• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Eylül 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ertuğrul Kürkçü

Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

10 Eylül 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Ertuğrul Kürkçü, Yazarlar

Artık herkesin bildiği gibi, Almanya’da Hitler’in hayalini Anglo-Sakson kostümler ve yaşam tarzlarına bürüyerek sürdürme peşindeki bir parti, iddiasını ulusal ölçeğe taşıma doğrultusunda ilk denemesini gerçekleştirmenin eşiğinde.

Alman usulü faşizmin yeni müellifi Almanya için Alternatif (AfD) yüzde 43,8’le birinci bitirdiği Saksonya-Anhalt eyalet seçimini ilk eyalet hükümetinin başkanlığıyla taçlandırmak umudunda. Ne ilginç ki, faşizmin Almanya’daki ilk iktidar yürüyüşü de 1932’de bugünkü Saksonya-Anhalt eyaleti içinde yer alan Dessau’da Nasyonal Sosyalist Alfred Freyberg’in Almanya’nın ilk Nazi eyalet başbakanı seçilmesiyle başlamıştı.

Almanya’nın bu geçmişten ibret almış kesimleri, bugün Saksonya-Anhalt’ta AfD suretinde hortlayan Hitlerciliğin Almanya’ya ve dünyaya ettiklerini ve bunun acı derslerini bir kez daha ürpertiyle hatırlamaksızın edemiyor: “Faşizmin iktidara gelişi mutlaka bir darbeyi ön gerektirmez. Bu, pekâlâ parlamenter meşruiyet kapsamında ve muhafazakâr kesimlerle oluşturulan geçişkenlikler dolayımıyla da gerçekleşebilir.”

1. Dünya Savaşı’nın harabeleri ortasında yeniden ayağa kalkmaya çabalayan Batı Almanya statükosu, faşizmin, muhafazakâr siyasal dolayımlar edinememesinin, “bir daha asla” tekerrür edememesinin güvencesini Nazi ideolojisini yasaklamak ve ultra-milliyetçi partileri dışlamakta aradı. Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU), Sosyal Demokratlar (SPD) ve Hür Demokratlar (FDP) gibi Federal Cumhuriyet partileri ultra milliyetçi, aşırı sağcı partilerle koalisyon kurmama konusunda yazılı olmayan bir demokratik uzlaşma oluşturdular.

İki Almanya’nın birleşmesi ve AfD’nin bu yeni iklimde Hitlerci imalar, referanslar ve sembolizmlerle zuhuru, 2014’te ilk kez Saksonya Eyalet Meclisi’ne girmesi ve FDP’li Thomas Kemmerich’in AfD oylarıyla Thüringen başbakanı seçilmesi sonrasında, CDU/CSU eski mutabakatı yazılı hale getirdi: “AfD’nin oylarıyla çoğunluk kurmamak, AfD ile koalisyon yapmamak, onun desteğine dayanarak hükümet kurmamak” temelindeki açık yasak “yangın duvarı” (brandmauer) tabiriyle kurumlaştı.

Tarihin cilvesi işte, Alman müesses nizamının, faşizmin yeniden doğmasının toplumsal-iktisadi nedenlerini kendisi durmaksızın yeniden üretse de onun siyasi tezahürlerinin önünü kesmeye yönelik bu formel siyasal engelini “demokrasi” adına yıkma “gururu” bir sözüm ona “sol-muhafazakâr” partiye nasip oldu: 2023 seçimlerinde uğradığı sarsıcı seçim yenilgisinin ardından Sol Parti’yi “kimlik siyaseti” izlemekle suçlayarak ayrılan ekibin, solun tarihinde görülmemiş bir “yaratıcılık” gösterisiyle, liderleri adına kurduğu “Sahra Wagenknecht İttifakı”, AfD’nin yasağını kaldırdı.

Saksonya-Anhalt seçimlerinden yüzde 5,3 oyla ve 5 milletvekiliyle çıkan BSW AfD ile koalisyonu güya savunmuyor ama “yangın duvarı”nı reddediyor. Başbakanlık seçiminde “çekimser oy” kullanacağını söylüyor. Böylece, 39 milletvekili olan AfD’ye karşı oy kullanacak diğer partilerin toplam 39 milletvekilinden herhangi birinin üçüncü turda oylamaya katılamaması veya çekimser oy kullanması sonucunda AfD adayı Siegmund’un II. Dünya Savaşı sonrası ilk faşist eyalet başbakanı seçilmesinin önünü tamamen “meşru” ve “yasal” biçimde açıyor.

BSW ve AfD arasında ne fark var?

BSW ile AfD’nin aynı ekonomik-toplumsal program çizgisinde durmadıkları açık. Ancak güncel siyaset pratiğinin anayolu üzerinde tam bir doğrultu ortaklığına kavuştuklarını ve artık birbirlerinin rakibi olmadıklarını söylemek haksızlık olmaz: Rusya yaptırımlarının kaldırılması, Nord Stream boru hattının yeniden devreye alınması ve Rusya’dan daha ucuz gaz ithalatına dönülmesi,  Ukrayna’ya destek verilmemesi, göçün sert biçimde sınırlandırılması ve kamu yayıncılığına yönelik eleştiriler iki partinin kesişim noktaları.

Ancak BSW açısından asıl sorun bunun da ötesinde. Saksonya-Anhalt Anayasayı Koruma Teşkilatı, AfD’yi “aşırı sağcı” —faşizmin bürokratik adı— olarak etiketlemiş durumda. Bu sınıflandırmanın gerekçesi şu: “AfD eyalet örgütünün milliyetçiliği yalnızca ‘aşırı’ değil, ırkçı ve etnik milliyetçi bir ideoloji[…] AfD’nin etnoplüralist programı, etnik bakımdan homojen bir toplum hedefliyor; göçmenleri ve Müslümanları toplumsal tehdit olarak kodluyor ve eşit yurttaşlık ilkesini aşındırıyor.”

Ne var ki, BSW’nin gönlü AfD’ye “demokratik bir sınır” konulmasına razı değil: Çünkü AfD, “yüzde 44’e yakın oy alan bir parti ve o ve ona oy verenler siyasi süreçten dışlanamaz.”

Doğrusu, BSW’nin lügatinde “demokrasi” yok değil var: İfade özgürlüğü, hukuk devleti, şeffaflık, devletin denetlenmesi ve doğrudan demokrasi talepleri programda açıkça yer alıyor. Bununla birlikte, azınlıkların eşitliği, göçmenlerin siyasal toplumun eşit ve haklı bir üyesi olmaları ve demokratik rejimi aşındıran aşırı sağcı pratiklere yönelik kurumsal tutum, demokrasi söyleminde hemen hiç yer tutmuyor.

BSW’nin nesi, neden hâlâ ‘sol’?

Partinin kendisini tanımlarken kullandığı sıfatlardan biri “linkskonservativ” — sol-muhafazakâr. Bunun programdaki karşılığı, emekçilerin gelirlerinin korunması, sosyal güvenlik, güçlü kamu hizmetleri, sendikal haklar, savaş karşıtlığı ve servetin ayrıcalıklı azınlığın elinde toplanmasının reddinde özetleniyor. Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninde Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi statüko mabetlerinin girişine kakılmış olan “sosyal devlet” talebini programa içermek tek başına sosyalist bir ölçüt oluşturmuyor. BSW’nin kendisine yakıştırdığı “linkskonservativ” tanımı, Federal Almanya’nın kuruluşundan beri değişmez iktisadi rejimi olan “ordoliberalizm”e veya “sosyal piyasa ekonomisi”ne amenna demesinden fazla bir farkı yok -onlar da piyasanın devlet tarafından düzenlenmesini, tekellerin sınırlanmasını, rekabetin korunmasını ve belirli bir “sosyal denge”yi kapsıyor.

Partinin “sol” iddiasının mihengini sınamak için bölüşüm politikasının göreli esnek ölçütlerinden daha kadim ve daha sert bir taşa vurulması gerek: Enternasyonalizm.

İşçi sınıfı yalnız Alman işçilerinden mi oluşuyor?

Sosyalist hareketin klasik umdesi, işçi sınıfının çıkarlarının ulusal sınırları tanımadığı, herhangi bir sınırda sona ermediğidir: “Yurdumuz bütün cihandır bizim…” Alman işçiyle Ukraynalı, Polonyalı, Türk, Kürt ya da Arap işçi arasındaki ücret rekabetini aşmanın yolu, “yabancı” işçiyi dışarıda bırakmak değil, milliyetten ve maneviyattan azade, bütün işçiler için aynı ücretleri, toplu sözleşmeleri ve sendikal hakları güvenceye almaktan geçer.

Oysa BSW’nin göç-göçmen siyasetinde sosyal devlet, konut, ücretler ve kamu hizmetleri üzerindeki baskının azaltılması, göçün sınırlandırılmasının bir fonksiyonu olarak merkezi bir yer tutuyor. Böylece BSW Almanya işçi sınıfının Alman olmayan kesimi karşısında Almanların yanında, “nasyonal sosyalizm”in eşiğinde konumlanıyor. Siyasal toplumun dışlanmaması gereken doğal bir parçası saydığı AfD’ye oy veren Alman yurttaşa kıyamayan BSW, Almanya’ya gelecek “yabancı işçi”yi aynı sınıfın doğal bir unsuru olarak görmeyi ideolojik olarak reddediyor. BSW’nin “biz”i, bir sınıfa değil ulus-devlete aidiyet üzerinden tahayyül ediliyor.

AfD ile rezonansın başladığı, BSW’nin onları “anladığı” moment de burada: Faşizmin sosyal siyasetinde de sosyal koruma, işçinin evrensel -cihanşümul, yani bütün dünyayı kapsayan- hakları üzerine değil, ulusa üyelik üzerine kuruluyordu. Bu, tek başına BSW’yi AfD ile özdeş kılmayabilir, ama sosyal hak sahipliğinin bir sınıfa mensubiyetten ulusun ayrıcalığına dönüştürülmesinin, faşist sosyal siyasetin başlıca mekanizmalarından biri olduğunu unutturarak aradaki “yangın duvarı”nı yıkmasını da meşru kılmaz.

Bu nedenle BSW’nin solculuk iddiasının açmazı “ekonomide sol, kültürde muhafazakâr” formülünden daha derinde: İşçi sınıfının evrensel çıkarı yerine ulusal işgücü topluluğununkini koydukça sosyalist enternasyonalizmden uzaklaşıyor, hibrid bir ulusacılığın kollarına atılıyor.

Dahası, BSW, AfD’nin peşinde, “kontrolsüz göçe hayır” sloganlarıyla Saksonya-Anhalt’ta göçmen işçileri veya tüm göçmenleri varoluş kaygısına sürüklerken, seçim kampanyasında açıkça gündeme gelen projeksiyonlara göre Saksonya-Anhalt’ta önümüzdeki dönemde yaklaşık 200 bine varacak bir işgücü açığı söz konusu. BSW’nin çözüm önerisi AfD’ninkinden farksız: Başka ülkelere gitmiş Almanlar geri dönsün, otomasyon ve yapay zekâ kullanılsın. Oysa eyalet yönetiminin verilerine göre, bugün işgücü piyasasından çıkan her iki kişiye karşılık yalnızca bir kişi piyasaya giriyor. AfD başa geldiğinde piyasaya daha çok işgücü girmeyecek, bu açığı yapay zekayla kapatmak söz konusu bile değil.

BSW’nin Saksonya-Anhalt imtihanı

Saksonya-Anhalt seçimi bu nedenle BSW açısından yalnızca bir koalisyon hesabı değil. BSW şu temelde hesaba çekilecek: Birincisi, “faşist” olduğu tescil edilmiş bir parti karşısında BSW’nin aşılmaz sınırı var mı, varsa nedir? İkincisi, Almanya’daki yabancı işçi -veya işsiz veya fazla nüfus- aynı sınıfın bir parçası mı, yoksa Alman işçinin sosyal haklarının rakibi mi? Üçüncüsü, 1990 sonrasında Doğu Almanya’da gerçekten yaşanmış eşitsizlik ve dışlanma deneyimi evrensel bir demokratik ve toplumsal eşitlik programı ile mi aşılacak, yoksa “Alman milleti”nin Alman devleti tarafından yeniden kurulmasıyla mı?

BSW bugün bu soruların hiçbirine sosyalist solun vermesi kaçınılmaz yanıtı vermiyor. Ama kendisini açıkça AfD ile aynı kampın üyesi olarak da görmediğini iddia ediyor?

BSW’nin Saksonya-Anhalt’ta hükümet kuruluşu aşamasında ne yapacağı, dünya ve Almanya için nasıl bir gelecek öngördüğünü laf olmaktan çıkaracak. AfD ile isterse koalisyon kurmasın BSW, bu imtihandan Almanya’nın ilk AfD’li eyalet başbakanının önünü kapatmayarak -ya da açarak- çıkarsa, onun boyunun ölçüsü kendisi hakkında ne söylediği değil, Almanya’da faşizmin ikinci iktidar yürüyüşünde ne yaptığı olacak.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Bu entegrasyon başka bir entegrasyon

Sonraki Haber

YPJ Genel Komutanı Newroz Ehmed: YPJ özgünlüğünü koruyacak

Sonraki Haber

YPJ Genel Komutanı Newroz Ehmed: YPJ özgünlüğünü koruyacak

SON HABERLER

UBER ekonomisi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Rêya Hêq, Rıza toplumu ve ideolojik kuşatma 

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Colemêrg’de çok boyutlu maden saldırısı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

YPJ Genel Komutanı Newroz Ehmed: YPJ özgünlüğünü koruyacak

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Bu entegrasyon başka bir entegrasyon

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Demokratik Kürt uluslaşması

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır