Eğer bir siyasi hareket, ülkenin en can alıcı sorununda geçmişin ağır bagajlarıyla yüzleşemiyor ve “aman bize ne derler” kaygısını aşamıyorsa, tabelasındaki ‘Yeni’ kelimesinin siyaseten hiçbir hükmü ve karşılığı olmaz
Hayri Demir
Siyaset sahnesine iddialı bir kopuş, köklü bir paradigma değişimi ve toplumsal kutuplaşmayı aşma vaadiyle çıkan YENİ Parti, Türkiye’nin en temel meselesi olan Kürt sorununun çözümüne dair Çerçeve Yasa oylamasında kelimenin tam anlamıyla kendi içine çöktü.
Kuruluş aşamasında estirilen değişim rüzgârı, ilk ciddi sınavda yerini derin bir belirsizliğe, savrulmaya ve eski alışkanlıkların güvenli ama kısır limanına bıraktı.
Ortaya çıkan tablo, YENİ Parti’nin CHP’den yalnızca örgütsel ve isim bazında ayrıştığını, zihniyet, refleks, ideolojik bagaj ve yönetim yapısı anlamında o bildik statükodan bir milim bile uzaklaşamadığını tescilledi. Dolayısıyla bu yeni oluşuma Y-CHP dersek herhalde haksız olmayız. Yeni olan sadece isimdi.
Türkiye siyasetinin yapısal tıkanıklıklarını aşma iddiası taşıyan bir hareketin, karşılaştığı ilk tarihsel kavşakta böylesine derin bir zihniyet krizine sürüklenmesi, sadece partinin geleceği açısından değil, Türkiye’nin demokratikleşme ufku açısından da son derece düşündürücüdür.
Bu büyük çöküşün merkezinde, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibinin Kürt meselesinde devreye koyduğu pazarlık hesabına dayalı havuç-sopa taktiği yatıyor. Bu kurguda oluşumun liderliği, 19 Mart 2025’ten bu yana bilinçli bir biçimde havuç rolünü üstlendi.
Bu rol dağılımı, Özel’in Genel Kurul kürsüsünden yaptığı konuşmada somutlaştı. Diyaloga açık söylemleri ve yönetim düzlemindeki “Evet” tavrı, partiyi sürecin dışına düşmekten, meşruiyet alanını kaybetmekten ve kamuoyu nezdinde marjinalleşmekten korumayı hedeflemiştir.
Buna karşılık, “parti grubunu serbest bırakma” kılıfı altında 91 milletvekilinden 54’ünün “Hayır” cephesinde saf tutması ise tabana, parti içi hiziplere ve reaksiyoner ulusalcı çevreyi rahatlatan bir sopa işlevi gördü.
Parti yönetimi, hem Kürtlere göz kırpan hem de devletçi ve güvenlikçi refleksleri okşayan bu ikili manevrayla süreci zayiat vermeden idare edebileceğini hesapladı. Ancak böylesi tarihsel meselelerde kurnazca dengelere dayalı yürütülen -ve hakkını vermek gerekirse- bu zamana kadar başarılı şekilde oynanan bu tehlikeli kumar, beklenenin tam aksine büyük bir siyasal hezimetle sonuçlandı.
Nitekim Sebahat Tuncel’in de İlke TV yayınında isabetle dikkat çektiği üzere, Özel’in Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma biçimsel olarak bir “Evet” tavrı gibi sunulsa da gerekçelendirmeleri, dozu ve satır aralarındaki çekinceleri itibarıyla özünde bir “Hayır” manifestosuna dönüşmüştü.
Siyasetin en temel yasası gereği, aynı anda iki taban tabana zıt mesajı verme kurnazlığı hiçbir zaman kalıcı bir meşruiyet üretmez. Bu ikili oyun, Kürtler nezdinde derin bir samimiyetsizlik ve güvensizlik yaratırken, ulusalcı ve Kemalist kanatta ise ilkesiz bir tavizkarlık algısını besliyor.
Dolayısıyla bu paradoks, partiyi her iki mahallenin de açık hedefi haline getirdi. Oylamada “Hayır” diyen 54 milletvekilinin hemen ardından yayımladığı ve Özgür Özel’e bağlılık bildiren destek açıklamaları ise krizi yatıştıracak gibi görünmüyor. Aksine Özel’in liderlik otoritesini doğrudan sınırlayan, grup çoğunluğunun vesayetini ilan eden örtük bir muhtıra niteliği kazandı.
Bu oylamanın Kürt toplumu nezdinde yarattığı kırılma ise sadece yasa tasarısına verilen ret oyundan ibaret değil. Çok daha köklü bir siyasi ortaklığın ve güven ilişkisinin sarsılması anlamını taşıyor.
Kürtler, 2017 yılındaki anayasa referandumundan bu yana yerel ve genel seçimler dahil olmak üzere kritik dönemeçlerde CHP çizgisini ve muhalefet blokunu güçlendirme yönünde hareket ettiler.
Tam da bu nedenle YENİ Parti’den beklenti büyüktü ve ortaya çıkan tablo derin bir hayal kırıklığı yarattı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın T24 yayınında dillendirdiği bu sitem, tam da beş seçimlik ortak hafızanın ve ortaya konulan emeğin çıktısıydı.
Bakırhan’ın vurguladığı gibi, “tarih kimin lafı güzel söylediğine bakmıyor; bu zor süreçlerde kimin daha fazla sorumluluk aldığına bakıyor”. Beş seçimdir CHP’ye bu desteği sunan Kürtler haklı olarak kendi hassasiyetlerinin gözetilmesini beklediler.
