• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
16 Temmuz 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ertuğrul Kürkçü

15 Temmuz’un 10. yılı: Restorasyondan nereye?

16 Temmuz 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Ertuğrul Kürkçü, Yazarlar

2015-16’dan bu yana devam eden kesintisiz darbe sürecinin onuncu yılındayız. Bu sürecin bir on yıl daha böyle sürüp gitmesi de, kısa zamanda tersine çevrilmesi de pek mümkün görünmüyor. Çünkü 10 yılda az şey olmadı.

Erdoğan’ın liderliğinde,15 Temmuz 2016’dan bu yana fiilen, 17 Nisan 2017’den bu yana ise bir rejim inşası süreci olarak devam eden restorasyon kapsamında Osmanlı’yı ihya teşebbüsü, büyük kentlerin emekçi sınıfları, gençler, kadınlar ve siyasal muhalefetin direnişi karşısında dolu dizgin ilerlemekte zorlanıyor. Öte yandan, siyasi gericilik, savaş, ırkçılık ve kültür savaşlarını besleyen kapitalizmin küresel krizi, rejime, uluslararası alanda çatışan bloklar arasında sürekli manevra alanı açarak, selden kütük kapma ve iç krizleri hafifletme imkânı da sağlıyor.

On yıl, bir toplumun hayatı için uzun sayılmasa bile öyle azımsanacak bir zaman parçası da değil. Bu zaman boyunca söylem üstünlüğünü elinde bulundurmak, okulu, medyayı, orduyu, bürokrasiyi, akademiyi, belediyeleri, büyük STK’leri, kamusal alanı kuşatma gücüne sahip olmak, buna karşılık rakip ve karşıtlarını bastırmak, hapse, yeraltına veya sürgüne itmek, rejimin meşruiyet açığını tamamen gideremese de, onunla ilişki toplumun büyük çoğunluğu için olağanlaşıyor. Devleti elinde bulundurmanın sağladığı tüm kurumlara ayrımsız hâkimiyet kabiliyeti, istense de istenmese de onu yöneteni toplumun muhatabı hâline getiriyor.

Büyük tarih açısından 15 Temmuz 2016, Türkiye’nin uzun bir döneme yayılan rejim değişikliği sürecinin kendisi değil, yalnızca bir halkası olabilir. Ama onu izleyen bastırma sürecinin özgürlük ve demokrasi mücadelesinde stratejik bir kırılma ve geriye dönüş anı olduğu hakikatini bir kez daha vurgulamak ve rejimin 15 Temmuz anlatısını deşifre etmeyi sürdürmek önemli. Çünkü bu on yılda olan en önemli şeylerden biri de o anlatının hakikatin yerini almaya başlaması. Burada üç nokta üzerinde durmak isterim.

İstihbarat açığı uydurması

Birincisi, tamamen kurmaca olan, “15 Temmuz darbe girişimi”yle bir istihbarat açığı sonucu karşı karşıya kaldığımıza dair Erdoğan rejiminin iddiası. “15 Temmuz darbe girişimi”, süreç olarak ve hemen her anı itibarıyla Erdoğan, Hakan Fidan ve Hulusi Akar’ın kontrolündeydi. Bu süreç, Fettullahçılar’ın bir girişimde bulunmadıkça tasfiye edilmelerinin kaçınılmazlaşacağı algısıyla harekete geçmelerini sağlayacak bir istihbarat operasyonu halinde yürütüldü.

Gülen Grubunun faaliyetleri, 17-25 Aralık 2013 sürecinde hükümet tarafından “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY) olarak kategorize edilmişti. Gülenciler, 30 Ekim 2014’te, “tarihin en uzun MGK toplantılarından biri (yaklaşık 10,5 saat)” olarak gerçekleşen MGK toplantısında, “Ülkemizin milli güvenliğini tehdit eden, kamu düzenini bozan; iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet gösteren paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlar” olarak kodlanmıştı. Nihayet 26 Mayıs 2015’teki MGK’de onaylanan yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde (MGSB) “Paralel Devlet Yapılanması (PDY)” adıyla resmen “iç tehdit” unsurlarından biri olarak Kırmızı Kitap’a dahil edilmişlerdi.

“Gülencilerin girişimi”: Erdoğancılar’ın sıçrama tahtası

Bu grubun faaliyetlerinin ve adımlarının takip edilemediği iddiası standart devlet pratiği çerçevesinde akıl dışıdır. İstihbarat çarkı hep döner. Mesele bu istihbaratla ne yapılacağıdır. Erdoğan, Fidan, Akar üçlüsü bu istihbaratı “suçlu”ları takip ve cezalandırmakta değil, onları bir olağanüstü hali kaçınılmaz kılacak bir atağa zorlamakta değerlendirerek adım adım 15 Temmuz’a doğru sürüklediler. Patlak veren krizden “bütün millet”in desteğini alacak bir “darbe bastırma” harekatıyla kendi darbelerini gerçekleştirmek için yararlandılar.

“İstihbarat açığı” denilen “şey”in üzerinden daha 4-5 saat geçmeden tüm Türkiye’deki hava, kara, deniz ve jandarma kuvvetleri içindeki “darbeciler”in derdest edilebilmesi, “girişim”den bir gün sonra 2750 hâkim ve savcının görevden alınması, yalnız ve ancak uzun aylara yayılan bir hazırlıkla mümkün olabilirdi. 15 Temmuz’da dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın ifadesiyle “bir kalkışma” olduğu muhakkaktı. En az onun kadar muhakkak olan bir başka şey, “kalkışma” başladığı saatlerde MİT Başkanı’nın Diyanet İşleri Başkanı ile yemek yerken gece “ehli vatanı” darbeye karşı ayağa kaldırmak üzere memleketin bütün camilerinden “sela” verilmesi meselesini görüşmekte ve olan ve olacak olan her şeyden haberdar olduğuydu.

15 Temmuz 2015 “kalkışması”, 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal’in prelüdü, onun açılış nağmesiydi. Sonraki on yıl, o “kalkışma”yı bastırma gerekçesiyle toplumun hayat ve özgürlüğüne karşı her gün yeniden gerçekleştirilen bir darbeler silsilesi halinde bugüne kadar uzandı.

Eski rejimle birlikte içindeki kazanımların da tasfiyesi

İkincisi, 15-20 Temmuz, Türkiye’de zaten işlemekte olan rejim değişikliğini hızlandırıp meşrulaştırırken, var olan rejim içerisinde kazanılmış, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi dinamiklerin ve kadro birikimlerinin tasfiyesinin kaldıracı olmasıydı. Oraya gelinirken birkaç evreden geçildi.

AKP hükümetleri, iktidarlarının ilk döneminde, Gülen Hareketi’yle kurduğu ittifak sayesinde 12 Eylül’le hesaplaşma açlığı içindeki toplumun pasif onayını da alarak, askerî ve yargısal vesayetin geleneksel laik-milliyetçi çekirdeğini tasfiye etmişti. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, hakikaten var olan darbe eğilimleri yanında esasen ordu ve bürokrasideki çok daha geniş bir alan tasfiye edildi. Kurumlar, daha sonra bir AKP yargı klasiği hâline gelecek düzmece deliller ve gizli tanıkların başrolde olduğu hukuksuz yargılamalarla yeniden şekillendirdi. Böylece laik-milliyetçi asker merkezli vesayet düzeni çözüldü; ancak yerine demokratik bir hukuk devleti, AİHS ve AİHM normlarında bir yargı düzeni değil, devirdiğinden de bağnaz milliyetçi-mukaddesatçı bir iktidar bloğu yerleşti.

Onu, Erdoğan-Gülen ittifakının çözülmesi ve devlet iktidarının eski düzenin güçleriyle yeniden taksim edilmesi izledi. İttifak, 17–25 Aralık 2013 soruşturmalarıyla çökerken, eski “ortak” devletin dışına atıldı. 2014 ve 2015 Millî Güvenlik Kurulu kararlarıyla Gülen “iç tehdit” konumuna taşındı.

15-20 Temmuz, ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığında yürüyen OHAL, 12 Mart ve 12 Eylül’de hayal edilen ancak ordu eliyle gerçekleştirilemeyen, devletin bütün siyasal ve kurumsal yapısının yeniden düzenleneceği geçiş rejiminin şekillendiği dönem oldu.

AKP-MHP ve Ergenekon kaynaklı olmayan binlerce hâkim ve savcı, asker, akademisyen, öğretmen, gazeteci ve kamu görevlisi ve bu modeli esas almaya mecbur kılınan özel sektör ve belediyelerin çalışanları, derhal görevlerinden uzaklaştırıldı. Böylece 15 Temmuz, yürütmeyi ele geçirerek memleketi sultası altına alacak darbeyi önleme gerekçesiyle yürütme gücünün merkezileşerek memleketi sultası altına aldığı, daimi olağanüstü hal rejiminin olağan yönetim pratiği ne dönüştüğü dönemin açılışı oldu.

Erdoğan’ın 2014’ten itibaren fiilen kurduğu partili ve yürütmenin merkezindeki cumhurbaşkanlığı modeli, mevcut Anayasa’yla açık bir gerilim içindeydi. Bunu en düz biçimde dile getiren kişi, daha sonra sistem değişikliğinin önünü açacak olan Devlet Bahçeli’nin kendisiydi. Bahçeli, 11 Ekim 2016’da TBMM kürsüsünden “Türkiye’de fiilî bir durum vardır; ülke Anayasa’ya uygun yönetilmemektedir, her gün suç işlenmektedir” dedi. İktidar, anayasal sınırlara çekilmeyi değil, anayasayı Cumhurbaşkanı’nın fiilî yönetim tarzına uydurmayı seçti. 2017 referandumu, üstelik YSK onayıyla meşru ve kanuni olmayan oy pusulaları sayıma dahil edilerek bu kişiselleşmiş fiili yürütme düzeninin “hukukileştirilmesi”ni sağladı.

OHALsiz OHAL rejimi

On yıl sonra OHAL kaldırılmış görünse de siyasal mantığı yaşıyor. Kaldı ki, OHAL kaldırılırken TCK ve diğer mevzuatın içine gömülen OHAL kararnameleri başlıbaşına normatif bir statü kazandı,

Kadın hareketi, emek örgütleri, Kürt siyaseti, ekoloji mücadeleleri, akademi, basın ve sivil toplum, bağımsız demokratik dinamikler değil; devlet güvenliği perspektifinden dizginlenmesi gereken alanlar olarak görülüyor. Muhalefet seçimlere katılabiliyor; ancak seçimler eşit siyasal rekabet anlamına gelmiyor. Yargı bağımsızlığı, medya çoğulculuğu, kuvvetler ayrılığı ve yerel yönetim özerkliği üzerindeki baskılar, meşruiyet tartışmasını seçim sonuçlarının ötesine taşıyor. Erdoğan rejimi kanunusuzluğun da ötesinde müzmin bir meşruiyet açığıyla malul.

Alaturka restorasyon çürütüyor

Rejimin 15 Temmuz’un onuncu yılında topluma sunabildiği alaturka bir restorasyondan fazlası değil. Yüz yüze olduğu ağır suç iddialarından birinin dahi altından kalkamadığı apaçık. Suçtan doğan, suçla yaşayan ve suçu norm haline getiren bir rejim, meşruiyet yoksunluğuna intibak edenleri de kendisiyle birlikte çürütmeye devam ediyor. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun düştüğü duruma bakmak yeter. “Yenikapı ruhu” ile darbeyle kucaklaştığı gün başlayan çürümenin, “mutlak butlan” çöplüğünde son bulmasına baktığımızda gördüğümüz, rejimin muhalefetin çürümesinden yansıyan suretinden başka bir şey değil.

Krizden ancak bir sosyal cumhuriyetle çıkılabilir

Dikkat çekmek istediğim sonuncu nokta, bu açmazdan çıkışın 15 Temmuz öncesine dönüşte olmadığı. Konu, eski parlamenter sisteme dönmek, yeni, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek, Cumhurbaşkanlığı sistemini iptal etmek, zaman ve mekândan münezzeh, sistem icatlarıyla vakit geçirmek değil. Konu Cumhuriyet’in kurucu meşruiyetinin yeniden üretilmesinde. Bunun için yeni bir kuruluş ihtiyacına yanıt veren tasavvurlara, bu ihtiyaçlar uğruna sokaklara atılanların seslerini dinlemeye ihtiyaç var.

Toplumu asıl ilgilendiren, devlet adamlarını ilgilendiren şey değil, yalnızca devletin biçimi olarak Cumhuriyet değil, toplumun ortak emeğinin, müştereklerinin, ortak mülkiyetinin, ortak siyasal iradesinin kurucu ilkesi olarak Cumhuriyettir.

Kadınların özgürlüğü, emeğin kurtuluşu, Kürtlerin kendi kaderlerini serbestçe tayini, Alevilerin eşit yurttaşlığı, herkesin kendi kendisini yerinde ve yerelde yönetmesi, doğayla barışık üretim, yaşam, ve kent, kamusallığın her şeyde esas olması, ifade özgürlüğü, insanları değil, şeyleri yöneten bir düzen.

15-20 Temmuz cehenneminden çıkış, Erdoğan’dan sonra sorusunun yanıtında değil, bu alaturka restorasyondan demokratik ve sosyal bir cumhuriyete bir yol açıp açmayacağımızla ilgilidir.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Çiftçi buğday tarlasını satıyor

Sonraki Haber

Tarihin Temmuz çetelesi

Sonraki Haber

Tarihin Temmuz çetelesi

SON HABERLER

Tecavüz failleri değil, mağdur aile köyünü terk etti

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Munzur hafızadır, sahip çıkalım

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Adalet nöbetleri ve Üçüncü Yol’un potansiyeli üzerine

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Direniş ekonomisi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Özgür Kürt Çizgisi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Tarihin Temmuz çetelesi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

15 Temmuz’un 10. yılı: Restorasyondan nereye?

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır