DEM Partimiz, kendisini var eden bütün bileşenlerinden, ittifak güçlerinden ve toplumun mücadele eden tüm dinamiklerinden beslendiği; parti yapısını bu toplumsal akışa açabildiği ölçüde siyasal alana daha güçlü ve etkili müdahale edebilir
Gerçek büyüme; ezilenlerin tarihsel ittifakı anlayışını benimseyen bileşenlerin emek, ekoloji, kadın, gençlik, inançlar ve halklar başta olmak üzere bütün mücadele alanlarının, yeni dönemin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden örgütlenmesiyle, mümkün olacaktır
Bugüne kadar tarihsel ittifakın parti çatısı altında kurulmuş olması, ne yazık ki aynı birlikteliğin emek, ekoloji, kadın, gençlik ve diğer toplumsal mücadele alanlarında da eş düzeyde geliştirilmesini sağlayamadı. Bileşen partiler arasındaki temas sınırlı kaldı
Cengiz Çiçek*
Siyaset, örgütlü araçlarla yapılır. Dar anlamıyla örgüt, siyasal mücadelenin en temel ve en canlı aracıdır. Örgütsüz siyaset düşünülemez. Bu nedenle siyaset yeniden yapılanırken, onun lokomotifi olan örgütün de aynı doğrultuda yenilenmesi ve yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun bir biçim kazanması zorunludur.
Görevimiz, yeni mücadele dönemini; yenilenmiş, dinamik ve dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek kapasitede bir örgütle karşılamaktır.
Ancak bu, yeni dönemin bütün siyasal görevlerini yalnızca DEM Parti’nin omuzlarına yüklemek anlamına gelmez. Böyle bir yaklaşım ne gerçekçidir ne de doğrudur.
Toplumsal mücadele alanlarında kök salamadığımız, ittifak siyasetini yaşamın içinde gelişen örgütlenmeler ve ortak mücadele pratikleriyle bütünleştiremediğimiz sürece; yalnızca yasal siyaset sınırları içine sıkışmış, toplumsal ve mücadeleci damarları zayıflamış bir parti olarak ne stratejik hedeflerimize yaklaşabiliriz ne de siyasal tıkanmayı aşabiliriz.
DEM Partimiz, kendisini var eden bütün bileşenlerinden, ittifak güçlerinden ve toplumun mücadele eden tüm dinamiklerinden beslendiği; parti yapısını bu toplumsal akışa açabildiği ölçüde siyasal alana daha güçlü ve etkili müdahale edebilir.
Buna karşılık, kendisini bu toplumsal ve siyasal zeminlere kapatan bir parti, yalnızca sistemin çizdiği oyun alanı içinde tutulmakla kalmaz; aynı zamanda toplumsal muhalefetle arasındaki mesafeyi de giderek büyütür.
Nitekim sistemin arzuladığı DEM Parti modeli de budur: Kuruluş gerekçesinden uzaklaşmış, toplumsal dinamizmini kaybetmiş ve denetlenebilir bir yapı.
Birlikte düşünmek
Yeni dönemde DEM Parti açısından temel ihtiyaçlardan biri olan büyüme ve genişleme, yalnızca üye sayısının ya da örgütsel niceliğin artırılması olarak ele alınamaz.
Gerçek büyüme; ezilenlerin tarihsel ittifakı anlayışını benimseyen bileşenlerin emek, ekoloji, kadın, gençlik, inançlar ve halklar başta olmak üzere bütün mücadele alanlarının, yeni dönemin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden örgütlenmesiyle, reorganize edilmesiyle mümkün olacaktır.
Siyasal ittifakı parti çatısı altında kuran yapıların, kendi faaliyet yürüttükleri sendikalarda, meslek örgütlerinde ya da diğer toplumsal alanlarda aynı ittifak anlayışını ve bileşen hukukunu hayata geçirememeleri; demokratik-devrimci mücadeleyi parçalı ve zayıf halde bıraktığı gibi bu durum, zamanla kanıksanan bir örgütsel tutuculuğa, konfor alanına ve siyasal atalete dönüşmektedir.
Bu yalnızca sendikal alan için değil, bütün mücadele başlıkları açısından geçerlidir.
Yeniden yapılanma sürecinin ilk adımlarından biri, DEM Parti programında buluşan bütün siyasal yapıların ve hareketlerin, faaliyet yürüttükleri tüm alanları ortak stratejik hedefler doğrultusunda yeniden organize etmeleri olmalıdır.
Aslında yeniden yapılanmanın ilk halkası tam da burada kurulacaktır.
Milyonlarca insanın giderek derinleşen yoksulluk ve yoksunluk koşullarında yaşadığı bir dönemde; sınıf mücadelesi zemininde bilgi, deneyim ve emeğini ortaklaştıramayan bileşenlerin, toplumun güvenini kazanması mümkün değildir.
Mücadelenin toplumsallaşması
Birleşik mücadele, yalnızca ortak açıklamalarla değil; hayatın gerçek mücadele alanlarında ortak iş yapma kültürüyle gelişebilir.
Bu kültür oluşmadıkça, hem bileşenlerin tek tek gelişmesi hem de ortak mücadelemizin toplumsal etkisinin büyümesi sınırlı kalacaktır.
Üstelik bu durum zamanla örgütsel statükoyu, içe kapanmayı ve erimeyi de beslemektedir.
Bu noktada sıkça dile getirilen, “Kürt hareketiyle ortak mücadele eden sosyalist partiler daraldı, küçüldü ve etkisizleşti” biçimindeki değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını özellikle vurgulamak gerekir.
Asıl sorun, ortak mücadeleden değil; dönemin ihtiyaçlarına uygun bir birleşik mücadele pratiğinin geliştirilememesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle, biçimsel ve temsili birlikteliklerin ötesine geçen, gerçek anlamda ortak üretim ve ortak mücadele zeminleri yeterince kurulamamıştır.
Kurulamayan bir mücadele hattının bileşenlerini zayıflattığını söylemek de doğal olarak gerçekçi değildir.
Yeni dönemde ihtiyaç duyduğumuz şey; örgütlü yapılarımızın, kendi özgünlüklerini ve öznelliklerini koruyarak, mücadele pratiklerini ortaklaştırmaları ve birlikte deneyim üretmeleridir.
Bunun yöntemi ve biçimi elbette tartışılabilir. Ancak toplumu dönüştürecek ve geniş kesimlere güven verecek olan, tam da bu ortak mücadele pratiğidir.
İttifakın sınırları aşması
Bugüne kadar tarihsel ittifakın parti çatısı altında kurulmuş olması, ne yazık ki aynı birlikteliğin emek, ekoloji, kadın, gençlik ve diğer toplumsal mücadele alanlarında da eş düzeyde geliştirilmesini sağlayamadı.
Bileşen temsilcilerinin ve bireylerin, parti içinde birbirini tanıması, birlikte çalışması ve ortak siyasal deneyim geliştirmesi, kendi örgütlerinin faaliyet yürüttüğü toplumsal alanlarda benzeri bir kolektif çalışma kültürünü açığa çıkarmaya yetmedi. Yani ortak deneyim ve iş yapma kültürü, bileşen örgütler arasında değil kişiler arasında; toplumsal alanda değil siyasi parti içinde geliştirildi.
Bileşen partiler arasındaki temas çoğu zaman Newroz, 1 Mayıs gibi takvimsel buluşmalarla ya da örgütlü güçlere yönelik baskılar karşısında gelişen refleksif dayanışmalarla sınırlı kaldı.
Oysa ezilenlerin tarihsel ittifakı, yalnızca parti kurullarında değil; hayatın bütün mücadele alanlarında ortak bir siyasal kültür üretebildiği ölçüde anlam kazanacaktır.
İttifakın büyük ölçüde DEM Parti’nin kurullarıyla sınırlı kalması, onun siyasal ve toplumsal içeriğini de zayıflatmıştır.
Bu durumun doğal sonucu olarak Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gibi organlarda görev yapan yöneticiler arasında oluşan ortak çalışma kültürü, parti içi sınırları aşamamış; tabana ve mücadele alanlarına yeterince taşınamamıştır.
Bugün tabanda giderek büyüyen eleştirilerin önemli nedenlerinden biri de budur.
Ortaya çıkan tablo, birleşik mücadeleyi toplumsallaştıran değil; temsiliyete sıkıştıran bir görüntü üretmektedir.
Bu nedenle yeni dönemin büyüme ve genişleme hedefi şu temel ilke üzerine kurulmalıdır: Genişleme sayısal değil, siyasaldır.
Bu yaklaşım, yeniden yapılanmanın yalnızca örgütsel değil, aynı zamanda toplumsal bir yeniden kuruluş süreci olduğunu da ifade etmektedir.
Temsiliyetten özneleşmeye
HDK ve HDP’nin kuruluş yıllarında, tekçi Cumhuriyet’in dışladığı, yok saydığı ve ötekileştirdiği tarihsel kimliklerin parlamentoda görünür kılınması önemli bir tarihsel rol oynadı. Bu temsil, yalnızca parlamenter siyaset açısından değil; resmi paradigmanın görünmez kıldığı toplumsal gerçekliklerin görünür hâle gelmesi bakımından da önemli bir eşikti.
Ancak geçen zaman içinde, temsil mekanizmalarının güçlenmesine karşın, adına siyaset yapılan toplumsal kesimlerin aynı ölçüde öz örgütlü ve doğrudan siyasal öznelere dönüşemediği de görülmektedir.
Başka bir ifadeyle; temsil eden görünür hâle gelirken, temsil edilenin örgütlü toplumsal özneleşmesi aynı ölçüde gelişememiştir. Vekilin öne çıktığı, asilin ise geri planda kaldığı; doğrudan toplumsal katılımın temsili siyasetin gerisinde kaldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Yeni mücadele döneminde bu eğilimin sürmesi, yalnızca toplumsal etki alanımızı daraltmayacak; aynı zamanda temsiliyete dayalı siyaset tarzının demokratik ve toplumsal mücadele anlayışı üzerinde kalıcı bir hegemonya kurmasına da yol açacaktır.
Bu nedenle yeniden yapılanma, yalnızca DEM Parti’nin örgütsel yapısını ya da yönetim kademelerini yeniden düzenlemekten ibaret görülemez. Asıl ihtiyaç, temsiliyet merkezli siyaset anlayışından örgütlü toplumsal özneleşmeyi esas alan bir mücadele anlayışına geçiştir.
Bu mücadele yalnızca parlamentoyla sınırlı olmamalı; partinin bütün kurullarına, yönetim anlayışına ve ilişki içinde bulunduğu tüm toplumsal mücadele alanlarına yayılmalıdır.
Bu çerçevede Parti Meclisi (PM), Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve benzeri organlarda dönem sınırlaması, yaş kotası ya da farklı yenilenme mekanizmalarının tartışılması da yeniden yapılanma sürecinin doğal başlıklarından biri olabilir.
Yaşadığımız sorunların esas kaynağı, toplumsal ve siyasal görevlerin zamanında ve yeterli ölçüde yerine getirilememesidir. Bu görevlerdeki her savsama, partiyi daha krizli bir yapı haline getirmektedir.
Dolayısıyla yeniden yapılanma tartışmalarını yalnızca parti içine sıkıştırmak, nedenlerle değil sonuçlarla uğraşmak anlamına gelir.
Asıl yapılması gereken, bugünkü daralmanın kök nedenleriyle açık, cesur ve bütünlüklü biçimde yüzleşmek; yeniden yapılanmayı da bu yüzleşme üzerinden inşa etmektir.
Çatışmasızlığın siyaseti
Kürt meselesinin silahlı çatışma zemininden hukuki ve siyasal zemine taşınmasının hedeflendiği mevcut süreçte, DEM Parti’nin rolünü en doğru biçimde tanımlayan kavram kolaylaştırıcılıktır.
Çünkü silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve meselenin siyasal çözüm zeminine taşınması iradesinin asli özneleri bellidir. Bu nedenle barış ve demokratik toplum sürecinin temel muhatapları arasında oluşan mekanizmaların yerine DEM Parti’yi koymak, hem gerçekçi değildir hem de partinin tarihsel konumunu yanlış tanımlamak anlamına gelir.
DEM Parti’nin temel görevi; demokratik siyasete geçişin önündeki siyasal ve toplumsal engellerin aşılmasına katkı sunmak, gerekli diplomatik ve siyasal girişimleri geliştirmek ve çözümün toplumsal muhataplığını ve meşruiyetini güçlendirmektir.
Kolaylaştırıcılık, tam da bu anlamı ifade etmektedir.
Bunun dışında yapılacak her rol tanımı, DEM Partimizin tarihsel işlevini ya olduğundan fazla büyütecek ya da bütünüyle değersizleştirecektir. Her iki yaklaşım da Kürt meselesinin gerçek öznelerini, siyasal niteliğini ve tarihsel bağlamını gözden kaçırmaktadır.
DEM Parti, bir yandan Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü için mücadele yürütürken, diğer yandan bu çözümün siyasal ve toplumsal zeminini güçlendiren bir müzakere partisidir.
İçinden geçtiğimiz süreç, partimize özellikle bu alanda daha güçlü diplomatik ve siyasal sorumluluklar yüklemektedir.
Bu nedenle DEM Parti’nin süreç içindeki rolünü “kolaylaştırıcı” olarak tanımlamak, siyasal gerçeklikle uyumlu olduğu kadar, partiye daha geniş bir hareket alanı kazandıracaktır.
Buna karşılık, sürecin bütün sorumluluğunu DEM Parti’nin üzerine yükleyen yaklaşımlar gerçekçi değildir. Böyle bir anlayış, partiyi demokratik siyaset üreten dinamik bir özne olmaktan çıkararak dar, donuk ve edilgen bir konuma sıkıştırma riski taşımaktadır.
Son olarak, yaklaşık on beş yıllık ortak mücadele deneyiminin ardından, sosyalist hareketin Kürt toplumsal tabanında tarihsel olarak görülmemiş ölçüde olumsuz algılanmasının nedenleri üzerinde de durulmalıdır. Bu olumsuzluğun temel nedenlerinden biri, ideolojik olarak sağa yönelen kimi parti yöneticilerinin, yıllar içinde bu yaklaşımı yönetim kademelerinden tabana doğru taşıyan siyasal tutumlarıdır.
Oysa yurtsever toplumsal tabanın genel eğilimi bu doğrultuda değildir.
Tek başına bu durum dahi, yeniden yapılanma sürecinde parti yöneticilerinin her kademede daha güçlü bir ideolojik formasyon kazanmasını sağlayacak sistemli bir kadro politikası ile eğitim ve akademi çalışmalarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
* DEM Parti İstanbul Milletvekili
YARIN: Yeniden Yapılanmanın Sosyolojik Zemini









