• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
25 Ağustos 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Başkan Öcalan’ın tarihi misyonu şimdi başlıyor 

24 Ağustos 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Öcalan, demokratik entegrasyon modelini İmralı tecrit adasında tutulduğu uzun yıllar içinde geliştirdi. Türk aydınları onun açtığı tartışmalara hak ettiği ilgiyi göstermedi ama Kürt demokratik hareketi İmralı paradigmasını benimsedi ve hızla özümsedi. Bu da son sürecin başarıya ulaşmasını kolaylaştırdı

Kürt demokratik muhalefeti Kürtlerin haklarını kazanma mücadelesi ile yetinmiyor, bütün halkların ve inançların hür ve kardeşçe birlikte yaşayacağı yeni bir anayasal demokratik zemin inşa etme hedefini önüne koyuyor. Bu Türkiye yurtseverliğidir. Demokratik yurtseverlik bayrağı şimdi Kürtlerin elinde yükseliyor

Hasan Basri Karabey

Çerçeve yasanın TBMM’de rekor oyla kabul edilmesiyle birlikte bir asırdır hüküm süren Kemalist inkârcı statükonun iflası resmen tescillenmiş oldu ve bin yıllık kardeşliği ihya etmenin imkânları doğdu. Çözüme nispeten kısa sürede ulaşılması, kaybedilen yılları düşününce buruk bir teselli oluyor. Yine de büyük bir sınavdan alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Emek veren herkes teşekkürü hak ediyor.

Sayın Öcalan önümüzdeki dönemin görevini “demokratik entegrasyon” kavramı ile özetliyor. Entegrasyon deyince, akla ilk anda göçmenlerin entegrasyonu gibi dar bir anlam gelebiliyor. Bilakis siyasi literatürde bu kavram geniş bir muhtevaya sahiptir ve her biri kendine mahsus özellikler taşıyan çeşitli entegrasyon modelleri mevcuttur.

Örneğin 18. yüzyıl başında İngiltere ve İskoçya’nın Britanya İmparatorluğu çatısı altında birleşmesi de entegrasyondu, Alman devletlerinin Prusya liderliğinde birleşerek Almanya’yı kurması da. Birincisinde iki ulusun entegrasyonu, ikincisinde ulusal entegrasyon söz konusu. Avrupa Birliği bir çokuluslu entegrasyon örneği. Kürt meselesi açısından bakacak olursak Yavuz Sultan Selim döneminde Kürt beyliklerini muhtariyet temelinde Osmanlı devlet sistemine dahil eden anlaşma da bir entegrasyon örneğiydi. Entegrasyon özü itibariyle yeni bir birlik inşasıdır. Sayın Öcalan’ın ‘demokratik entegrasyon’ çağrısı da yeni bir birlik modeli ihtiva ediyor.

Öcalan, demokratik entegrasyon modelini İmralı tecrit adasında tutulduğu uzun yıllar içinde geliştirdi. Türk aydınları onun açtığı tartışmalara hak ettiği ilgiyi göstermedi ama Kürt demokratik hareketi İmralı paradigmasını benimsedi ve hızla özümsedi. Bu da son sürecin başarıya ulaşmasını kolaylaştırdı. Şimdilerde sayın Öcalan’ın daha dikkatle dinlendiğine şahit oluyoruz ama tam olarak anlaşıldığını söylemek hâlâ zor.

Öcalan’ı ve Kürt Hareketi’ni yeterince tanımayanlar, “Kürtler AKP ile anlaştı” gibi basit eleştiriler yöneltiyorlar. Yeni bir birlik kurulacaksa elbette herkesle konuşulur ve mutabakat imkanları zorlanır. Bu demokrasinin gereğidir. Önemli olan sizin ne istediğinizi bilmenizdir. Bu eleştirileri yöneltenler AKP’yi “muhatap alınamaz bir düşman” olarak görüyor ve Kürt Hareketi’nin de öyle görmesini bekliyorlar. Bununla birlikte Kürtlerin kendilerine ait bir stratejisi, bir “üçüncü yolu” olabileceğini de kabul etmek istemiyorlar. Apolitik holiganlık ve statükocu kibrin iç içe geçtiği bu “eleştiri”leri ciddiye almak mümkün değil.

Demokratik birlik vizyonu

Konumuza geri dönecek olursak, “ulusların entegrasyonu” ve “ulusal entegrasyon” olarak iki farklı kategoriden söz ettik. Öcalan’ın modeli ikisini birden içeren bir bütünlüğe sahip. Türkiye halklarının demokratik cumhuriyet zemininde birliği ve Kürt halkının ulusal birliği hedefleri birbirini tamamlıyor. Bunların mantıki sonucu ise Ortadoğu halklarının demokratik birliği vizyonu oluyor. Ezilen halklar açısından ulusal birlik, asimilasyon siyasetinin parçalamaya çalıştığı toplumsal bütünlüğü yeniden kurma çabasıdır. Örneğin Türkçülük de Rus emperyalizmine direniş hareketi olarak doğmuş ve parçalanmış Türklük dünyasını birleştirmeyi hedeflemiştir. Bu türden hareketler özü itibariyle demokratiktir ve sola açıktır. Sultan Galiyev aynı zamanda önde gelen bir Bolşevikti. Hoş bir tesadüf olarak Kürt barışının sağlandığı bugünlerde bir başka adım daha atılıyor ve Türklük dünyasını birbirine bağlayacak olan Zengezur koridoru açılıyor. Tarihî ve memnuniyet verici bir gelişmedir.

Birinci Cihan Harbi’nin galipleri Ortadoğu haritasını kendi çıkarlarına göre yeniden çizdiler ve Kürdistan’ı dört parçaya böldüler. Aynı ailenin mensupları kendilerini bir gecede farklı devletlerin vatandaşı olarak buldular. Bu suni parçalanmışlığın sona ermesini istemek de Kürtlerin en doğal hakkıdır. Daha da ötesi Türklük dünyasının yakınlaşması gibi Kürtlük dünyasının yakınlaşması da Türkiye’nin menfaatinedir ve bölge barışına da hizmet eder. Zira adalet barışa kuvvet kazandırır. Böyle bir vizyona sahip olunursa Kürtçe’nin tanınması gibi meseleler de mesele olmaktan çıkar.

Türkiye kimindir?

Kemalist resmi ideolojiyi en iyi özetleyen ifadelerden biri “Türkiye Türklerindir” sözüdür. İnkârcılar Kürdistan dağlarını bu sözlerle donatmayı vatanseverlik sandılar.

Resmi ideolojinin pek çok unsuru gibi bu da apartılmış bir söylemdir. Devleti belirli bir milletle özdeşleştiren “ulus devlet” modeli Fransız Devrimi ile birlikte genel kabul gören paradigma haline geldi. Geri kalmış ülkelerin aydınları “Batıyı yakalamak istiyorsak onun gibi olmalıyız” fikrine kapıldılar. Ezilen ulusların aydınları da kendi milli devletlerini kurmanın tek çıkar yol olduğu kanaatine vardılar.

Devletler üretim biçimlerinin ve üretim ilişkilerinin üst yapısıdır. Batı Avrupa’da ulus devletler 16. yüzyıldan itibaren gelişen kapitalist ilişkilerin sonucu olarak kuruldu. Hindistan deniz ticaret yolunun açılması, Amerika kıtasının keşfi, sömürgecilik ve köle ticareti Avrupa’da olağanüstü bir sermaye birikimi yarattı ve adına burjuvazi denen yeni bir sınıf doğdu. Farklı sermaye grupları pazardan ve sömürgelerden pay kapmak için birbirleriyle kavgaya tutuştular. Bu rekabet sermaye ve devleti giderek iç içe geçirdi lakin devletin hâlâ eski sınıfların elinde oluşu sermayenin önünde engel teşkil ediyordu. Öte yandan iç pazarın canlanması şehir hayatını da geliştirmişti. Şehirler ulusun çekirdeği oldular. Ve burjuvazi iktidarı eline almak için eşitlik ve özgürlük vaat ederek ulusu yardıma çağırdı. Halk da eski rejimden hoşnut değildi ama sermayenin vaat ettiği biçimsel eşitlik ve özgürlükten de fazlasını arzuluyordu.

Böylece ulus devlet, dışarda sömürgeci rekabetin içerde çok yönlü sınıf mücadelelerinin sonucu olarak ortaya çıkmış oldu. Ulus-devlet, demokrasi ve cumhuriyet gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Oysa her ikisinin tarihi de ulus devletlerden eskidir. Geç Ortaçağ İtalyası’nda kendilerine “müşterek çıkarlara sahip topluluk” anlamında “Komün” adını veren şehir cumhuriyetleri kurulmuştu ve bunlar seçilmiş meclisler tarafından yönetiliyordu. Ulus devlet çağı başlarken komün geleneği hâlâ canlıydı. Sermaye ulusu kazanmak için demokrasi bayrağını eline almıştı ama asıl amacı sömürgeci rekabette işine yarayacak güçlü bir merkezi devlet kurmaktı. Halkın gönlünde ise özgürlükçü, eşitlikçi ve özyönetimci komün tipi demokratik cumhuriyet yatıyordu. Komün cumhuriyetçiliği ile burjuva cumhuriyetçiliği arasındaki mücadele yıllar boyunca devam etti. Devrim gerçekleşince Paris halkının ilk işi komün kurmak olmuştu. Burjuvazi belediyelerin adını komün olarak değiştirdi ama özyönetimi budayarak komünleri merkezi hükümete tabi kıldı. Korsikalılara “dilinizi evinizde konuşun” diye çıkıştı. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi ilerici bir metinde bile kölelik meselesi görmezden geliniyordu. Ulus devlet özü itibariyle sömürgeci sermayenin devletiydi.

Komün cumhuriyetçiliğinin buna cevabı görkemli 1871 Paris Komünü oldu. Marx Paris Komünü’nde geleceğin demokrasisinin nüvelerini gördü. Benzer bir şekilde Öcalan da ulus devlet paradigmasını aşacak yeni bir paradigmanın komün felsefesine dayanması gerektiği sonucuna vardı. Paradigma tarihsel esin kaynağını Paris Komünü’nde buluyor. Kemalist tarihçi Zafer Toprak, Mustafa Kemal’in Fransız Üçüncü Cumhuriyeti’ni örnek aldığını söylüyor. Bu Paris Komünü’nün yenilgisi ardından kurulmuş gerici bir cumhuriyettir. “İnsan tarihte aradığını buluyor” diye de düşünülebilir, Kemalist ulus devlete bakarak sorunlu bir modeli taklit etmenin doğurduğu trajik sonuçlardan da ibret alabilir. Fransız Devrimi her şeye rağmen ulusun cumhuriyeti kurduğu bir demokratik devrimdi. Sonraki dönemde sosyal devrim korkusu eski ve yeni egemen sınıfları aralarında uzlaşmaya yöneltti ve Almanya gibi ulus devletler yukardan aşağıya doğru kuruldu. Ulusal kimlik de devlet eliyle imal edilir oldu. PKK hareketi de pek çok ulusal hareket gibi ulus devlet paradigması içinde doğdu ve bir Kürt devleti kurmayı önüne hedef olarak koydu.

Abdullah Öcalan Kürtlerin maruz kaldığı zulmün kaynaklarını çözümlerken sorunun Kemalist pratiğin de ötesinde ulus devlet paradigmasının kendisinde olduğunu fark etti. Maruz kaldığı uluslararası komplo da uyarıcı etki yapmıştı ama ulus-devlet modelini sorgulayan literatürdeki olağanüstü artış da onu beslemiş olmalı. 70’lerin sonlarından başlayarak ulus devlet paradigmasını çeşitli yönleriyle ele alan çok sayıda öncü ve ufuk açıcı çalışma yayınlanmıştı. Öcalan’ı ulus paradigmasını aşan bir model aramaya yönelten asıl faktör kuşkusuz hayatın kendisiydi. Kürt-Türk ilişkilerinin bin yıllık tarihi vardı ve bu tesadüflerin değil bölge jeopolitiğinin şekillendirdiği bir ilişkiydi. Örneğin İdris-i Bitlisi’yi Yavuz’a elçi olarak gönderen bizzat Kürt beyleriydi. İki halk Çanakkale’de de omuz omuza savaştı ve yeni Türkiye’yi de birlikte kurdu. Kemalist rejim Kürt halkına inkâr, imha ve zorla asimilasyonu reva görmüş olsa da Kürtler bunun Türklerin değil, özü itibariyle onlara da yabancı bir devlet yapısının siyaseti olduğunun bilincindeydi. Kirli savaş gibi insanlık dışı dönemler bile iki halkın arasına düşmanlık tohumları ekemedi. Ve işte bugün en büyük Kürt şehri İstanbul’dur.

Ulus devlet ve yabancılık

Osmanlı devletini ziyaret etmiş olan seyyahlar farklı kimliklere ve inançlara gösterilen hoşgörüden daima övgüyle söz etmiştir. İmparatorluk sınırları içinde onlarca etnik ve dinsel topluluk yaşıyordu. Taklit edilmiş ulus-devlet modeli toplumun ve devletin geleneklerine de yabancıdır. Bin yıllık ortak tarih, ümmet kardeşliği, Osmanlı mirası siper yoldaşlığı… Bunları hepsi yeni bir birlik için kıymetli bir birikim oluşturuyor. Lakin bütün halkları ve inançları kapsayacak bu yeni birlik, Osmanlıcılık ya da İslamcılıktan daha geniş, daha kapsayıcı, özgürlükçü ve demokratik bir zemine ihtiyaç duyar. Bu zemin Cumhuriyettir.

Birinci Cumhuriyetin demokrasi olarak kurulmasının imkânları vardı ama Kemalist rejim demokrasiyi boğdu. II. Dünya Savaşı’nı takiben çok partili demokrasiye geçiş kuruluş döneminin yarattığı tahribatı zamanla ortadan kaldırabilirdi ancak hem Kemalist ideoloji ve onun sınıfları devletin ve toplumun hücrelerine kadar nüfuz etmişti hem de Kürt halkı onu cendereden çıkaracak örgütlülüğe henüz sahip değildi. Bu açıdan modern Kürt demokratik hareketinin doğuşu Kürtler için olduğu kadar Türkiye’nin demokratik dönüşümü açısından da milattır.

Önce ulusların cumhuriyetleri kurduğundan sonra devletlerin ulusları imal ettiğinden söz etmiştik. Kürt halkı inkâra direniş içinde kendini modern demokratik bir ulus olarak inşa etti ve bu ulus şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir cumhuriyet olarak aşağıdan yukarıya doğru yeniden kuruluşunun öncü öznesi olarak inisiyatif almaya hazırlanıyor. İnkârdan tanınmaya geçiş doğal olarak ve kendiliğinden Cumhuriyet’in yeniden kuruluş sürecini başlatır. Kürt halkı şimdiden demokratik cumhuriyetin kurucu gücü olma vasfını kazanmıştır. Demokratikleşme Kürt halkının varoluşsal misyonudur. Türkiye demokratikleşmeden Kürt özgürleşmesi tamamlanamaz. “AKP ile anlaştılar” gibi eleştiriler tam da bu yüzden zırvadır. Türkiye Türklerin olduğu kadar, Kürtlerin, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin de vatanıdır. Türkiyeli olmaktan başka üst kimlikler icat etmeye ihtiyacımız yok.

Kürt demokratik muhalefeti Kürtlerin haklarını kazanma mücadelesi ile yetinmiyor, bütün halkların ve inançların hür ve kardeşçe birlikte yaşayacağı yeni bir anayasal demokratik zemin inşa etme hedefini önüne koyuyor. Bu Türkiye yurtseverliğidir. Demokratik yurtseverlik bayrağı şimdi Kürtlerin elinde yükseliyor. İnkâr rejiminden çıkarı olmayanların kaygılanmasına gerek yoktur. “Gerçekten demokratik ve tam bağımsız Türkiye” isteyen yurtseverler ise bilakis bugün daha umutlu olabilir. Gelişkin örgütlülüğü ve zengin mücadele deneyimi ile Kürt demokratik hareketi ve Kürt halkı bunu başarabilecek kadar kudretlidir. Türkiye yurtseverlerinin görevi bu mücadeleye omuz vermektir.

Sayın Abdullah Öcalan inkâra karşı direniş hareketinin kurucu lideriydi, barışın mimarı oldu. Onun en büyük misyonu şimdi başlıyor: Demokratik Cumhuriyeti’n kuruluş mücadelesine liderlik etmek. “Seninleyiz Öcalan” Kürt halk kitleleri yıllardır bu sloganı coşkuyla tekrarlıyor. Onun liderliğine bağlılığın sebepsiz olmadığı barışın kazanılması ile bir kez daha görüldü. Biz devrimci sosyalistler de aynı inanç ve coşkuyla tekrarlıyoruz. Sizinleyiz Brêz Öcalan.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için anma eylemi

Sonraki Haber

Magazin meraklıları cahil ve ahlaksızdır

Sonraki Haber

Magazin meraklıları cahil ve ahlaksızdır

SON HABERLER

Kocaelispor taraftarından Amedspor’a ırkçı saldırı: Sarı torba salladılar, hakaret ettiler

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

İlham Ehmed ve Mazlum Ebdî, Şeybani ile görüştü

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

İran rejim güçleri Kürt aileyi gözaltına aldı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Erken menopoz: Nedir, ne değildir?

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Neoliberal bireyin anlam kaybı ve varoluşsal boşluğu

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Hastane mi, kapitalist işletme mi?!

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Annemin tutamadığı yas

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır