• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Ekim 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Behzat Firik: Üşüdü ölüm bile

10 Ekim 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet

1980 darbesi günlerinde Ovacık’ta işkence edilerek öldürülen Behzat Firik’in Dêrsim hafızasındaki yerini konuştuk:

  • Eyüp Hanoğlu: Behzat Firik insanlık tarihinin son iki bin yılının en önemli trajedilerinden biridir. Hallâc-ı Mansûr’un, Nesimi’nin akıbetini izleyen o dönemdeki insanlar ve toplum ne yaşamışsa ona benzer bir şeydi Dêrsim’de yaşanan
  • Hayati Güngören: Behzat bu coğrafyada hem öldürülüş biçimi hem de temsiliyet hikâyesi üzerinden önemli bir karakter. Çünkü öldürülüş biçimi, toplumu vicdani anlamda yaraladı. Devletin orada katlettiği toplumun güzelliği ve temizliğiydi
  • Nihat Firik: Bu sene Amcamın ölümünün 45. yılı oluyor. Konuşmak bizim için hâlâ çok zor. Hayatımız boyunca acılar çektik. Ben hiç oyun oynamadım, halay çekmeyi bile bilmem. Bu acıların içerisinde ne kadar temennide bulunabiliriz?

Duygu Kıt

“Bir ormanda tutup onu/Bağladılar ağaca/Yumdu sanki uyur gibi/Gözlerini usulca…” Ülkü Tamer’in bu dizeleri 12 Eylül darbesinin hemen ardından 10 Ekim 1981’de Ovacık’ta askerlerce ağaca bağlanıp yakılarak katledilen Behzat Firik için mi yazıldı, net olarak bilemesek de Behzat’ın hikâyesini bilen herkes tarafından akla gelen sadece Behzat’a yaşatılanlardır. Behzat Firik’in hikâyesi Dêrsim’in hikâyesidir. Dêrsim’deki meşelerin kaderinin de hikâyesidir. Behzat’ın acısı Dêrsim’de açılan ve tarif edilmesi en zor yaralardan biri oldu. Yakın köylüleri yıllar sonra bile Behzat’ın çığlıklarını duyduklarını söylerler. Öyle ki Dêrsim’in bilgesi kabul edilen ve Dervişcemal Ocağı’na bağlı bir Rêya Heq piri olan babası Firik Dede, oğlu Behzat’ın ölümünden sonra yasa bürünmüş, sakalını kesmemiş, ölene kadar bir daha konuşmamıştır. Tıpkı Ermeni Soykırımı’ndan sonra piyano çalmayan, şarkı söylemeyen ve bir daha konuşmayan Gomidas gibi. Behzat’ın katledilişinin 45. yılında gazeteci Eyüp Hanoğlu, kapatılan Behzat Firik Kültür Evi yöneticilerinden Hayati Güngören ve yeğeni Nihat Firik; “Behzat Firik kimdir?” ve “Dêrsim’in hafızasındaki yeri nedir” sorularını cevapladılar.

Herkes hedefti

Eyüp Hanoğlu, Behzat Firik’in Dervişcemal ailesinden geldiğini, babasının ise Dêrsim’in pirlerinden Firik Dede olduğunu hatırlatarak sözlerine şöyle başlıyor: “O dönemlerde özellikle Kaypakkayacı hareketin yaygın olduğu Dêrsim’de 12 Eylül sonrasında herkes bir şekilde politikti. Bizatihi çok öne çıkan bir özne olmamakla beraber Behzat da bir devrimciydi ve o günlerde kendi köyüne gelip giderken sürekli bizim evimizden geçerlerdi. Orada mola verirdi, yemek yerdi. Utangaç, çok sıkılgan biriydi. Herkes çok seviyordu onu. Niye bilmiyorum? Belki mütevazılığı, alçakgönüllülüğü, yardımseverliği buna nedendi. Okuyordu o zaman, öğrenciydi. 19 yaşındaydı.”

