• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
9 Ekim 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Müftüoğlu

İradesine el konan sadece İzmirliler mi?

9 Ekim 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Özgür Müftüoğlu, Yazarlar

Otoriter rejimler en küçük idari birimi bile egemenlikleri altına almak ister. Bunun için yasama organı başta olmak üzere merkezi idarenin tüm birimlerini kendilerine bağlarken, halkın yerel düzeyde kendi yönetim mekanizmalarını kurmalarına da olanak vermez. Otokrasilerin yerel yönetimleri ele geçirmek istemesinin nedenlerinden biri yerel düzeyde kendilerine karşı oluşabilecek muhalif hareketleri engelleyerek rejimin bekasını koruma güdüsü iken diğer önemli neden, yerelin ekonomik kaynaklarına el koyarak yönetmektir.

Merkezi düzeyde olduğu kadar yerelde de yönetime el konulması; halkın, toplumun -ya da sık kullanılan ifadeyle milletin- egemenliğini/iradesini ortadan kaldırır ve otokrasiyi yöneten küçük bir zümrenin eline verir. Bunun örneklerini darbe dönemlerinde görebiliriz; darbe rejimleri, merkezi yasama organı olan ve halkın seçtiği vekillerin oluşturduğu meclisi feshederken yine halkın seçtiği belediye başkanlarını da görevden alır, yerlerine kendi memurlarını atar. (Benzer bir durumun başka ülke topraklarını işgal eden sömürgeci/emperyalist devletler için de geçerli olduğu söylenebilir.)

Darbelerle kurulan otokratik rejimlerde yönetime (millet iradesine) el koyma edimi genellikle geçicidir. Egemen sınıfın çıkarlarına (kapitalizmde sermaye birikiminin sağlanması için gerekli koşullara) uygun bir düzenin kurulmasının ardından yönetim -şeklen de olsa- yeniden millet iradesine bırakılır. Oysa parlamenter sistem içinden “milletin iradesine dayanarak” iktidara gelen bir yapının siyasal sistemdeki açıklara ve çelişkilere dayanarak inşa ettiği bir otokratik rejim, -en azından- otokrasiyi inşa edenlerin zihninde kalıcıdır ve rejimin sürekliliği en önemli -hatta yegane- hedef haline gelir.

AKP, 12 Eylül darbe rejiminin düzenlediği anti-demokratik yasal ve siyasal sistemde halkın önemli bir kesiminin oyunu alarak iktidara gelmiş bir partidir. Ancak 2009 yerel seçimlerinde -birinci parti olmakla beraber- özellikle Kürt illerinde oy oranı düşen AKP’nin  (DTP bu seçimde Diyarbakır ve 6 ilde belediye başkanlığını almıştır.) ilk icraatı, Kürt siyasi hareketine yönelik olan KCK operasyonlarına başlamak olmuştur.

2008 krizi sonrasında, AKP’nin iktidara geldiği 2002’den itibaren uyguladığı neoliberal politikaların sosyal sonuçlarının hissedilmesiyle toplumsal hareketlikte de artış görülür. 2009 sonunda başlayan TEKEL direnişi ve 2013 Haziran’ında gerçekleşen Gezi direnişi, bu dönemde en ses getiren toplumsal hareketlerdir. 2010 referandumuyla yargı bağımsızlığının önemli ölçüde ortadan kalkması, Kürt illerinde uygulanan baskı hukukunun ülkenin geri kalanında da uygulanabilmesinin önünü açmıştır. Bu hukuka dayanarak hükümet, son derece barışcı bir eylem olmasına karşın Gezi direnişini, sekiz çocuk ve gencin yaşamını kaybetmesine de yol açan bir şiddetle bastırmıştır.

2014 yerel seçimlerinde AKP, oy oranını bir miktar artırsa da BDP’nin Diyarbakır ve Van’ın yanı sıra 8 ilde belediye başkanlıklarını almasıyla, Kürt illerindeki varlığını önemli ölçüde kaybetmiştir. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde ise halkın büyük kısmı AKP’yi artık tek başına iktidarda görmek istemediğini oylarıyla beyan etmiş; Kürt illerinin birçoğunda AKP ikinci ve hatta üçüncü sıraya gerilerken HDP yüzde 13’ün üzerinde oy alarak Meclis’te 3. parti konumuna gelmiştir. 7 Haziran sonrasında, 2013’te başlayan çözüm süreci sona erdirilirken, ülke genelinde gerilim ve kaosa neden olacak katliamlar gerçekleşmiştir. Suruç Katliamı’nda 33 genç yaşamını yitirirken; 10 Ekim’de Ankara Gar meydanında “barış” için bir araya gelenlere yönelik katliamda ise 2’si çocuk 103 kişi hayatını kaybetmiş, 20’si çocuk 500’e yakın kişi yaralanmıştır. Katliamların üzerinden 11 yıl geçmiş olmasına rağmen saldırılanın planlayıcıları, organizatörleri ve katliama zemin hazırlayan ihmaller açığa çıkarıl(a)mamıştır. 7 Haziran sonrasında yaratılan şiddet ortamı, Kürt illerinde milyonlarca kişiyi etkileyen hak ihlalleri (aylar süren sokağa çıkma yasakları vb.) ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği çatışmalarla sürmüş; bu koşullarda gidilen 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP yeniden tek başına iktidarı ele geçirmiştir.

15 Temmuz darbe girişimi, giderek yükselen otoriterleşmeye kılıf olurken, ilan edilen OHAL’e dayanılarak çıkarılan KHK’larla dokunulmazlıklar kaldırılarak Kürt siyasetçiler tutuklanmış, BDP/HDP’li belediyelere kayyum atanmıştır. Millet iradesini temsil eden yasama organı olan TBMM’nin tamamen işlevsiz bırakıldığı OHAL koşullarında yapılan referandumla, otokrasi kalıcı hale gelmiş ve AKP/saray rejiminin inşa süreci tamamlanmıştır.

Otokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleştiği inşa sürecinin ardından daha önce Kürtlere reva görülen olan hak ihlalleri, rejimin ardında saf tutmayan her kesim için geçerli hale gelmiştir. Önce CHP’li belediyeler ardından da doğrudan CHP hedef alınmış ve butlan kararı üzerine Yeni Parti’nin kuruluşuna giden süreç yaşanmıştır. İstanbul başta olmak üzere CHP’li -sonrasında Yeni Parti’li- belediye başkanlarının önemli bir kısmı tutuklanırken, bir kısmı da AKP’ye transfer olmak karşılığında koltuklarını korumaktadır. Bunun son örneği İzmir B.B.Başkanı Cemil Tugay’dır.

Tugay’ın ve benzer biçimde AKP’ye geçen belediye başkanları ile AKP’nin atadığı kayyumlar tarafından yönetilen kentlerde yaşayan halkın iradesinin gasp edilmesine ne kadar tepki gösterilse azdır! Ancak bu tepkiler ortaya konurken, “Ateş düştüğü yeri yakar!” anlayışından kurtularak yukarıda özetlenmeye çalışılan otoriterleşme süreci ile seçilmiş vekilleri cezaevinde olan, -Mardin ve Van başta olmak üzere- halen kayyumlarca yönetilen il ve ilçelerde yaşayan Kürt halkının iradesine yıllardır el konulmuş olduğunu da unutulmamak gerekir. Bu, sadece geçmişteki duyarsızlığı anımsamak için değil, toplumsal barışın sağlandığı, demokratik bir ülkede yaşama umudunun gerçekleşebilmesi için de elzemdir!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hayra alamet değil

Sonraki Haber

Süreç ve Hareket

Sonraki Haber

Süreç ve Hareket

SON HABERLER

Süreç ve Hareket

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

İradesine el konan sadece İzmirliler mi?

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Hayra alamet değil

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Uluslararası Komplo: İmralı kayalıklarına zincirlenmek

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Çürüyen mutluluklar

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Bir ay doğar…

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Behzat Firik: Üşüdü ölüm bile

Yazar: Yeni Yaşam
9 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır