Sorunların bu klasik yöntemle ele alınması, sorunları çözmek bir yana, komünaliteyi zayıflatmaktadır. Oysaki bir aradalık stratejik bir değerdir ve büyük bir çeşitliliği barındırır. Bu çeşitlilik içinde farklılıkların varlığı doğaldır
Hasan Iraz
Zapatalar harekete geçerken öncelikle “Neyi unuttuk?” sorusunu sordukları rivayet edilir. Var olan içinde unutulmuş olanı açığa çıkarmak, ilerlemenin temel koşulu olarak kabul edilmiştir. Benzer şekilde, düşünülmüş olan içinde düşünülmemiş olanı ortaya çıkarmak da politik ontolojinin vazgeçilmez bir unsurudur.
Toplumla kurulacak ilişki de ancak bu unutulmuş olanı açığa çıkarmak suretiyle inşa edilebilir. Zira ezilen toplumlarda düşünmek, yalnızca söyleneni değil; söylenenle birlikte söylenmeyeni ve özellikle unutulanı da kapsamaktadır. Unutulan yoldaş olmamalı, hele incinen hiç olmamalıdır.
İktidar-komün ikilemi, aslında yan yana gelebilen ile bir arada mümkün olamayan bedenlerin tarihsel serüvenini ifade eder. Komünal demokraside karşıtlık mutlak değildir; birbirini zayıflatmaya yönelik durumlar ise istisnai niteliktedir. Çünkü komünal demokraside bir aradalık, karşılıklı bağımlılık ilişkisi olarak stratejik bir önem taşır.
Oysa sınıflaşma ve gruplaşmanın egemen olduğu yapılarda zıtların çatışması stratejik bir ilke olarak görülür. Bu yaklaşım, doğal olarak klasik siyaset anlayışını, iktidar olgusunu beslemekte ve en kritik olarak da ataerkil ilişkileri yeniden üretmektedir. Aynı mekanizma iktidar yapılarında da işler: Güç biriktirir, ötekinden alır. Çatışma kaçınılmaz hale geldiğinde ise taraflardan birinin galip geleceği öngörülür. Sonuçta, daha fazla güç biriktirmiş olan kazanır. Bu mantık, ister kişisel ister siyasal ister örgütsel düzeyde olsun, iktidar kavgalarının temel itici gücüdür.
Ancak sorunların bu klasik yöntemle ele alınması, sorunları çözmek bir yana, komünaliteyi zayıflatmaktadır. Oysaki bir aradalık stratejik bir değerdir ve büyük bir çeşitliliği barındırır. Bu çeşitlilik içinde farklılıkların varlığı doğaldır.
Sürekli bir kriz haliyle yaşanmayacaksa, çelişki ve çatışmaların özgürlük seçeneğiyle de işlenebilmesine imkân tanınmalıdır. Yani çoklu çeşitlilik içerisinde bireyin ve topluluğun “kendin olma” hakkına izin verilmelidir. Yapılan çatışmalar da bu amaca hizmet etmelidir. Eğer bir çatışma iktidar üretmiyorsa, bu durum sorun teşkil etmez. Aksine, birbirimiz üzerinde üstünlük kurmadan, iki ayrı varlık olarak, karşılıklı alıp verme ilişkisi içinde ve daha iyi yaşama imkânı yaratarak ilişki kurmak mümkündür. Böyle bir ilişkide ne kölelik ne de tahakküm söz konusu olur.
Bu ilke, yalnızca toplum ölçeğinde değil, mikro ve makro kozmosun tamamında geçerlidir. Örneğin, yaklaşık yüz milyon (10⁸) yıl boyunca yıldız öbeklerinin birbirlerini baskılamaksızın bir arada var olabilmelerini nasıl yorumlayabiliriz? İnsan-evren ilişkisi bağlamında bu, anlaşılması zor bir olgu değildir.
Aslında bize unutturulmaya çalışılan temel gerçek şudur: Çok çeşitlilik içinde insanın kendisi olabildiği, özgürce yaşayabildiği dönemler tarihte de, doğada da, evrende de mevcuttur. İktidarcı olmayan, birbirini baskılamayan bir aradalık mümkündür. Yeter ki bu baskılayıcı araçlara karşı direnmenin en etkili yöntemi olan komünaliteyi derinleştirelim.
Komünal demokrasiye yaklaşım sorunları (1): Postmodern tuzak









