Koskocaman bazı gelişmeler var ve bunlar bize hiç iyi sinyaller vermiyor.
Bayram değil, seyran değil; 7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Aynı NATO’da olduğu gibi, hiçbir yerde olmayan beraberlik ilkesi burada var. Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.
Pakistan’ın dahi başı Hindistan’la belada. Daha 2025 yılının mayısında bu iki ülke arasında doğrudan askerî çatışmalar yaşandı.
Suudi Arabistan’ın durumunu hiç sormayın. ABD İran’a savaş açıp bomba yağdırınca, İran da ABD’nin müttefiki olarak Suudi Arabistan’a füze yolladı. Bunlar sadece üç beş ay önce gerçekleşti. Suudi Arabistan şimdi, şu günlerde Yemen’deki Husiler (Ensarullah Hareketi) bize saldırdı diye feryat figan ediyor. Hatta bu kuvvetlerin Kâbe’ye bile saldırdığını iddia edebilecek kadar ifrata kaçırdılar işi.
Muhteşem yeni müttefiklerimiz bunlar. Bunların yanında biz sakin ülke kalıyoruz. Dertsiz başımıza bilerek ve isteyerek dert almanın yolunda ilerliyoruz. Bizim Hindistan’la, İran’la, Yemen’le şu an itibarıyla bir sorunumuz yok. Ne oluyor da başımızı belaya sokma ittifakı kuruyoruz?
Husiler İran’la ittifak hâlinde.
Birileri bizi bu bağlantılar zinciri aracılığıyla İran’la savaş etmeye doğru sürüklüyor. Bu tablonun başka bir açıklaması yok. Trump, Erdoğan’ı “Büyük bir lider, çok güçlü bir insan. Ondan şimdiye kadar ne istediysem hepsini yaptı.” diyerek sözüm ona övüyor. Sayılan övgülerden sonra istediklerinden biri eğer Türkiye’yi İran’a karşı savaşa sokmaksa bu konum alış ülkenin felaketi anlamına gelir. Beka deyip duruyorlar; beka meselesi tam anlamıyla budur.
Mekke ittifakının varacağı sonuç böyleyse bundan uzak durulmalıdır.
ABD İran’a yüz tane askerini dahi gönderemiyor. Biz bu tabloda, hiçbir neden yokken, ABD’nin yerine kendimizi neden ateşe atacağız. ABD emperyalizminin kendi çıkarları için sonuç alamadığı koşullarda, Türkiye’yi öne sürmeye kalkışması çok kaba bir oyundur.
Bizim şu anki enflasyonumuz bilfiil savaşta olan ülkelerden yüksek. Bir de savaşa girecek olduğumuzda ortaya çıkacak olan enflasyon düzeyini tasavvur bile etmek istemiyorum. Bu şartlar altında Türkiye’deki bir politik hat, büyük bir hevesle bizi savaşa sokma tehlikesi olan ittifakı örüyor.
Makroekonomik veriler en kötü durumda. İşçi sınıfının yarısına verilen asgari ücret, açlık sınırının altında. Emeklilere verilen aylık ondan da az. Memleketi kesip kesip yiyen fon vurguncuları hem halkı soymuş hem de ülke ekonomisini 90 milyar dolar zarara uğratmış vaziyetteler.
Demokrasi denilen defter kapatılıyor. Bütün cumhurbaşkanı adayları hedefte. Ana muhalefet partisinin belediyeleri her gün basılıyor ve hepsine birer birer kayyım atanıyor.
Ekonomi yok, demokrasi yok, adalet yok ama biz muhteşem bir ittifak kurma peşindeyiz.
Savaş çok büyük bir tehlikedir. Hiçbir duruma benzemez. Bizim İran’la hiçbir önemli sorunumuz yoktur. Trump, İran savaşıyla başını soktuğu beladan kurtulmaya çalışırken hangi akıl ve mantıkla biz bu meselenin içine dalacağız?
Bir savaş manzarasının içinde bir fırça ucu kadar bile demokrasi kalmaz, seçim kalmaz, seçilmiş belediye kalmaz. Bu fırsattan yararlanarak Kürt meselesinin çözümü ve barış konusu tamamen rafa kalkar. Savaşa tutuşmuş rütbeliler durup da asgari ücretlinin aldığı açlık ücretini, emeklinin aylığını mı düşünecek? Çok büyük sorunlarla uğraşırlarken kim memleketin yoksulluğunu hesaba katar?
Örülmeye çalışılan üçlü ittifakın başımıza örülmek istenen son çorap olduğunu bilelim.
NATO yetmedi, buyurun Mekke ittifakı.
Memleketin bir kanunu var, bir anayasası var. Artık bırakalım hukuk devletini, bir kanun devleti bile değiliz. Ülkenin uluslararası bir anlaşmaya tabi olabilmesi için bunun parlamentoda oylanarak onaylanması gerekiyor. Hak getire. Ülkenin bu konuda hamle yapan yöneticileri sanki bu onaylama süreci işlemiş ve anayasanın gereği yapılmış gibi içinde yer aldığımız bir anlaşmadan bahsediyorlar.
Meclis’in önüne gelmiş ve Meclis tarafından kabul edilmiş böyle bir anlaşma yok. Anlaşmanın bir metni dahi ortada yok.
Bunların hiçbiri hayra alamet değil, farkında olalım.