Behzat’ın ailesinin toplumdaki karşılığının da onun kişiliğiyle birleştiğini belirten Hanoğlu şöyle devam ediyor: “O dönemde Firik Dede ailesine peşinen de beslenen bir yakınlık, bir içgörü, bir hoşnutluk vardı. Behzat’ın da kendi varlığıyla, kendi mütevazılığıyla, yardımseverliğiyle, nahifliğiyle üzerine eklediği bir tavrı vardı. Özellikle bizim yukarı köylerde Behzat’ın izi hâlâ kurumamıştır; sıcak ve taze durur, bahsedilir, konuşulur üzerine. Öyle bir süreçti ki o dönem herkes hedefti. Bu topraklarda yaşayan, nefes alıp veren herkes hedefti. Herkes ‘teröristti’. Fakat herkes devrimci hareketlerin sempatizanıydı. Özellikle bizim bölge köyleri ama genel olarak Ovacık da öyleydi o dönemde. Behzat’ın hedef haline getirilmesini gerektirecek çok özel bir şey yoktu. Orada isnat edilen bazı şeyler var Behzat’la ilgili. İstihbarat taşıma ya da yardım yataklık etme gibi ama bunlarla ilgili ellerinde hiçbir doküman, hiçbir belge yoktu.”

‘Her açıdan özel biri’

Hayati Güngören ise Behzat’ın toplumdaki yerini, Firik ailesinin taşıdığı kültürel mirasla birlikte değerlendiriyor ve Behzat Firik’i şöyle anlatıyor: “Bazı karakterler vardır doğaldırlar. Sureti, toplumla olan dayanışması, ilişkilenmesi doğal bir karakter taşır. Bu biraz da Firik ailesinin kültürel bir mirası. Bu miras Behzat’ın kişiliğine oturuyor, kişiliğiyle beraber de toplumda bir ayna gibi dolaşıyor. Babası Firik Dede’nin kültür, inanç alanında temsil ettiği bir kuşak var bu coğrafyada, ciddi derinliği olan da bir kuşak. Hâlen günümüzde Firik Dede derken ya da o aile ile ilgili herhangi bir şey söylenirken daha çok kültürel dünyası, inanç gibi konulardaki derinliği anlatılır. Bu konuda aile olarak da taviz vermeden yaşamışlar.”

Toplumdaki karşılığı büyüktü

Behzat’ın 12 Eylül döneminde öldürülüş biçiminin topluma verilen bir mesaj olduğunu belirten Güngören, Behzat’ın politik anlamda ilişkilerinin olmuş olabileceğini ancak bunun öldürülüşünü açıklamak için tek başına yeterli olmadığını belirtiyor. Hedef alınmasının ailesel, kültürel ve inançsal boyutuna dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor:

“Behzat’a hem aile geleneği, hem kültürel geleneği, hem inançsal geleneği açısından bakıldığında özel olarak seçilmiş bir karakter olduğu açık. Toplumda bir karşılığı var ve onun üzerinden bir mesaj veriliyor. Köyüne evine gidip alıyorlar. Bir sorgulama hikâyesinden sonra katlediliyor. Behzat’ın katledilişi o dönem sessizlikle karşılanıyor. Belki hâlâ çok dillendirilmez ama insanların aklına kültürel temsilden çok Behzat’ın öldürülüş biçimi, masumiyeti, paklığı gelir. Devletin orada katlettiği ya da yok ettiği şey belki Behzat’ın bedeniydi ama aynı şekilde toplumun birlikteliğine ve güzelliğine bir saldırı oldu.”

Nesimi’den Behzat’a

Hanoğlu ise Behzat’ın hikâyesini dönemin siyasal ve toplumsal koşulları içerisinde değerlendirmenin önemini vurguluyor. Behzat’ın öldürülme biçiminin çok daha uzun bir tarihsel hafızaya oturduğunu söyleyen Hanoğlu şunları ekliyor:

“Bir kere döneme bakmak lazım. Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı, Kenan Güven’in Tunceli Valisi, Kulaksız Yüzbaşı’nın da bu bölgedeki askeri sorumlu olduğu bir dönem. Dêrsim’in çok fırtınalı yıllarıydı, zulüm yıllarıydı. O günlerde her gün mutlaka her yerde bir olay olurdu. Yaşlıları dışarı çıkarır, karın üzerinde soyup döverlerdi. Küçücük bir ihtimalin olduğu yerde çok orantısız bir karşılık verme vardı. Öyle bir dönemde Behzat’ın olayı dünyada çok az örneği olan şeylerdendir. Hallâc-ı Mansûr’un ya da Nesimi’nin derisinin yüzülmesi gibi çok istisna olduğunu, sadece 12 Eylül dönemi ile ya da Dêrsim’in yüz yıllık tarihi ile anlaşılamayacak bir şey olduğunu düşünüyorum. Kendini bin yıllara vuran bir örnek. Belki bundan bin yıl sonra Hallâc-ı Mansûr böyle öldürüldü, Nesimi böyle öldürüldü, Behzat da böyle öldürüldü diyecekler.”

Bir yıkımın başlangıcıydı

Hanoğlu, Behzat’ın öldürülüşünde toplumun maneviyatının da hedef alındığını belirtiyor. O dönem yaşananlarla birlikte Dêrsim’deki toplumsal yapının da çözülmeye başladığını kaydeden Hanoğlu izlenimini şu şekilde paylaşıyor:

“Behzat’ın katledilişinde özellikle toplumun maneviyatına çok ciddi bir saldırı var. Ailenin dini önderler olması gerçeği bir yana bırakılamaz. Sonuçta maneviyatı çok güçlü olan bir toplum. Çok daha fazla mistik, çok daha fazla itikatlı, toplumsal yapının çözülmediği çok sağlam durduğu bir zemindi. Muhaliflerin ve devrimcilerin çok rahat hayat bulabildiği bir yerdi. Devletin amacı aslında bu alanı topyekûn yok etmekti. Sonuç olarak tüm bunlarla birlikte oradaki yapı çözülmeye başladı. 12 Eylül’den inşa edilmeye başlanan ve 93-94’lerden sonrasında da tamamlanan bir süreçtir bu. Coğrafyanın yüzde doksanı tamamen boşaltıldı, yerle bir edildi, yakıldı. Bir başlama vuruşuydu bana göre Behzat o sürece ilişkin.”

Yaşananların “yas” sözcüğünün karşılayabileceğinden daha ağır olduğunu söyleyen Hanoğlu şöyle sürdürüyor sözlerini: “Yas demek yaşananları aslında tam karşılamıyor. Yeni bir psikolojiye dönüştürülmüş bir yastı. Sadece acı, ah vah, şöyle böyle oldu meselesi de değildi. Çok ciddi bir içsel tepki vardı. Ama o tepkinin kendini dışarı atacağı kanalların olmadığı bir dönemdi. İçten içe insanların biriktiği, huzursuzlandığı, içten içe herkesin feryat ettiği bir dönemdi. Ki sonrasında muhalif örgütlenmelere olan destek arttı. Yaşanan o yasın bir sonuçlarından biridir bu. Çok daha fazla insan muhalif oldu. Tunceli Valisi köyleri gezerken daha fazla protesto edildi. Askerler çocuklara şeker veriyorlardı, çocukların hepsi sırtlarını döndüler. Süleyman Cihan’da da benzeri bir şey yaşandı.”

Behzat bu coğrafyanın hikâyesi

Behzat’ın Dêrsim tarihindeki yerinin daha fazla görünür hale getirilmesi gerektiğini belirten Hanoğlu,

“Dêrsim tarihinde Behzat’ın çok önemli bir figür olarak oturtulması, heykelinin yapılması, onun ismiyle mekânlar açılması önemli. Ovacık’ta Behzat Firik Kültür Evi vardı. Behzat Dêrsim’de bilinen bir hikâye. Ama daha fazla bilinmesi, belki üzerine daha fazla şiirler, daha fazla kılamlar yazılması gereken bir aktör olduğunu düşünüyorum. Özgün müziğin, politik hareketlerin ve Kırmanckî şarkıların, kılamların içine girdi Behzat. İşlenmesi, öne çıkarılması, anlatılması ve bir sembol haline getirilmesi gereken bir kişidir. Hem yaşadıkları itibarıyla ama yaşadıklarından öte de ölüm şekli itibarıyla. Abisinin gözleri önünde ağaca bağlanarak yakıldı. Ve ortada bir suç da olmadan.” diyor.