YENİ Parti’nin Çerçeve Yasa karşısında sergilediği bu tutum, Türkiye’nin demokratikleşme ve barış inşası gibi temel bir düğümünde inisiyatif almaktan, bedel ödemekten ve dönüştürücü bir rol oynamaktan kaçma halidir.
54 milletvekilinin “Hayır” cephesinde saf tutması, partinin genetik kodlarına işlemiş Kemalist, vesayetçi ve devletçi reflekslerin ilk sarsıntıda nasıl su yüzüne çıktığını gösteriyor. Bunun arasına kimi Kürt karakterleri serpiştirmek ise kurgunun bir diğer acemi yönü.
Bu tavır, Türkiye’nin siyasi tarihindeki büyük kırılmaların ve yapısal korkaklıkların doğrudan bir devamıdır. 2016 yılında dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde sarf edilen o meşhur “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” sözü, ilkelerin ve hukukun iktidarın çizdiği güvenlikçi sınırlara nasıl teslim edildiğinin en acı belgesiydi.
Bugün YENİ Parti saflarında sergilenen “Hayır” direnci de özü itibarıyla aynı reaksiyoner korkunun, aynı statükocu zihniyetin güncellenmiş haliydi. Geçmişte çözüm arayışları sırasında kurulan komisyonlara, özellikle Abdullah Öcalan ile görüşmeye temsilci göndermeme noktasında sergilenen o ürkek, elini taşın altına koymaktan imtina eden siyasi körlük, bugün tribünden şeffaflık ve hukuk devleti gibi altı doldurulmamış kavramların arkasına saklanarak bir kez daha tekrarlanıyor.
Oylama aritmetiği de Özgür Özel açısından tam anlamıyla bir siyasi zafiyet ve otorite çöküşüdür. 91 milletvekilinden yalnızca 35’ini kendi çizgisine çekebilen, liderliğini yaptığı partinin Meclis grubunda daha ilk kritik sınavında azınlığa düşen bir genel başkanın inandırıcılığı muhatapları nezdinde de ağır bir yara aldı.
Ülkenin kaderini belirleyecek çapta bir yasada grubunu konsolide edemeyen, milletvekillerine yeni bir gelecek vizyonu aşılayamayan ve eski ulusalcı reflekslerin partiyi teslim almasına seyirci kalan bir yönetimin varoluşsal bir kriz yaşaması kaçınılmaz. Grubunu dahi peşinden sürükleyemeyen bir liderlik görüntüsünün, toplumu barış ve demokrasi etrafında birleştirmesi zor görünüyor.
Elbette YENİ Parti’nin ve Özel liderliğinin hem devlet aklının hem de reaksiyoner tabanın yarattığı ağır bir yargı ve siyasi baskı altında olduğu inkâr edilemez. Ancak gerçek liderlik, bu baskılara boyun eğip manevralarla günü kurtarmak değildir.
Özgür Özel, parti içi vesayeti aşarak cesur ve tutarlı bir demokratik çizgide siyaset ürettiği takdirde hem Türkiye’nin tıkanan demokratikleşme kanalları açılabilir hem de Kürt meselesinde kalıcı ve gerçek bir çözüm zemini inşa edilebilir.
Ancak ortada olan tablo, sürecin ikinci ve asıl zorlu eşiği olan demokratikleşme paketlerinin gündeme geleceği döneme dair de son derece karamsar bir sinyal veriyor. İktidar blokunun en isteksiz olduğu, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesini içeren bu alanda, kendi Meclis grubunun çoğunluğu ilk eşikte “Hayır” demiş bir partinin güçlü bir demokratik baskı üretmesi yapısal olarak mümkün değil.
YENİ Parti’nin şimdiden sorumluluğu ve tarihsel yükü DEM Parti’ye havale etme arayışına girmesi, bu siyasi acziyetin ve kaçış arayışının somut bir göstergesi. Ancak faturayı başkalarına kesme çabası, partinin kendi içindeki zihniyet krizini örtbas etmeye yetmeyecek.
Türkiye siyasetinin kutuplaşma, güvenlikçi ezberler ve fay hatları üzerinden kurulan statükocu düzenini aşmanın yolu, taktiklerden, havuç-sopa oyunlarından ve kitle korkularına teslim olmaktan kesinlikle geçmeyecek.
Gerçek bir siyasal alternatif olmak, iktidarın belirlediği kırmızı çizgilerin içinde kurnazca manevralar yapmaktan değil, o çizgileri Türkiye halkları adına demokrasi lehine genişletme cesareti göstermekten geçiyor.
Kendi içinde en sert tartışmaları yürütebilen ama kamuoyunun önüne çıktığında tek vücut olarak ilkeli bir duruş sergileyen, tarihsel sorumluluğunu hiçbir mazeretin arkasına saklamadan üstlenen kolektif bir irade ve muhataplık şart.
Eğer bir siyasi hareket, ülkenin en can alıcı sorununda geçmişin ağır bagajlarıyla yüzleşemiyor ve “aman bize ne derler” kaygısını aşamıyorsa, tabelasındaki “Yeni” kelimesinin siyaseten hiçbir hükmü ve karşılığı olmaz. Çerçeve Yasa oylaması, YENİ Parti için dönüştürücü bir kurucu irade belgesi olabilirdi; ne yazık ki, eski siyasetin kötü bir kopyası olduklarının tescil belgesi haline geldi.









