• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Eylül 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Veysi Sarısözen

Bu entegrasyon başka bir entegrasyon

10 Eylül 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Veysi Sarısözen, Yazarlar

Demokratik entegrasyon hala tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. Entegrasyon sözcüğü çoğu zaman sözlük anlamı çerçevesinde ele alınıyor ve “devletle uyum” ulusal sorunun çözümünden vazgeçildiği kanısını uyandırıyor. Bunun da arkası geliyor, havada “teslimiyet, ihanet” hakaretleri uçuşmaya başlıyor.

Oysa devlet demokratik entegrasyonun ne anlama geldiğini, bunun devrimci-demokratik özünü yanlış tartışanlardan çok daha iyi biliyor. Bildiği çok açık. Demokratik entegrasyonun “teslimiyet ya da ihanet” olduğunu tartışan kimileri gibi düşünseydi, masadaki müzakere bir gün içinde sonlanırdı. Gerçek şu:  Masada tarafların kıran kırana tartıştığı konu Kürt sorununu “demokratik entegrasyon” yoluyla çözme konusudur. Öcalan’ın bu yolla Kürt sorununda inkâr ve imha stratejisini sona erdirmeyi teklif ettiğinden beri devletin ezberi allak bullak olmuştur.

“Tek başına satranç oyununda” Öcalan devleti açmaza almış bulunuyor.

27 Şubat açıklamasını hatırlayalım: Açıklamada demokratikleşme ön koşuluyla Öcalan “ayrı devlet, konfederasyon, federasyon ve idari-bölgesel özerklikten vazgeçileceğini, silahlı savaşa son verileceğini ve PKK’nin kendini feshedeceğini” ilan etmişti. Satranç tahtasına bakanlar, Öcalan’ın üç-dört piyonunu, bir atını ve iki kalesini feda ettiğini görünce maçın matla sonuçlanacağını sanmışlardı. Fakat devlet de en az Öcalan kadar satranç ustasıdır. Bu “fedai hamlesiyle” Öcalan’ın tek kale ve vezirle devletin Şah’ını açmaza aldığını anında anlamıştır. O nedenle de 27 Şubat açıklama metninden “demokratikleşme ön şartını” umutsuzca kaldırmaya çalışmış, sonunda bir “uzlaşmayla” demokratikleşme ön şartı resmi metinden çıkarılmış, ama Sırrı Süreyya’ya verilen notla okunan metne yeniden eklenmesine devlet çar naçar razı olmuştur. Sonuç açmazın devamı ve iki yıllık müzakere olmuştur.

Şimdi “açmazın” nasıl oluştuğuna geliyoruz.

Kürt sorunu nedir?

Kürt sorunu devletin “tek devlet, tek millet, tek dil, tek din ve tek mezhep” dayatmasıyla Sünni, Alevi, Êzidî, Hıristiyan Kürt ulusunun varlığını ve dilini “inkâr” etmesi, inkâra karşı çıkanları da “tedip” (yani terbiye) etmek amacıyla “imha” yoluna gitmesiyle ortaya çıkan bir sorundur.

Bu sorun yüz yıldır yaşanan isyanların temel sebebidir.

Son elli yıldır süren isyanla ilgili özgünlük çok önemlidir. İsyan başlangıçta ayrı devlet amaçlıydı. Ama diğer ulusal kurtuluş savaşlarından farklı olarak bu isyan “gecikmiş” bir isyandı. Gecikmenin sonucu şuydu: Kürt isyanı Kürt burjuva sınıfının öncülüğünde, kendi iç pazarına sahip çıkma amaçlı bir isyan olmamıştı. Çünkü Kürt sermaye ve toprak sahipleri sınıfı çoktan beri büyük ölçüde asimile olmuş ve Türk burjuvazisi ve devletiyle “entegre” bile değil, Türkleşerek Kürt ulusundan kopmuştu. O nedenle son isyan biçim olarak ulusal, içerik olarak sınıfsal ve amaç olarak başından beri sosyalist bir isyan olmuştu. Öncü güç yoksul halkın sosyalistleriydi.

Demek ki PKK öncülüğündeki isyanın amacı, “sömürge iç pazarına hakim olmak” gibi bir amaç değildi. Neydi? Kürt ulusunun varlığını “inkâr” etmeye ve onu zora dayalı asimilasyonla “imha” etmeye karşı verilen bir isyandı. Yani Kürt sorununu çözmek ve bu yolla sosyalizme yönelmek amaçlıydı. Bu da tüm sosyalistlerin Marks’tan beri izlediği “demokrasi yoluyla sosyalizme yürüme” stratejisinin, bugün de geçerli olan devamıydı. Eğer devlet “inkâr ve imha”dan vazgeçerse isyan sona erecekti. Reel sosyalizmin dağılmasından hemen sonra Öcalan’ın benimsediği strateji böyleydi.

Devlet inkâr ve imhadan vazgeçmedi ve savaş kendini tekrar ederek devam etti. Ne devlet inkara direnenleri “imha” edebildi ne de isyancılar devleti “inkar ve imha” yolundan döndürebildi. Savaş bir elli yıl daha sürebilirdi.

Ama savaşın sürmesiyle her iki taraf için yıkım getirecek bir gerçeklik ortaya çıktı: Süreç içinde dünya savaşının tırmanması. Bu da hem Türkiye’yi hem de Kürdistan’ı “beka sorunuyla” yüz yüze getirdi.

Sonuçta Öcalan isyanı sona erdirdi, buna karşılık devlet de “demokratikleşme ön şartını” kabul etmek zorunda kaldı. Yani “inkâr ve imha”dan vazgeçmeyi kabul etti. Çünkü artık “açmaza” girmişti. Ya inkârdan ve imhadan vazgeçecek ya da ülkeyi harabeye ve mezarlığa çevirecek olan Kürtlerle savaşı dünya savaşının parçasına dönüştürecekti. Açmaz buydu.

“İnkâr ve imhanın” son bulması ne demektir? Kürt sorununun çözümü demektir.

Dikkat: Kürt sorununun çözümü sömürge iç pazarına hakim olmak gibi kapitalist bir amaç taşımaması, sorunun çözümünü “inkar ve imhaya son vermekle” sınırlamaktadır.

İşte demokratik entegrasyon Kürt ulusunu devletin hukukunun içinde Türk ulusuyla eşitlemek, yani “inkara ve imhaya son vermek” demektir. İnkâr ve imhaya son vermek demek de “Kürt sorununda çözüm” demektir.

Çözümsüzlük, Kürt ulusunu “devletten uzak durmaya” mecbur eder. Devletten nasıl uzak durulur? Ya ayrı bir devlet olursun ya da o devletin sınırları içinde kalsan da ondan konfederasyon yoluyla ya da federasyon ya da idari bölgesel özerklikle devletten “mesafelenirsin.” Ama çözüm olursa yani inkâr ve imha sona erer, Türkiye cumhuriyetinin iki asli ulusundan biri olursan, artık devletle ayrı devlet ya da ayrı bölge olarak uzak durma zorunluluğun ortadan kalkar. Çünkü inkâr ve imha sona erdiği, Kürt ulusu Türk ulusuyla eşitlendiği zaman Türkiye devletinden çok daha küçük bir coğrafya yerine Türkiye’nin tüm coğrafyasına ortak olursun.

Üstelik demokratik entegrasyon, Kürt çözümünün kapsamına, Kürdistan’daki Kürt nüfusu kadar Türkiye metropollerinde yaşayan Kürt ulusunu da alır.

Demokratik entegrasyon işte böyle bir Kürt sorununda çözüm stratejisidir. Devlet açmazdadır: Çünkü Türkiye’yi ya vatandaşları olan Kürtlerle ortak vatan haline getirecek ya da Türkiye savaşların sonunda bölünecektir.

Öcalan üç-dört piyon, bir at, bir kale feda etmiş, devletin şahı tek bir piyon kaybetmeden açmaza girmiştir.

Bitirirken şunu söylemeliyim: Politik mücadele elbette satranç tahtasında oynanmıyor. Devlet açmazdan masayı devirerek kurtulma imkânını elinde tutuyor. Şimdilik mesela “inkârdan” en az zararla vazgeçebilir. Anayasada “Kürt ulusu ve dili vardır” demek yerine, “herkes Türk’tür, Türk kalacaktır” maddesini, tek kelime Kürt demeden çıkartmayı düşünebilir. Buna karşılık “imhanın” şiddet yerine asimilasyonla devamından kolay kolay vazgeçmeyecek, ana dilde eğitimi kabul etmemek için her yola başvuracaktır. Zaten başvurmaktadır, mesela yaptığı baskıyla Rojava’nın ana dilde eğitim kazanımını üç-dört saatlik Kürtçe eğitime indirtmeye şimdilik muvaffak olmuş gibidir.

Buradan çıkan sonuç, Öcalan’ın dediği gibi demokratik entegrasyonun bir günde gerçekleşmeyeceği, müzakere ve mücadele sürecinin şimdi çok daha zorlu bir aşamasına girmek üzere olduğumuzdur.

Evet, demokratik entegrasyon Kürt sorununu çözmenin dünya, bölge ve Türkiye şartlarındaki özgün yoludur ve yüz yıllık bir sorun bir günde çözülmeyecektir. Çözmenin yolu da örgütlenmesi de değişmiştir. Silahsız yol kesindir, barışçıl mücadele esastır, örgütlenme ise halkların devlet biçiminde değil de “belediye biçiminde örgütlenmesi” yani komünleşmesidir.

Olmazsa ne olur?

Ne yazık ki başa dönülür.

Başa dönülürse kaos ihtimaline rağmen, Türk devleti en zayıf olduğu, Kürt özgürlük hareketi ise Fis köyündeki gücünü fersah fersah aşmış olduğu bir zamanda başa dönülmüş olur.

Hem kaosu hem de bu somut durumu herkes dikkate almalıdır.

 

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Demokratik Kürt uluslaşması

Sonraki Haber

Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

Sonraki Haber

Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

SON HABERLER

UBER ekonomisi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Rêya Hêq, Rıza toplumu ve ideolojik kuşatma 

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Colemêrg’de çok boyutlu maden saldırısı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

YPJ Genel Komutanı Newroz Ehmed: YPJ özgünlüğünü koruyacak

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Bu entegrasyon başka bir entegrasyon

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Demokratik Kürt uluslaşması

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır