Suriye toplumu savaş yorgunu bir toplum. Baasçıların rezil yönetiminin ülkeyi getirdiği nokta, paramparça olmuş çaresiz ve agresif bir toplum. Savaş sonrası Suriye’yi şimdi yeni gerilimler bekliyor. Ülke, iç sorunlar yetmezmiş gibi İsrail ile Türkiye arasında satranç tahtasına dönüşmüş durumda. İçerde bugüne kadar hiçbir sorun çözülmüş değil. Halk yeniden ayaklanıyor. Yeni Suriye, geleceği karanlık gören çaresiz insanların olduğu caddelerde, ellerinde silahlarla “Allahu ekber” diyerek kof güç gösterisi yapan, bağırıp duran sakallı güruh görüntülerini aşamıyor. İçerisi gerici, yobaz, dışardan transfer edilmiş, rejimle uzlaşmış gibi görünüp derin kuvvetler olarak kullanılmaya müsait güçlerle dolu. 14 yıllık savaştan sonra halklar ve inançlar arasında ortaya çıkan boğazlama riski ise en tehlikeli mesele olarak ortada duruyor. Bunu kimse hafife almamalı. Bu fotoğraf kimseye güven vermiyor.
Gerek Suriye savaşına gerekse de Ortadoğu jeopolitiğine damgasını vuran SDG’nin kendisini feshetmesi bu denklemde niteliksel bir fark yarattı. Bu yeni durum, hem Kürtler arasında hem de bölgesel-küresel ölçekte konuşulmaya devam edilecek. Kürtlerin Yeni Suriye’de belli konumlarda görev almaları kuşkusuz önemlidir. Daha da önemlisi Rojava Kürtleri, bundan sonraki süreçte, devrimci-demokratik ruhunu kaybetmeden Yeni Suriye’de bir “güç merkezi” olarak kalabilecek mi? Üzerinde yükseldiği sosyolojinin politik temsiliyetini ve örgütlenmesini, kurumsallaşmasını sürdürüp daha üst aşamaya geçebilecekler mi? Rejime rağmen, soykırım kıskacında tutulan Alevi, Dürzi, Ezidi, Süryani ve diğer farklı toplum ve topluluklarla birlikte yeni bir ruh, yeni bir politik çatı kurarak devrimi sürdürebilecekler mi? Daha da can alıcı soru, yeni durumda Suriye devrimi ile Rojava devrimi iç içe geçebilecek mi? Bu sorular yanıt bekliyor.
Suriye ile ilgili kirli ajandaların devam ettiğini, 14 yıllık savaşın asıl gerekçesinin iktidarı selefi bir militana teslim etmek olmadığını biliyoruz. Yeni rejimin örgütsel ve sosyolojik olarak güçlü olmadığını; rıza kapasitesi zayıf, istisnai nomlarla ülkeyi yönettiğini (aslında yönetemediğini) de biliyoruz. Suriye toplumunun savaştan kaynaklı sayısız sorunları var. Rejim, bu sorunlarla baş edebilecek kapasiteden yoksun ve iradi olarak güçlü değil. Şimdilik arkasında duran ve bir gecede onlara iktidarı teslim eden güç ilişkilerine güveniyor. Bu güçler ise selefi kafasıyla ne güven veren bir yönetim, ne de bir güvenlik sistemi kurulamayacağını iyi biliyorlar. Bu nedenle Suriye’yi yıkıp başına HTŞ’lileri getiren aklın Kürtlere ihtiyacı var.
Kürtler arasında rahatsızlığa yol açan bu yeni durumda, Rojava’daki özerk statü yerine Kürtlere Yeni Suriye’de “kurucu unsur” olma rolü veriliyor. Yeni dönemde Kürtlerin nasıl bir kuruculuğa hizmet edeceği, her şeyden önce bundan sonraki ideolojik, politik mücadelesine bağlı olacak. Aynı durum rejim için de geçerli. Bilindiği gibi tüm egemenler için “çoklukları” eritme arzusu önceliklidir. Suriye rejimi de Kürtleri kontrol altına aldığını, bundan sonra devlet eliyle istenilen ümmetçi, otoriter rejimi daha rahat kurabileceklerini planlıyor. Buradan bakıldığında mesele artık sadece Rojava Devrimi değil Suriye Devrimi olduğu görülüyor. Rejimin, tüm politikasını güç ilişkilerine dayalı otoriteyi koruma rolüyle sınırlı tutması, Kürtler başta olmak üzere demokratik bir ülke arayışında olan tüm halklara ve inançlara devrim ve inşa konusunda son derece kritik bir alan açıyor. Bu da yepyeni bir devrimci arzu ile yeni bir mücadele anlamına geliyor.
Suriye’de artık ideolojik dinamiklerin rekabeti kaçınılmazdır. Son gelişmelerle birlikte Yeni Suriye’de Kürtlerin hukuku kadar stratejik rolü öne çıkıyor. Rojava Kürtlerinin asıl rolü, belki de eskisinden çok daha stratejik bir yere kayarak genişliyor. Bu durumda Kürtlerin Suriye’de başlattığı politikleşme dalgası zikzaklı olsa da Kürt dinamiği öncülüğünde sürdürme ihtimali yükseliyor. Bu realiteden hareketle, Rojava Kürtleri sadece aldıkları teknik konumlarla sınırlı kalmayan, demokratik toplum örgütlenmesini tüm Suriye’ye yaymayı hedefleyen geniş bir demokratik toplum perspektifiyle meseleye bakmak zorundalar. Çünkü konumlar, statüler ve makamlardan öte toplumu örgütleme kapasitesi Rojava devrimini Suriye Demokratik Devrimi ile buluşturabilir. Bu nedenle Suriye demokratik toplumunu kapsayan bir çatı yapılanmaya-harekete acilen ihtiyaç var. Suriye demokratik toplumu örgütlü olabildiği oranda, hem içeride otoriter-ümmetçi rejime, hem dışarda Suriye’yi bir uydu devlet olarak kurgulayan bölgesel-küresel emperyal dizayna itiraz edebilecek.
Bu denklemde Rojava Kürtlerinin ve tüm Kürtlerin “iç birliği” fazlasıyla belirleyicidir. Tarihsel bir ilkedir: Kaleler her zaman içerden yıkılır; içerden tahkim edildiği sürece de ayakta kalır. Eğer Kürtlerin kalesi güçlü olursa kendilerini koruyabilecekleri gibi etrafındaki dinamiklere de öncülük yapabilir; dostlukları daha güçlü olabileceği gibi düşmanlarına karşı da daha iyi bir direniş sergileyebilirler. Bu durum Bakur Kürtleri için de geçerlidir. İç birliğini politik, sosyolojik olarak tahkim eden Kürtlük, yine belli konumlara, makamlara takılmadan bilakis buraları da demokratik toplum örgütlenmelerinin birer mevzisi olarak görerek, ülkenin her iki tarihsel blokundan birine angaje olmadan yeni bir siyasal hattın öncülüğünü yapabilir. Böylece ne ümmetçi, ne de restorasyoncu seçeneklere alan açmadan her iki sistemden rahatsız olan sistem karşıtı kesimlerle birlikte yeni bir politik ufkun öncülüğünü yapabilir.
Sonuç olarak, demokratik toplum ihtiyacı genişleyerek daha büyük bir savunmayı, daha etkili bir politikayı ve örgütlenmeyi beklemektedir. Bu temelde Kürtler kopuş teorisiyle değil birleşme teorisi ile yola devam ederken otoriter, demokrasi düşmanı herkesle mücadele etmekten, bunun öncülüğünü yapmaktan asla vazgeçmemeli. Entegre olurken, erime riski karşısında içe kapanarak değil, bu rolünü geniş tuttuğu ölçüde güç merkezi olarak kalabilir. Çıkarılmak istenen kaos, tamamen bu rolü sınamak ve olabildiğince zayıflatarak, itibarsızlaştırarak etki alanını küçültmeyi hedeflemektedir.









