasında makası varsayan hazcılık, toplumsal yaşamın hakikati değildir. Bunlar, elbette Polyanacılık değildir; bilakis yaşamı anlamlandırmak için kalkış noktasının tarif edilmesidir.
Bu bağlamda komünün en genel tanımını şu şekilde yapmak mümkündür: Komün bir toplumsal örgütlenme ve örgütlülük zeminidir. Komün devletle çelişki yaşayan (ki çelişki siyaset ve yaşamın temel dinamiğidir/diyalektiğidir) demos’un örgütlenme alanıdır. Bu yönüyle komün, toplumsal öznenin politik varoluş sahasıdır.
Toplumsal örgütlülük zemini olarak komün üç ilkeyle çalışabilir. Bunlar: Özgürlük, demokrasi ve eşitliktir. Komünün ilkesi olarak özgürlük, idealar dünyasında tanımlanan soyut bir tahayyül değildir. Bilakis yaş-bilgi-cinsiyet vb. hiyerarşilerin ürettiği tahakküm alanlarına karşı var olmayı, öznellik üretmeyi mümkün kılan bir nesnel gerçeklik zeminidir. Dolayısıyla özgürlük, komünün hem ön koşulu hem de onun gerçek anlamda üretim referansıdır.
Komünün ilkesi olarak demokrasi, liberal demokrasinin temsil düzeyinde var ettiği siyasal katılım ve örgütlenmeyi vekâlet ilişkisinden çıkararak asillik düzleminde yeniden tanımlar. Yani ‘temsilciler aracılığıyla yönetme/yönetilme’den ‘kendi iradenle yönetme’ye geçişi örgütler. Örgütlenme politik öznellik üretimi ve söz söyleme hakkıyla tahkim edilir.
Komünün ilkesi olarak eşitlik, kapitalist modernitenin soyut eşitlik tahayyülünü ayaklarının üstüne oturtarak somut eşitlik zeminine yerleştirir. Liberaller ve sağcılar en çok somut eşitlik zemini ve temsil düzleminin ortadan kaldırılmasına karşı kaygı duyarlar. Bu kapsamda eşitlik ilkesini Michael Sandel’e referansla üç temel sütun üzerine oturtabiliriz. Bunlar ekonomik eşitliktir ve gelir ile servet eşitliği/adaletini içerir. İkincisi siyasal eşitliktir ki, bu da söz hakkı, güç ve katılımı içerir. Üçüncüsü ise onurda eşitliktir ki, bu da tanınma, itibar, statü ve saygıyı içerir.
Toplumsal örgütlenme zemini olarak komün her biri somut içeriklere sahip özgürlük, demokrasi ve eşitlik ilkelerine dayanır. Yani komün, bu ilkeleri gündelik yaşamda somutlaştırmayı amaçlayan bir mücadele çağrısıdır. Fakat komünün yaşamı kurabilmesi için önce komünü savunanlara sorumluluklar düşer.
Komünü savunanlar yaşamın her alanında üç ilkeyi esas almak, sonra da komünü doğru çerçevelemekle mükelleftir. Komünü salt iktisadi bir etkinlik veya toplumsal yaşamın gereklilikleriyle ilgisi olmayan bir araya gelişlerle tariflemek, onun karikatürize edilmesine zemin sağlar. Her komünün yaşamsal olduğu gerçeği unutulmadan siyasi fantezilerle toplumsal-siyasal gerçeklik arasındaki makası açmamaya dikkat edilmesi önemlidir. Üzerine oturduğu nesnel bir zemin ile gerçek-yaşamsal bir düzlem yoksa ve üç temel ilkesi çalışmıyorsa komün arayışı eksik veya hatalıdır.
Günün sonunda komün fikri, barış sürecinin gelişmesiyle birlikte açılacak yeni dönemde nasıl bir yaşam sorusuna verilen cevaplardan biridir. Onu, ideolojilerin yanılsamalarına, öznelerin performans alanına, fantezilerin kendini gerçekleştirme sahasına dönüştürmeden tartışmak gerekir.
Komün bir inşa faaliyetidir. İlkeleriyle yaşamı kurar ve tamamıyla somut zeminlere, neden sonuç ilişkilerine, diyalektik olgulara dayanır. Komünü savunmak, onu doğru kavramakla olabilir.









