Metropol kamuoyu araştırma şirketi yaptığı bir ankette şuna benzer bir soru sormuş: “PKK’ye ve gerillanın dağdan ineceğine güveniyor musunuz?” Sonuç müthiş: Nüfusun yüzde 70’i “güvenmiyoruz” demiş. Nüfusun yüzde 70’i ne demek? Türk nüfusunun artı-eksi tamamı demek. Küçük bir azınlık dışında Türklere “PKK’ye ve gerillanın dağdan ineceğine güveniyor musunuz?” diye soracaksan anket yapmana gerek yok. Mesela Metropol bana “Türkler PKK’ye ve gerillanın dağdan ineceğine güvenir mi” diye sorsaydı, Metropol patronuna “yüzde 70’lik Türk nüfusunun küçük bir sosyalist azınlığı dışında tamamı güvenmez” derdim ve Metropol de deneklerle konuşup bunca zaman ve para harcamadan bu oranı ilan edebilirdi.
Sosyalist ya da vicdanlı az sayıda aydın dışında Türkler bu soruya AKP’lisinden, CHP’lisine, Yeni Parti’lisinden MHP’lisine, Cumhuriyet yazarlarından, Akit yazarlarına kadar topu birden “güvenmeyiz” cevabını verecektir.
Oysa Metropol ‘’deneklerine’’ “PKK’nin kendini feshetmesini ve gerillanın silahsızlanmasını istiyor musunuz?” diye sorsaydı, yine yüzde 70’lik oranda “isteriz” cevabını alırdı.
Kamuoyu araştırmalarında istenilen cevabı almanın yolu “soruyu” bu cevabın verilmesine uygun sormaktır. Devlet ve AKP “güvenmiyoruz” cevabından sizce nasıl bir sonuç çıkarır? Çok açık. Mealen yazayım: “Hem Allah Teala her şeyi bilir, hem de Türk milleti Allah’ın bildiğine uygun davranır. Türk milleti PKK’ye ve gerillanın silahsızlanacağına güvenmiyorsa, demek ki Allah Teala Türk halkına ‘sakın güvenmeyin’ iradesini bildirmiştir. Binaenaleyh devletimiz de hükümetimiz de ‘teröristlerin silahsızlanacağına güvenmemektedir.’ O nedenle…” diyerek nasıl bir sonuca varacaktır? “Müzakereyi oyalama, demokratik adım atmama, savaşı başlatmanın hazırlığını yapmak için zaman kazanma” sonucuna varacaktır.
Belki de şu anda bu sonuca varmıştır. Çünkü belirtiler en azından devletin bir kesiminde böyle bir sonuca varıldığına giderek daha güçlü bir şekilde işaret etmektedir.
O nedenle “Türkler güvenmiyor” demek Türk devletine “masadan kalkın” demektir.
Şimdi yazıya bir alıntıyla devam edelim:
“Her Kürt, Rojava’da Kürtlerin eğitim dilinin sınırlandırılmasının tamamıyla Türkiye’nin politikası sonucu olduğunu bilir. Rojava’da Türk JİTEM modelini, bizzat Türk devletinin organize ettiğini ve yönlendirdiğini de bilir. Her Kürt’ün, Türk devletine güvenmemesi ve karşı gelmesi; kendi siyasal iradesini harekete geçirmesi en meşru hakkıdır.”
Şemsettin Özer yerden göğe kadar haklıdır. Bir Türk’ün “gerillaya güvenmeyiz” demesi haksızdır, çünkü gerillanın silahsız inmesine güvenmemektedir. Silahsız insana güvenmemek meşru olamaz. Silahsız insanın silahlı devlete güvenmemesi meşrudur. Güvensizliğin en önemli nedeni Türk devletinin Anadilde eğitim hakkını reddetmesidir. Konuyu ele alalım:
Ana dilde eğitim bir “maarif” meselesi değildir. Üzerinde pazarlık yapılacak her hangi bir hak talebi de değildir. Ana dilde eğitim hakkı (ve kadın özgürlüğü) dışında her türlü ekonomik, sosyal ve kültürel talepler müzakereye açıktır. Müzakere sürecinde gücün kadar kazanır ya da kaybedersin. Ama gücün yetsin ya da yetmesin anadilde eğitim hakkını (ve kadın özgürlüğünü) müzakerede pazarlık konusu yapamazsın. Çünkü anadilde eğitim hakkı (ve kadın özgürlüğü) Kürt ulusunun (ve kadınların) varolma ve yokolma sorunudur. Türk devleti “asimilasyoncu”dur (ve egemen erkek devlet “kölecidir”) asimilasyon Kürt ulusunu ister şiddet yoluyla ister yasaklarla olsun yok etme yöntemidir. Başarıldığında Kürt ulusu yok olacaktır. (Köleciliğin ister erkek şiddetiyle olsun, ister din gücüyle olsun, ister sözde medeni kanunun gereği olsun en küçük uygulaması ve belirtisi özgür kadını yok edecektir. Bir gram sirke bir kavanoz balı nasıl ekşitirse, bin maddelik kadın özgürlükçü kanun kitabı bir tek maddelik köleci kanunla kadını köle yapar.) Demek ki anadilde eğitimi yalnız reddetmek değil, sınırlamak bile asimilasyon yoluyla soykırım sonucunu doğurur. (Egemen erkek düzenini yalnız devam ettirmek değil, erkek egemenliğini sınırlamak bile kadın köleliğini devam ettirir.) O halde anadilde eğitim hakkı (ve kadın özgürlüğü) hiçbir müzakere sürecinde “pazarlık” konusu yapılamaz. Gücün yetsin yetmesin anadilde eğitim hakkı elde edilemiyorsa, (erkek egemenliği yok edilemiyorsa) diğer talepler istendiği kadar kabul edilsin, o müzakere sonucunda Kürt ulusu varlığını güvenceye alamaz (kadın kölelikten kurtulamaz.)
Konumuz anadilde eğitim olduğu için, kadın özgürlüğüyle ilgili cümleler paranteze alınmıştır. Şimdi parantezi açalım ve vardığımız sonucu formüle edelim: Kürt ulusunun varolup olmaması, anadilde eğitimin sınırsız olmasına ve kadının özgür olup olmaması kadını köleleştiren en küçük bir etkenin yok edilmesine bağlıdır. Anadilde eğitim hakkı asimilasyonun kökten kaldırılmasına ve erkek egemenliğinin kökten tasfiyesine bağlıdır. O nedenle her iki alanda “uzlaşma” söz konusu bile edilemez. Kürt ulusunun varlığı ve kadınların varlığı “reform” kelimesine sığmaz: Varlık ya şartsız tanınacaktır ya da tanınmayacaktır. Anadilde eğitim hakkı ve kadın özgürlüğü “ya hep, ya hiç” ikilemiyle mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Yüzyıllık Kürt özgürleşme mücadelesinin “kadınlaşması” ve ‘’Jin Jiyan Azadî’’ devrimini doğurmuş olması o nedenle rastlantı değildir. Son olarak, kulağınıza tuhaf gelecek bir şey söyleyeceğim: Şu anda müzakere sürecinde devlet, diyelim ki çok sıkıştığı için dese ki, “size şu ya da bu sınırlar içinde idari ve bölgesel özerklik vereceğim, siz de buna karşı anadilde eğitim hakkından vazgeçeceksiniz.’’ Bir avuç komprador Kürt zengini özerk bölgede egemen olma hevesiyle “Kürt dilinde eğitimle uğraşacağıma Türk dilinde konuşur, köşeyi dönerim” dese de Kürt ulusu bu özerklik rüşvetini kabul etmeyecek ve çocuklarının anadilde eğitim hakkını kullanarak doktor, mühendis, roman-şiir yazarı, akademisyen ve sanatçı olmasını isteyecektir. Özerklik olacaksa “anadilli” olabilir, anadilsiz özerklik beş para etmez. Anadilde eğitim hakkı hem ulusal ve hem de sınıfsal bir haktır. Kürt varlığını korumak ve Kürt yoksulluğuna son vererek demokratik uygarlığa adım atma meselesidir. Baksanıza Kürt kompradorları, bankerleri, tekellerin ortakları çoktan ana dillerini unutmuş ve Türk kapitalistleriyle birlikte Kürdistan emekçilerini sömürmekte ve onların da dillerini unutturup Türkleştirerek tıpkı Türk emekçilerini örgütsüzleştirdikleri gibi örgütsüz ücretli köle ordusuna dönüştürmek için tarihin şahit olduğu Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Saray Başdanışmanı, MİT Başkanı, Bakan filan kılığında elden geleni yapmaktadırlar. Anadilini unutturmak, Kürdün “anasını görmemesinden” öte anasını unutturma, anasını inkar ettirme, soysuzlaştırma, tarihsizleştirme, kültürsüzleştirme sonucunu doğurur. Anasını unutan vatansızlaşır. Bir Türk karikatürüne dönüşür. Ortalık Türk’e benzemiş karikatürlerle doludur. Karikatür anti-demokratik, asimilasyoncu entegrasyonun ürünüdür. Demokratik entegrasyon şahsiyetli Kürt’le Türk’ün eşitlenmesidir. Kürdistan egemenleri asimile olmuştur, Kürt yoksul halkı Kürtlüğüne anadilini koruyarak sahip çıkmıştır. Anadilde eğitim hakkı Kürt ulusunun varolma , Kürt kadınının özgürleşme, demokratik uygarlaşma ve sosyalizme yürüme sorunu olmuştur.









