• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
9 Ekim 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Uluslararası Komplo: İmralı kayalıklarına zincirlenmek

9 Ekim 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Egemen güçler Kürtleri tarihin dışına çıkarmak istedikçe Öcalan, Kürtleri tekrar tarihe dahil etmek istiyordu. Bu aynı zamanda bir tarihin savunulması ve bu tarihe uygulanan komplonun tamamen durdurulması çabasıydı

Öcalan bunu Romalı askerlerin İsa’yı almaya geldiğinde çevresindekilerin kılıç ve sopalarla karşılama teklifini İsa’nın reddetmesine benzetecekti. Kenya’daki elçilikte her türlü yöntem deneniyordu

‘Yüreğimin en son atışını, bilincimin en son kırıntısını insanlıktan yana kullandım, İmralı’da geliştirdiğim demokratik çözüm ve barış süreciyle imha planlarını boşa çıkarttım’ diyecektir

Osman Damla

  • ‘’İlk çivi Moskova’da çakıldı; ihanetin yılan soğukluğunu yaşadım. İkinci çivi Roma’da çakıldı; kapitalizmin ince oyunlarına karşı onurdan vazgeçmedim. Üçüncü çivi Atina’da çakıldı; eşi görülmemiş dostluğa bir ihanet karşısında adeta dilim tutuldu, felç oldum! Dördüncü çivi Nairobi’de çakıldı; idam cezasıyla arandığım Türkiye’ye teslim edildim. ‘Çar mıh (dört çivi) komplosu’ sonucu, Marmara Denizi’ndeki İmralı tek kişilik ada hapishanesine -Hades Mezarlığı’na- konulup çarmıhta ölme (idam edilme) beklentisi içine alındım.’’ Abdullah Öcalan

Uluslararası Komplo’nun 28. Yılı… Bu komplo ABD-İngiltere ve İsrail triosu ve tilmizlerinin Ortadoğu halklarının özgürlüğü için mücadele eden ve bu mücadelenin dünyanın diğer halklarının uyanışında öncü olabileceğini sezen emperyalist blok ve NATO Gladiosu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a tasfiye planını hayata geçirmeye çalıştı. Çünkü Ortadoğu’da ‘’özgürlükçü ve bağımsızlıkçı’’ hiçbir haklı talep egemenler tarafından kabul edilmiyordu. Hâlâ da edilmiyor. Lakin komplonun ilk aşaması boşa çıkarıldı. Bin kilometrelik yolun bir adımla başlayacağını belirten Öcalan demokrasi ve özgür mücadelesinin ilk adımını atmış oldu. Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüyle de komplo süreci tamamen tarihin karanlık sayfalarına kaldırılacak.

Farklı devletlerin farklı çıkarları olabilir; birbirleriyle rekabet edebilirler. Fakat bazı tarihsel eşiklerde farklı güçler aynı sonucun ortaya çıkmasına hizmet eder. Komplo kavramı, işte bu ortaklaşmayı açıklamak için kullanılır. Bu yüzden uluslararasıdır ve komplodur! Burada “uluslararası komplo” kavramı da bu nedenle yalnızca gizli anlaşmaların veya diplomatik pazarlıkların adı değildir. Öcalan’ın tarih okumasında komplo, daha geniş bir siyasal düzenin işleyiş biçimidir. Bir tarihsel trajedinin kendini yüzlerce yıl sonra tekrar etmesini izin vermemesidir.

Atina’ya karşı ‘Özgür insan savunması’

Bir insanı ülkeden çıkarmak kolaydır; onu tarihten çıkarmak o kadar kolay değildir. Uluslararası güçler tarihsel zorbalıklarını da giyerek Abdullah Öcalan’ı 9 Ekim 1998’de tarihten çıkarmak istiyorlardı. Egemen güçler Kürtleri tarihin dışına çıkarmak istedikçe Öcalan, Kürtleri tekrar tarihe dahil etmek istiyordu. Bu aynı zamanda bir tarihin savunulması ve bu tarihe uygulanan komplonun tamamen durdurulması çabasıydı.

İşte Abdullah Öcalan’ın ‘’Uluslararası Komplo – Atina Davası’’ (2016/Amara) kitabı, biraz da bu tarihin dışına çıkarılmak istemenin ve tecrit duvarını yıkarak komployu boşa düşürecek bir savunmanın dökümü. Bu, bir siyasal öznenin, bir önderin sınırlar arasında dolaştırılırken kendi tarihini kaybetmemek için verdiği mücadelenin hikâyesidir. ‘’Atina Karma Yeminli Mahkemesi Yargıç ve Jüri Üyelerine’’ bölümüyle başlayan bu ana gövde beş bölümden oluşuyor. Öcalan ‘’Komplonun Kronolojisi, Uluslararası Boyut ve Yunanistan Boyutu’’ bölümlerinde ise yıllar içinde komploya dair geliştirdiği görüşlerini kapsıyor.

Mücadelenin iki yolu: Zagros ve Avrupa

Kapitalist modernitenin canavarları ABD-Avrupa-İsrail ve onların avucunda çırpınan Türkiye yönetimleri, Kürtlerin “meşru savunma hakkını” her türlü kara propagandayla kirleterek sürekli ve sistemli bir şekilde “terörize” ediyor. Öcalan’ın 90’ların başında durmadan yaptığı barış çağrılarını boşa çıkarmaya çalışıyordu.

Öcalan’ın önümde iki yol vardı diyerek ya Zagros Dağları’na ya da Avrupa’ya geçmem gerekiyordu. Zagros gitmek her türlü işkencenin halka ve gerillaya büyük katliamların yapılacağı ve bütün ölümcül silahların kullanılacağı bir zemini oluştururken Avrupa demokrasisine gitmek ise ‘demokrasi kırıntısı’ kalmış olabileceği ihtimaliyle seçilen yoldan biridir. Kürt halkının savaşmayı sadece meşru savunma hattına çekmiş, Kürt milliyetçiliği ve feodalitesiyle yıllarca boğuşmuş ve nihayetinde Ortadoğu ve Türkiye’ye demokratik cumhuriyetin teklifini sunmuş olmasına rağmen Avrupa’da siyaset yapma hakkı elinden alınmıştır. Bütün bu siyasetsizleştirme saldırganlığına rağmen savaşı kişiselleştirmeyerek ve kan davasına/intikamcılığa dönmesini engelleyerek ‘kendimi feda ettim’ diyerek reddediyordu.

İlk reddediş ABD ve İngiliz elçilerinin Ortadoğu’daki demokrasi hamlesinden vazgeçmesi için elçi göndermesi ve daha sonra ‘’Kürt kardeşleri’’ tarafından ikna edilmesine yaptığı itirazdı. ‘’Kürt kardeşler’’ (KDP-YNK) 17 Eylül 1998’de ABD ile ‘Kürt Otonomi Anlaşması’ ile Kürt özgürlük mücadelesini ve önderliğini ‘Lozanlaştırarak’ aradan çıkarmak istediler ve feodal Kürt milliyetçi çizgiyi sürdürmek istediler. Kürt halkının özgürlük iradesine karşı dünya çapında komplo adım adım pratikleşiyordu böylece.

‘Çar mıh: Zeus’un torunlarından Türk şovenizmine’

Kitapta komplonun kronolojisi baş döndürücü bir kurguyla ilerliyor. 6 Ekim 1998 tarihinde Şam’da birçok yetkilinin tanıklığında gerçekleşen görüşmede Yunanistan eski Ulaştırma Bakanı ve PASOK milletvekili Kostas Baduvas vaatlerde bulunuyor ve Yunan parlamentosunun 109 milletvekilinin Öcalan’ın Avrupa’nın atası olan Yunanistan’a davet edildiğini aktarıyordu. Ama bu ilk çivinin çakıldığı yer oldu. Öcalan’ın daha sonra kendi ifadeleriyle bu durumu “bu davet olmasaydı, daha sonraki olayların hiçbiri gerçekleşmezdi” diye açıklıyor.

Uçak Atina’ya indiğinde plan çoktan devreye alınmış hiçbir yasal ve hukuki prosedür işlemeyecek hale gelmişti. Yunanistan kendi yasalarına bile uymuyordu. İltica hatta tutuklama talebi bile işlemiyor, açık bir cezaevine dönen Helen yurdu her türlü tecridin ve yaşam hakkına kast etmenin yollarına dönüşmüştü. Yine Öcalan’ın kendi ifadesiyle Yunanistan Başbakanı Simitis ve diğer üst düzey bürokratlardan oluşan “beşli çetenin” içinden biri olan Kalenderitis -ki Öcalan onu İsa’yı yakalatan Yahuda İskaryot’a benzetir- bilinçli hainliğin ilk çivisinin çekici görevini üstlenmişti. Baduvas ortalıktan kaybolmuş yerini Nato Gladyosu’nun Yunanlı istihbaratından Kalenderitis almıştı.

Moskova soğuğu: İlk çivinin mekanı…

Moskova’da Öcalan’ın dostluğunu istismar ederek planı işleten kişilerden olan Kalenderitis NATO çalışanı Yunan İstihbarat görevlisi kendisine refakat etmekteydi. Rusya Başbakanı Primakov Öcalan’ın iltica kararını uygulatmayarak yasadışı yollardan kendisini Moskova’dan çıkarmayı planlıyordu. O sırada Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz Öcalan’ın Rusya’da olduğunu müttefik bir ülkenin istihbaratından öğrendik derken hangi ülkenin istihbaratından öğrendiğinin cevabını veremiyordu. Çünkü Türkiye komplonun sadece ara sıra bilgilerini alan ve en nihayetinde uçakta gizlenen bir konumda duruyordu. Görevi buydu.

‘Reel sosyalizmin hainleri’

Rus Duması, Öcalan’ın sığınma talebini 4 Kasım 1998’de 1’e karşı 298 oyla kabul etti. Ama daha sonraki süreci Öcalan şöyle aktarıyor: “Reel sosyalizmin önemli hainlerinden Başbakan Primakov ve Başkan Yeltsin koca Sovyet sistemini satıp kapitalist uygarlığın seçkin merkezlerinden Moskova milyonların umudu olan sosyalizme karşı oynadıkları alçakça oyunu benim meselemde de hiç utanmadan oynayacaktı.” Bu durum Öcalan’ın 12 Kasım 1998 tarihinde İtalya’nın başkenti Roma’ya geçmesine neden olacaktı.

İkinci çivinin başkenti: Roma

İtalya tüm olumsuzluklara ve zorba tutumlara rağmen; Yunanistan ve Rusya gibi davranmayacak iltica talebini işleme koyan ilk ve son ülke olacaktır. Öcalan’a uygulanan psikolojik işkence 66 gün boyunca had safhalara ulaşmıştı. 24 Kasım 1998’de Clinton, İtalya Başbakanı D’Alema’yı telefonla arayarak sıkıştırıyordu. Öcalan’ın yanında bulunan İtalyan yetkililer gitmezseniz hükümet düşer, hayatınız tehlikeye girer diyerek komplonun örgüsünü ince ince işlemeye çalışıyordu.

Almanya, Fransa, Finlandiya, Avusturya ve tüm Avrupa’nın kapıları bir bir kapanıyordu. Kürt sorununun demokratik platforma çekilmesinin önü tıkılıyordu. 16 Ocak 1998’de tekrar Moskova’ya gitmek zorunda kalan Öcalan, bu sefer Rusların soğuk yüzü ve demirden kafesiyle karşılanır. Daha sonra ortaya çıkacaktı ki İtalya, Öcalan’ın Rusya’da kalması için IMF’nin 1998 yılında bloke ettiği yardımın ilk kısmı olan sekiz milyar dolarlık krediyi açtırmayı teklif etmişti. Bu kirli anlaşmayla kabul gerçekleşse de daha sert bir uygulamaya geçilmişti: “Süreç çarmıh ve tabutun hazırlanmasıydı.”

Üçüncü çivi Yunanistan’da

Yunanistan Dışişleri Bakanı sahte dostluk göstererek Öcalan’ı oyalamayarak komplo sürecinin son aşamasına hazırlıyordu. Yasadışılığın bir kurala döndüğü Yunanistan’da Dışişleri Bakanı Pangalos, ilk Yunanistan ziyaretindeki Kostas Baduvas gibi görüşme yerine gelmemiş yerini “Yahuda” (Kalenteridis) almıştı yine. 31 Ocak 1999 yılında Minks havaalanına inmeden önce 30 Ocak’ta Primakov ve ABD’li petrol şirketlerle pazarlığı bitmişti. ABD, Ortadoğu’daki yağma siyasetini yürütmek için Öcalan’ın sessizce tasfiyesini planlarken o sırada tüm havaalanlarını kontrol altına almış ve bütün ülkelere hukuksuzluğu dayatıyordu. Bu baskıyla Korfu Adası ve devamında Kenya’ya doğru geçişte tecrit giderek artıyordu. Dünya basınında haberler “Apo’ya karşı petrol pazarlığı”, “Avrupa havaalanlarının tümü Apo’ya kapandı” başlıklarıyla çıkıyordu.

Kenya: Karanlığın dördüncü çivisi

Tarih 2 Şubat 1999’u gösterdiğinde dördüncü çivi Kenya’nın başkenti Nairobi’de çakılıyordu.  Öcalan olarak sürekli NATO kontrolündeki ABD’nin kuklası rejimlerin olduğu yerlere kaçırılıyordu. Kenya’da kukla rejimlerden biriydi. Kenya’ya götürülmeden önce Güney Afrika’ya gitmesi kendisine teklif edildi ancak bu gerçekleşmedi. Öcalan bununla ilgili şöyle diyordu: ‘’Mandela’nın ülkesi Güney Afrika’da böyle bir hukuksuzluğa uğramam.’’

CIA ve MOSSAD ajanlarını bu ülkelere yerleştirmiş, otel rezervasyonları yapılmıştı. İşte Nairobi böyle bir yerdi. İşadamı Cavit Çağlar’ın özel olarak hazırlanmış içinde Türk MİT’inin saklanarak konuşlandığı Malezya bayrağıyla kamufle edilmiş bu uçak; 7 saat aralıksız uçabilme özelliğine sahipti. Ama bir sorun vardı, Kenya’daki Yunanistan Elçiliğinden yasadışı bir şekilde çıkarılmak isteniyordu. Hatta kendisine silah teklif edildi. Daha sonra Türk MİT’i ve elçiliğin önünde konuşlanmış uluslararası güçlerin “askerleri” en ufak bir harekette Öcalan’a vuracaklarını ve böylece komployu “başarıyla” tamamlayacaklarını söyleyeceklerdi.

Romalı askerler İsa’yı almaya geliyor

Öcalan bunu Romalı askerlerin İsa’yı almaya geldiğinde çevresindekilerin kılıç ve sopalarla karşılama teklifini İsa’nın reddetmesine benzetecekti. Kenya’daki elçilikte her türlü yöntem deneniyordu. Yemeklere de ilaç katılması muhtemeldi. Daha sonra Öcalan’ın Yunan ve Kenyalı devlet yetkililerince ikna edilmeye çalışılması oradan çıkarılıp özel polislerce zorla arabalara bindirilmesinden tutun da 15 Şubat’a doğru giden süreçte “uyuştuğunu ve ferasetinin bağlandığını’’ söylüyordu.

NATO: Türk şovenizmi pusuda

Kirli işbirliği ve pazarlıkların ötesinde Türk yetkililerin Kenya’da operasyon yapması yasadışıydı. Kenya’nın tutuklama yapmak yerine elçilikten zorla çıkarması yasadışıydı. Bütün bu yaşananlar daha sonra Atina Davası’nda şahitlerce ve olayların içinde olan kişilerce itiraf edilecekti. Malezya görünümlü uçağa alınan Öcalan ilk önce susmayı ve ölüm orucuna girmeyi düşünse de komplo sürecinin boşa çıkması için Türk MİT’ine “bu başarı sizin değildir. Size dostluk yaptığını söyleyenler dürüst davranmıyorlar. Bu oyunu iki taraf için de oynuyorlar. Ben hiçbir zaman Türklük düşmanlığı yapmadım. Barış ve kardeşlik tek doğru yoldur” diyerek histeri düzeyine varan ve olayların pek de farkına varamayan Türk şovenizmine kritik düzeyde uyarılarda bulunuyordu. “Ölümüm üzerinden elde edilmek istenen sonuç kaybetmiş bir Türkiye, kaybetmiş Kürtler olacaktı” diyerek kendi ölümünün yaratacağı büyük yıkımı da öngörmüş ve ‘’kapitalist modernite çarmıhında tek başına beklemeyi göze almıştı.’’

Tanrılardan ateşi çalmak

Türkiye’nin basit bir iç çelişkisi olmaktan çıkmıştı. Tarih, kendisini çağdaş bir ‘’Prometheusçuluğa mahkum’’ ederek İmralı kayalıklarına zincirlenmişti. ‘’Yüreğimin en son atışını, bilincimin en son kırıntısını insanlıktan yana kullandım, İmralı’da geliştirdiğim demokratik çözüm ve barış süreciyle imha planlarını boşa çıkarttım’’ diyecektir. Akıl almaz tecritlerin işkencelerin gerçekleştiği bu ölüm adasında böylece uluslararası komplo teorik düzeyde aydınlatılmış, teşhir edilmiş ve boşa çıkarılmıştı. 9 Ekim-15 Şubat arasında gerçekleşen komplo tecritle devam etse de ısrarlı barış isteği tecridi de esnetecek güce ulaşmıştır.

Bir davanın anatomisi

Kapitalizmin ehlileştirilmiş partnerler aradığı Ortadoğu’dan çıkarılmak istenen Öcalan “derdim ölümüm değildir; ben, işbirlikçi Kürtlüğe karşı özgürlük çizgisinin, özgür ve demokratik Kürtlüğün savaşını veriyorum. O yüzden de ucuz Kürtçülük yapmadım, yapmayacağım. Ben mütevazı adamım; geldiğim noktaya sadece kendi emeğimle gelmedim; Kürt halkının ve yiğit evlatlarının vicdanı, emeği ve ödediği bedelleri üzerinden bu düzeye geldim. Kürt halkının değeriyim ama o değer satılmak istendi. Özgür ve demokratik Kürtlük neden istenmiyor?” dediği için Ortadoğu’da emperyalist oyunları bozan kişi olarak görülüyor.

Tarih tekerrür ediyor

İngiltere, Osmanlı’nın dağılmasından sonra genç Türkiye’nin peşine düşmüş, diğer yandan da Kürdistan’da giriştiği faaliyetlerle 13 Şubat 1925’te “Piran provokasyonu” ile Şêx Seîd katliamına giden yolu döşemişti. Öcalan tarihlerin bilinçli seçildiğini ve manidar olduğunu 29 Haziran 1999’da Türk normdışı üst aklının yüzüne okuduğu idam kararının gününde makus talihin değişmediğini dile getirecekti. Çünkü Şêx Seîd’ de 29 Haziran 1925’te idam edilmişti. Şêx Seîd’le başlatılan Kürt soykırımı kendini güncellemeye çalışıyordu. Egemen kapital güçler Öcalan’ı kaçırmakla Avrupa hukuku çiğnenmiş, büyük bir trajediye neden olmuştu. Niyetleri İmralı adasıyla uzatılmış bir ölüm cezasıyla adım adım bütün inşa edilmiş özgür halkın iradesini zayıflatmaktı.

Çelişkili demokrasi: Atina sokaklarında Sokrates

Atina Sokrates’ten beridir sürdüğü bu çelişkili “demo-krasi”sini mahkemelerinde sürdürüyordu. Öcalan’ın Yunanistan’a girişini sakıncalı bulduğunu ve savaş sebebi olduğuna dair iddianamesiyle bir hukuk skandalına imza attığı ortaya çıkıyordu. Sokrates’in gençlerin aklını bulandırdığı gerekçesiyle haksızca yargılandığı dava kadar değerli olan bu Kürt öznesinin özgürleşme ve demokrasi davasında yüzlerce insan kendini ateşe vermiş, açlık grevleriyle hapishaneler direnişe geçmiş ve  büyük bir halk isyanının eşiğine gelinmişti. Atina mahkemesinin Yargıç ve Jüri üyelerine sunulan bu savunmada Yunan adaletinin tüm çelişkileri sosyal, tarihsel ve felsefe boyutunda açıklanmıştır. Öcalan’ın entelektüel bilgime ve barışa ısrarıma sonuna kadar güveniyorum diyerek açıkladığı bu yöntemi elbette her türlü tecride uğratılmaya çalışılıyor hâlâ. Ama olgunlaşan bir halk gerçeğinin de binlerce yıldır önünde durmanın imkansız olduğunu gösteriyor tarih. Helenizmin çelişkileri, demokrasinin başkenti Atina’da bir Dreyfus soruşturmasına dönmüş durumda. Tarihin ilk büyük insanlık devrimin gerçekleştiği Neolitik Çağ’ın sıra dağları Toros-Zagros’ta birlikte yaşamın ilk örneklerini görmemize rağmen Athena’nın, Zeus’un eski ve yeni tüm Tanrılar tarafından Helen’in ve Mezopotamya’nın kardeşliği bozulmuş Doğular-Batılar yaratmış ve halklar birbirine kırdırılmıştır. Bugün demokrasiden uzaklaşan bütün toplumlar adım adım çürüyor. İmralı kayalıklarına zincirlenmiş ateşi tanrılardan çalan Kürt Promethe’nin çığlığı hâlâ sürüyor:

“Atina Karma Yeminli Mahkemesi ve Jüri Üyelerine, demokrasi ve insan hakları maskesi altında Atina beşli oligarşisi tarafından Zeus tarzı, İmralı kayalıklarına çakılmış halde, Prometheusvari ve ikinci bir Sokrates gibi savunma yaptığım için ve kendilerinin çoktan verilmiş bir hüküm hakkında hiçbir şey yapamayacakları için üzüntülerimi belirtir, saygılarımı sunarım. 20 Mayıs 2003, İmralı, Abdullah Öcalan.”

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Çürüyen mutluluklar

Sonraki Haber

Hayra alamet değil

Sonraki Haber

Hayra alamet değil

SON HABERLER

Süreç ve Hareket

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

İradesine el konan sadece İzmirliler mi?

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Hayra alamet değil

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Uluslararası Komplo: İmralı kayalıklarına zincirlenmek

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Çürüyen mutluluklar

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Bir ay doğar…

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Behzat Firik: Üşüdü ölüm bile

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır