• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Ağustos 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Katmerli tecrit: Kuyu tiplerinde kadın mahpuslar

1 Ağustos 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

Kuyu tipi hapishanelerde yaşananları CİSST Hapiste Kadın Tematik Alan Temsilcisi Özge Akyüz ile konuştuk:

  • İnsan hakları örgütlerinin ve Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’nin (CAT) 2024 tarihli raporlarında ‘fiilen hücre hapsi’ olarak tanımlanan bu yeni rejim, mahpusları günün en az 22,5 saatini tek başlarına geçirmeye zorlamaktadır
  • Kuyu tipi hapishaneler, kadının dışarıda zaten maruz kaldığı bu denetim ve kapatılma mekanizmalarını kurumsallaştırıp en uç noktaya taşımaktadır. Kameralar, kadının en mahrem anlarını bile bir izleme nesnesine dönüştürmektedir
  • Türkiye’de ceza adaleti sisteminin paydaşları, hapsetmeyi birincil çözüm gören güvenlikçi politikalardan vazgeçmeli; toplumsal cinsiyete duyarlı, hak temelli ve hapis dışı alternatif tedbirleri acilen devreye sokmalıdır

Duygu Kıt

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre ülke genelinde 7 adet S Tipi, 12 adet Y Tipi Yüksek Güvenlikli ve 22 adet Yüksek Güvenlikli kapalı ceza infaz kurumu faaliyet gösteriyor. Kuyu tipi hapishane olarak bilinen S tipi, Y tipi ve yüksek güvenlikli hapishaneleri birebir tarifleyecek bir görüntü henüz bulunmuyorsa da tutukluların anlatımına göre günün yaklaşık 23 saati hücrede geçiyor. Ağır tecrit koşulları ve hak ihlalleriyle kuyu tipi hapishaneler gündeme geldiğinden beridir açlık grevi eylemleri yapılırken, 266 gün açlık grevi yapan ve sevk talebi karşılanmayan tutsak Gürkan Türkoğlu 5 Temmuz 2026’da yaşamını yitirdi. Peki hapishanelerdeki tecrit uygulaması giderek derinleşirken mahpus kadınların durumu nedir? Kadın mahpuslar yalnızca mahpus kimlikleriyle değil; kadın, Kürt, Roman, göçmen, yaşlı, engelli ya da hasta gibi birden fazla kimlikle de ayrımcılığa maruz kalabiliyor. Kuyu tipi hapishanelerde bu kesişen eşitsizliklerin nasıl göründüğüne dair Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Kadın Tematik Alan Temsilcisi Özge Akyüz ile konuştuk.

  • Ceza infaz sisteminin son 25 yıllık geçmişine baktığımızda, hapishanelerin mimari ve coğrafi yapısında nasıl bir değişim yaşandı? Geleneksel koğuş düzeninden bugün tartışılan yeni nesil hapishanelere uzanan bu mekânsal dönüşüm süreci nasıl ilerledi?

Türkiye’de ceza infaz sistemi, son 25 yılda hem mimari hem de coğrafi açıdan köklü bir mekânsal dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümün ilk büyük fiziksel kırılması, Aralık 2000’deki Hayata Dönüş Operasyonu sonrasında geleneksel “koğuş” düzeninin sona ermesi ve yerini oda (hücre) sistemine dayalı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanelere bırakması olmuştur. Devlet denetimini en katı şekilde tesis eden bu mimari değişimi, 2006 yılından itibaren “kaza tipi” küçük ilçe hapishanelerinin planlı olarak kapatılması izlemiştir. Mahpusun ailesinden ve sosyal çevresinden kopmadan cezalandırılmasına imkân tanıyan bu geleneksel yapıların yerine; şehir merkezlerinin tamamen dışına kurulan, kendi kendine yeten ve dış dünyayla teması neredeyse tamamen kesen devasa “Kampüs (Yerleşke) Hapishaneleri” inşa edilmiştir. Toplam hapishane sayısının azalmasına rağmen koğuş sisteminden oda sistemine geçiş, restorasyonlar ve yeni büyük tesislerle birlikte kapasite ve mahpus nüfusunda dünya ölçeğinde rekor bir artışa yol açmıştır. Sonuç olarak bu mekânsal dönüşüm, mahpusları ve personeli sadece “suçlu” ve “gardiyan” kimlikleri içerisine hapsederek izole eden, yalıtılmış ve merkeziyetçi yeni bir infaz modelini kalıcı hale getirmiştir.

Bu mekânsal dönüşüm ve merkeziyetçi yapı, Türkiye’de 2021 yılından itibaren tecrit koşullarını daha da ağırlaştıran kuyu tipi hapishanelerin devreye alınmasıyla nihai ve en katı aşamasına ulaşmıştır. Tamamen güvenlikçi bir anlayışla inşa edilen bu yeni nesil hapishanelerde, mahpusların büyük kısmı tek kişilik modül hücrelerde, çok az kısmı ise 3 kişilik odalarda tutulmakta; siyasi ya da adli fark etmeksizin tüm mahpuslar “Ağırlaştırılmış Müebbet Hükümlüleri” ile aynı ağır infaz koşullarına tabi tutulmaktadır. Teknolojik izleme ağları ve otomatik kapı panelleriyle donatılmış bu çok katlı yapılarda, pencerelerin çelik ağlarla kapatılması ve binaların güneşe ters mimarisi nedeniyle mahpuslar gün ışığından ve temiz havadan mahrum bırakılmaktadır. Hücre içlerine kadar yerleştirilen kameralarla sürekli gözetim ve mutlak bir izolasyon üretilmektedir. İnsan hakları örgütlerinin ve Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’nin (CAT) 2024 tarihli raporlarında “fiilen hücre hapsi” olarak tanımlanan bu yeni rejim, mahpusları günün en az 22,5 saatini tek başlarına geçirmeye zorlamaktadır. Sonuç olarak, geleneksel ilçe hapishanelerinden devasa kampüslere, oradan da S ve Y Tipi hücre modellerine uzanan bu 25 yıllık dönüşüm; infazın temel amacı olan “yeniden sosyalleşme” ilkesini tamamen ortadan kaldırarak uluslararası Nelson Mandela Kuralları’na aykırı, dış dünyaya kapalı ve süresiz bir izolasyon zeminini kalıcı hale getirmiştir.

  • Kuyu tipi hapishaneler kadın mahpuslar açısından hangi özgül sonuçları doğuruyor? Erkek mahpuslardan farklı olarak karşılaştıkları uygulamalar neler?

Tamamen erilleşmiş, güvenlikçi ve tek tip mahpus tipolojisine (yetişkin, sağlıklı adli/siyasi erkek) göre inşa edilen bu “kuyular”, kadın mahpuslar söz konusu olduğunda sadece bir cezalandırma mekânı değil; bedensel, ruhsal ve kimliksel bir yıkım mekanına dönüşmektedir. İdari yapı ve ayrımcılık bağlamında, kadın odaklı bir infaz politikasının bulunmayışı S ve Y tipi kurumlarda kendisini mutlak bir mekânsal körlük olarak göstermektedir. Bu hapishaneler, yüksek firar riski veya ağırlaştırılmış müebbet gibi statülere sahip, “tehlikeli” olarak kodlanan mahpuslar için tamamen erkek odaklı bir güvenlik konseptiyle inşa edilmiştir. İdari kademesinde kadın söz hakkının bulunmadığı bu sistemde, mevzuattaki biçimsel eşitlik anlayışı yerini katı bir güvenlik bürokrasisine bırakmaktadır.

Erkek hapishanelerinin kadın koğuşları veya bu kurumlardaki kadın blokları sorunu, S ve Y tiplerinde mutlak bir mekânsal yalıtılmışlığa dönüşmektedir. Sayıca azınlıkta olan kadın mahpuslar, bu kampüslerin içinde daha da görünmez olabilmektedir. S ve Y tiplerinde kütüphane, spor veya atölye gibi ortak alanlar zaten asgari düzeyde tasarlanmışken ve katı gözetim mekanizmalarıyla işletilirken, idare bu kısıtlı imkânları güvenlik ve lojistik gerekçelerle ezici çoğunluk olan erkek mahpuslara tahsis edilmektedir. CİSST’e başvuran kadın mahpuslar, basit kurslardan bile çoğunlukla mahrum kalarak, günün yirmi üç saatini havalandırması hücreye dâhil olan veya gökyüzünü sadece tel örgüler arkasından gören dar odalarda geçirmek zorunda kaldığını belirtmektedir.

  • Ceza infaz sistemi tamamen erkek mahpusları esas alarak tasarlanıyor. Kuyu tipi hapishanelerde kadınların sağlık, hijyen, regl, menopoz, gebelik, annelik ve psikososyaldestek gibi ihtiyaçları ne ölçüde gözetiliyor?

Kadınlar, patriyarkal toplumda doğdukları andan itibaren bedenleri, yürüyüşleri, giyimleri ve varlıkları üzerinde sürekli bir “erkek bakışı” ve toplumsal denetim hissetmektedir. Kuyu tipi hapishaneler, kadının dışarıda zaten maruz kaldığı bu denetim ve kapatılma mekanizmalarını kurumsallaştırıp en uç noktaya taşımaktadır. Hücrelerin içini, havalandırma boşluklarını ve güneşlikleri görecek şekilde yerleştirilen kameralar, kadının en mahrem anlarını bile bir izleme nesnesine dönüştürmektedir. Sürekli izlenme hissi, kadının kendi bedeninden kaçmasına, bedenini sürekli saklama refleksine ve zamanla kendi fiziksel varlığına yabancılaşmasına yol açmaktadır. Ağda, epilasyon, kişisel bakım veya banyo gibi kadın mahremiyetinin ve temizliğinin en temel unsurları, her an izlenme hissinin etkisiyle birer kötü muamele unsuruna dönüşmektedir. Kamera kör noktası bulma çabası veya sürekli bir panik hali, kadının bedeniyle olan ilişkisini zedelemektedir. Alt katlara hiç güneş girmemesi, üst katlara ise yılda sadece birkaç ay güneş vurması, kadın biyolojisinde kemik erimesi (osteoporoz) riskini hızlandırır. D vitamini eksikliği kadınlarda hormonal dengesizlikleri, depresyonu ve kistik zorlukları tetiklemektedir.

  • Toplumsal cinsiyet rolleri, bakım emeği ve aile bağları ekseninde tecrit koşullarının kadınlar üzerindeki etkileri nelerdir ve bu durumun kadınların çocukları, aileleri ve avukatlarıyla olan ilişkilerine yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çoğu zaman dışarıdaki eril şiddet ve travma öykülerini yanlarında taşıyarak hapsedilen kadınlar için kuyu tiplerindeki güvensiz, aşırı denetimli ve izole ortam mevcut rahatsızlıkları derinleştirebilmekte veya yeni ruhsal çöküşler üretebilmektedir. Buna rağmen kurumlardaki psikolog ve sosyal çalışmacı sayısının kadın mahpus oranına kıyasla yetersiz olması, mevcut uzman görüşmelerinin ise tedavi odaklı bir klinik süreç yürütmek yerine birkaç dakikalık yüzeysel seanslardan öteye geçmemesi bu durumu ağırlaştırmaktadır. Tecrit, erkek mahpusu sosyal çevresinden koparırken, kadın mahpusu “bakım veren/anne” rolünden kopararak cezalandırmaktadır. Toplumun kadına yüklediği “ailenin bir arada tutulması, çocuk bakımı, yaşlı bakımı” gibi roller nedeniyle, tecrit altındaki kadın mahpus suçluluk duygusunu erkeklerden çok daha katmerli yaşamaktadır.

Kampüs hapishanelerinin ve ardından kuyu tipi hapishanelerin şehir merkezlerinin çok uzağına inşa edilmesi, kadınların dış dünyayla bağını fiziksel olarak koparmaktadır. Mesafe arttıkça ziyaretlerin maliyeti ve zaman yükü artmaktadır. Kadın mahpusların aileleri (özellikle çocukları ve yaşlı yakınları) bu ücra yerlerdeki yüksek güvenlikli mekânlara gelmekte zorlanmaktadır. Robotik ve otomatik kapı panelleri, her yerde yükselen güvenlik kulübeleri ve x-ray cihazları, görüşe gelen çocuklarda travma yaratır. Görüş sürelerinin ve imkânlarının kısıtlılığı, kadını ailesi ve savunmasını üstlenen avukatıyla kuracağı iletişimden mahrum bırakarak yalnızlaştırmaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye’de geleneksel koğuş düzeninden devasa kampüslere, oradan da S ve Y Tipi hücre modellerine uzanan 25 yıllık mekânsal dönüşüm; uluslararası Nelson Mandela ve Bangkok Kuralları’nın aksine, kadın mahpuslar için katmanlı bir tecrit rejimi üretmiştir. Erkek odaklı tasarlanan ve “kuyu tipi” olarak kavramsallaştırılan bu yeni nesil hapishaneler; kadının biyolojik, ruhsal ve toplumsal varlığına yönelik ikincil bir cezalandırma mekanizması olarak işlev görmektedir. Küresel ölçekte KSK70 kararlarıyla kadın mahpusların özgül ihtiyaçlarına ve onarıcı adalete vurgu yapıldığı bu tarihi dönemeçte, Türkiye’deki %411’lik alarm verici nüfus artışı ve derinleşen mekânsal körlük, mevcut infaz rejiminin sürdürülemez olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’de ceza adaleti sisteminin paydaşları, hapsetmeyi birincil çözüm gören güvenlikçi politikalardan vazgeçmeli; toplumsal cinsiyete duyarlı, hak temelli ve hapis dışı alternatif tedbirleri acilen devreye sokmalıdır.

Çünkü Türkiye hapishane sistemi tarihsel olarak “erkek odaklı”, ikili cinsiyet sistemine göre organize edilmiş ve çoğunlukla yetişkin, sağlıklı heteroseksüel erkeklerin ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmıştır. Sistemin bu eril ve kör yapısı, sayıları hızla artan kadın mahpusların hapishanelerdeki özgün ihtiyaçlarını, görünürlüklerini ve maruz kaldıkları hak ihlallerini görünmez kılmaktadır.

Kadın mahpus sayısı artıyor

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün (CTE) paylaştığı güncel verilere bakıldığında, Türkiye’deki toplam 427.525 mahpusun 20.803’ünü kadınların oluşturduğu görülmektedir. Kadın mahpuslar toplam hapishane nüfusunun yaklaşık %4,87’sine denk gelse de, bu niceliksel azlık yanıltıcı bir sakinlik sunmaktadır; çünkü Türkiye’de kadın mahpus nüfusunun artış hızı alarm verici bir boyuta ulaşmıştır. ICPR Dünya Kadın Mahpus Listesi verilerine göre, dünya genelinde kadın mahpus sayısındaki artış hızı (%57) erkek mahpus artış hızını (%22) geride bırakırken, bu küresel ivmenin en keskin ve agresif yaşandığı ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. 1999-2024 yılları arasındaki son 25 yıllık döneme bakıldığında, Türkiye’deki kadın mahpus oranlarındaki artış hızı tam %411’e ulaşmıştır. Bu oranla Türkiye; El Salvador, Kamboçya ve Endonezya ile birlikte dünyada kadın mahpus nüfusu en hızlı büyüyen ilk dört ülkeden biri konumuna yerleşmiştir. Türkiye’deki %411’lik bu radikal artış yapısal bir krize işaret ediyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sultan Hamid’in entegrasyon siyaseti 

Sonraki Haber

‘Ekinler kül oldu borçlar duruyor’

Sonraki Haber

‘Ekinler kül oldu borçlar duruyor’

SON HABERLER

CHP’nin çöküşü, iktidarın manevrası ve yeni bir ufkun imkânı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

‘Ekinler kül oldu borçlar duruyor’

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Katmerli tecrit: Kuyu tiplerinde kadın mahpuslar

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Sultan Hamid’in entegrasyon siyaseti 

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Medya dilindeki irtifa kaybı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Yeni dönemin kapılarını kim, nasıl açacak?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Yaşam adına uyarıyoruz; sömürüye ortak olmayın

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır