Asrın soygunu “Büyük AKP Ailesini” zorluyor. İçerden gelen öfke ve sitemlerin çoğu, sanki, “bize niye haber vermediniz, biz de nasiplenirdik!” gibi bir yerden yapılıyormuş gibi geliyor bana! Ama tepede rahatsızlık ciddi! Aile Reisi, sahneye inip dağılmayı önlemek için aşırı çaba gösteriyor. Yeni Partili belediyelere operasyonlara hız verildi. LGBTİ+lara yönelik 12 Eylül’de başlayan “Ailem Güvende” operasyonları işe yaramamış anlaşılan! Fransa ve Atina’da sokaklara dökülen yüzbinler henüz bizde görülmese de İktidar Ailesi bile kendini “güvende” hissedemiyor. Sistem delik deşik bir balon gibi hava kaçırıyor…
Cemil Tugay transferi de gündemi değiştirmeye yetmedi. AKP’ye yönelimini iki yıl önceden bu köşede, “İzmir’i kayyum mu yönetiyor?” diye sorarak haber vermiştik, bu yazıyı ararken Cemil Tugay’dan söz ettiğim ne çok yazı olduğunu fark ettim. Tugay’ın Kültürpark, Basmane Çukuru, Kordona yer altı otoparkı, sokakta yaşayan hayvanlara yönelik iktidar kuyrukçusu uygulamaları, belediye emekçilerine yönelik tavırları yeterince güçlü belirtilerdi. Bir de tutuklanmasında büyük payı olduğu İBB’nin bir önceki sevilen Başkanı Tunç Soyer düşmanlığı düşünüldüğünde hiç de şaşırtıcı olmadı bu transfer. Grev kırıcılığıyla, valilik talimatıyla işçi ve sokak hayvanları düşmanlığıyla yüzünü AKP’ye çevirdiğini anlamak için çok uzak görüşlü olmak gerekmiyordu. Umarım, bunu, geçen ay yazdığım, aynı yönde ilerleyen Karabağlar ve Selçuk Belediye başkanları izlemez!
Aslında bu tür insanların siyaset yapmaya soyundukları partileri belirleyen şey, dünya görüşleri değil, koku alma duyguları oluyor. İzmir’de olup, belediye başkanlığı veya belediyelerden ihaleler almak gibi bir hesabı olanlar, kuşkusuz AKP’ye değil, CHP’ye yaklaşıyorlar. Daha büyük oynamaya niyetli olanlar ise ülkedeki iktidara göre gömlek giyiyor. Yani iktidarda AKP değil de CHP/Yeni Parti olsaydı, Fatma Betül Sayan Kaya ve yüzlerce diğer AKP’li fon vurguncusunu, rahatlıkla, başı açık, yakasında Atatürk rozetiyle siyasette görürdük desem abartı olmaz. İlk belirtiler, her zaman Beştepe’de Erdoğan ziyaretiyle başlıyor dersek de öyle. Bence bütün partiler bireysel olarak saraya ziyarete gidenleri yakın takibe almalı!
Çok partili sistem içinde bu kadar çok transferin yaşandığı bir dönem sanırım olmamıştır. Sadece, iktidarın baskı ve tehdidiyle açıklanamayacak bu omurgasızlığın muhasebesi, kuşkusuz Özgür Özel ve ekibinin yapacağı bir iş ama toplumdaki çürümenin ürkütücü boyutlara ulaşması hepimizi ilgilendiriyor. Ve bütün siyasi partilerin aday belirleme yöntemlerini gözden geçirmesi gerekiyor…
Asıl soru ise bence şudur: Bütün bu kargaşa içinde, adaletsizlikler, hırsızlıklar, okullara inen cinayetlerle, adeta tuzun çürüdüğü bir ülkede, yoksullukla burun buruna olan gençler, geleceğe dair umutlarını nasıl koruyacaklar?
Geçen hafta umutların tükendiğini gösteren bir örneğe tanıklık ettim. İzmir’den eve dönüş için bindiğim İzban treni, Adnan Menderes Havalimanı istasyonundan geçiyor. Havalimanında inecek yolcuları da bavullarından fark edebiliyor insan. Çok sevdiğim, isimleri bende saklı, yeni evli genç bir çift, büyük bavullarla Şirinyer’den trene binince kucaklaştık önce. İçimde, duyacağım yanıtın tedirginliğiyle sordum:
“Yolculuk uzaklara mı?”
Evet. Peşlerini bırakmayan soruşturmalar, gizli tanıklı ifadelerle açılan dosyalar dayanılmaz hale gelince bu üniversite mezunu, meslek sahibi pırıl pırıl gençlere başka seçenek kalmamıştı. Ülkeyi terk etmeleri bir kaçış değil zorunluluktu. Gözlerimiz yaşararak vedalaştık. Çantamda onlara verebileceğim, henüz okumaya başladığım bir kitap vardı sadece. Sevgili Gürsel Karaaslan’ın adıma imzaladığı “Adressiz Mektuplar” kitabının onlarda olacağını bilmek daha da anlamlandırıyordu bu küçük armağanı. Onlara ve sürgündeki bütün güzel insanlara buradan, Turgut Uyar’ın “Turnam Bir Ay Doğar Pasın’dan” şiirinden bir bölümle bahtları açık olsun diyelim:
“Cümle yolculara dua ederim.
Nasipleri bol olsun, dilekleri tutsun
Zile’den geçsin yolları, Sivas’tan geçsin
Pembeden, beyazdan geçsin…
Askerlere mektup götürsünler
Cümlesine selam sabah iletsinler,
Az gitsinler, uz gitsinler
Sağlıcakla yurtlarına dönsünler”
Evet, adaletli, barış içinde, demokratik bir ülke devredemedik bizden sonraki kuşaklara. Onlar ülkelerini ve sevdiklerini geride bırakıp gözleri yaşlı gidiyorlar. Bunun sorumluluğunu üstlenmeli ve dönebilecekleri bir ülke yaratmak için, adalet için, barış için, demokrasi için, daha çok çalışmalıyız. Kim bilir? Bakarsınız bir gece öyle bir ay doğar ki; “Taht bir yana, Şah bir yana…”