Kültür evi kapatıldı

Bu amaçla 2017 yılında Behzat Firik Kültür Evi’ni açtıklarını ancak 2024 yılında, 8 Mart’ta kültür evinde düzenlenen kadın etkinliği sebebiyle kültür evinin mühürlenerek kapatıldığını aktarıyor Güngören yalnızca altı yıl boyunca çalışma yürütebildiklerini belirterek şu bilgileri paylaşıyor:

“Behzat bu coğrafyada hem öldürülüş biçimi hem de temsiliyet hikâyesi üzerinden önemli bir karakter. Çünkü öldürülüş biçimi, toplumu vicdani anlamda çok ciddi yaraladı. Behzat hiçbir zaman unutulmadı ama daha fazla açığa çıkarılması gerekiyordu. Belediyede görevdeyken Behzat’ın ismini gündemde tutmak, unutulmamasını sağlamak için çalışmalarımıza başladık. Behzat Firik Kültür Evi’ne gelen çocuklara Behzat’ı yalnızca politik bir figür olarak değil, kültürel ve inançsal dünyasıyla anlattık. Çünkü derdimiz onu bir politik figür olarak öğretmekten çok temsiliyetini sağladığı güzelliği anlatmaktı. Bu çalışmalarla beraber Behzat’ın hikâyesini yeniden güncellendi ve zamanla giderek artan bir yazılı külliyat oluşmaya başladı. Behzat’la beraber anlatılmak istediğimiz bu coğrafyanın yaşadığı hikâye oldu. Fakat 2024 yılında kaymakamlıktan izinli olan ve 8 Mart etkinliğinde asılan kadın fotoğrafları gerekçe gösterilerek mühürlendi. Kültür evi Ovacık’taki tek sanat merkeziydi. Kadınlar ve özellikle çocuklar burada kendilerine alan buluyordu.”

Bir toplumun dünyası altüst edildi

Hanoğlu, Behzat Firik’in hikâyesini yalnızca Dêrsim tarihinin değil, dünya ve insanlık tarihinin de önemli trajedilerinden biri olarak görüyor ve son olarak şunları dile getiriyor: “Behzat Firik insanlık tarihinin son iki bin yılının en önemli hikâyelerinden, trajedilerinden biridir. Filmlere, kitaplara, makalelere konu olacak kadar çok ciddi, çok derin bir mevzudur. Sadece bir ailenin değil, bir toplumun ayarlarıyla oynandığı, bir toplumun bütün dünyasının altı üst edildiği, o toplumun konuşamaz hale getirildiği, nefes alamaz hale getirildiği, çok olağanüstü bir şeydir. Hallâc-ı Mansûr’un akıbetini izleyen o dönemdeki insanlar ve toplum ne yaşamışsa ona benzer bir şeydi yaşanılan.”

Eyüp Hanoğlu: Bitmeyecek bir yas

12 Eylül yıllarında Behzat Firik ve Süleyman Cihan’ın ardından yaşanan yasın farklı bir boyuta ulaştığını söyleyen Hanoğlu şöyle devam ediyor: “12 Eylül yıllarında iki önemli yasa denk geldim. Biri Behzat Firik’in, biri Süleyman Cihan’ın yasıdır. Behzat sonrası çok ciddi bir sessizlik oldu bölgede. Aynı şey Süleyman Cihan’da da oldu. İnsanlar buralarda bir şey olmuş havasını aylarca yaşandı. Firik Dede sakalını kesmedi, bir daha konuşmadı. Ama toplum da biraz Firik Dede’ydi bakıldığında. Firik Dede’nin uzamış sakalıydı bizim için Dêrsim. Artık şakalar yapılmıyordu. Muhabbetlerin ucu kesiliyordu. Kimse konudan bahsetmiyordu. Bir travmaya dönüşmüştü. Biz öğrenciydik o dönemde. İlkokuldaydık ve öğretmenlerimiz konuyu kendi aramızda konuşmamızı dahi yasaklamışlardı. Behzat çok büyük, çok acılı bir trajediye dönüştü. Olayın yaşandığı bölgedeki köylerde diyebilirim ki bir sonraki bahara kadar hayat durdu. Bütün hayatın durduğu, suların akmadığı, insanların neredeyse nefes alıp vermeden yaşadığı bir haldi.”

Nihat Firik: Çok büyük dramlar yaşadık

Kendisi de bir ağaca bağlanarak kardeşi Behzat Firik’in ölümünün izlettirildiği Ali Ekber Firik’in oğlu Nihat Firik o günlere dair tanıklığını ve yaşadıklarını bize şöyle anlatıyor: “Bu cumartesi amcamın ölüm yıldönümü. Vurulduğu gün de cumartesi günüydü. O gece her tarafın askerlerle sarıldığını gördük. Nenem babama, ‘Kalk çocukları götür’ dedi. Babam da ‘Ben bu askerlerin arasında çocukları nasıl göndereyim?’ dedi. ‘Göndermem, her taraf asker’ dedi. Behzat amcamı öğlen saat 12- 1 arasında götürdüler. Babam da Behzat’la beraber gitmişti. Babamı birkaç kere tartakladılar, geri gönderdiler. Sonra babam geldi cebine para koydu ve tekrar gitti. Gece saat 12’yi geçiyordu. Babam bağırarak bizi çağırdı. ‘Gelin’ dedi. O sırada köyde ben ve Ali amcam vardık. Gittiğimizde babam Behzat’ın başında çökmüş bir şekilde duruyordu. Yapacak bir şey yoktu. Birkaç kişi daha geldi. Cenazeyi battaniyeye sarıp atın üzerine koyduk, alıp getirdik. Sabah cenazemizi kaldırdık. Başka da bir şey yapmadık. Ne yapabilirdik ki? 2023 yılında amcamın mezarını yapmak istedik. Yaptık ve birkaç gün sonra mezarı tahrip edildi, taşları kırılmıştı. Bu sene ölümünün 45. yılı. Ailece çok büyük dramlar yaşadık. Ben hayatım boyunca oyun oynamadım, halay çekmesini bile bilmem. Bu acıların içerisinde ne kadar temennide bulunabiliriz? Bir şeyin temennisini yapmakla bitmiyor ki. Bizi bırakmıyorlar. ‘Olmasın’ dediğimiz zaman olmuyor mu gerçekten?”

Üşür ölüm bile

Bir ormanda tutup onu

Bağladılar ağaca

Yumdu sanki uyur gibi

Gözlerini usulca

Bir soğuk yel eser

Üşür ölüm bile

Anlatır akan kanı

Beyaz sesiyle

Diz çöktüler karşısında

Sonra ateş ettiler

Parçalanan yüreğine

Yuva kurdu mermiler

Bir soğuk yel eser

Üşür ölüm bile

Anlatır akan kanı

Beyaz sesiyle

Gelip kondu bir güvercin

Ellerine o gece

Kırmızı bir çelenk oldu

Bileğinde kelepçe

Bir soğuk yel eser

Üşür ölüm bile

Anlatır akan kanı

Beyaz sesiyle

(Ülkü Tamer)

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Avrupa’da 9 Ekim komplosu protesto edildi

Sonraki Haber

Bir ay doğar…

Sonraki Haber

Bir ay doğar…

SON HABERLER

Süreç ve Hareket

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

İradesine el konan sadece İzmirliler mi?

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

Hayra alamet değil

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

Uluslararası Komplo: İmralı kayalıklarına zincirlenmek

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

Çürüyen mutluluklar

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

Bir ay doğar…

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

Behzat Firik: Üşüdü ölüm bile

Yazar: Yeni Yaşam
10 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır