• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Ağustos 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Bir mevsim direniştir Leyla-Azad Barış

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Bir sivil itaatsizlik eylemi olarak açlık grevleri, eyleme giren kişinin kendi bedeni üzerindeki tasarrufunu göstermesi ve iktidarı kendi bedeninde mahkûm etmesi açısından önem arz eder. Kişinin kendini kendi eyleminin öznesi kılması açısından da tarihsel bir arka plana yaslanmaktadır. Hiç şüphesiz yakın tarihin en bilindik açlık grevi eylemi ve modern sivil itaatsizliğin öncü pirlerinden biri Gandhi’dir. Her ne kadar sivil itaatsizlik kavramının temellerini atan Henry David Thoreau’ta (1849) olsa da bu eylem biçimini pratikte en üst noktada ifa eden kişi Gandhi’dir. Ama açlık grevi bir eylem biçimi olarak bildiğimizden daha eski bir tarihe uzanmaktadır.

Tarihsel sürece bakıldığında açlık grevlerinin bilinen ilk örneklerinin Roma döneminde Hıristiyanlara yapılan baskıya bir tepki olarak ortaya çıktığı rivayet edilir. Dönemin tarihi aktarımlarına göre Roma imparatoru Tiberius’un yakın arkadaşı ve o dönemin avukatı Nerva, Roma’da cinayet ve işkencenin yaygın olmasına tepki olarak tarihin ilk açlık grevini başlatmıştır. Bunun yanı sıra Hıristiyanlık öncesi İrlanda coğrafyasında, tahminen M.Ö. 400’lü yıllarda da bir hak arayışı biçimi olarak icra edildiğinden bahseder tarihçiler. Hatta coğrafik genişlik anlamında Mezopotamya’dan antik Hindistan’a kadar uzandığını da söyleyebiliriz. Dolayısıyla açlık grevleri, oldukça köklü bir geçmişe sahip, bütün kültürlerde saygıyla karşılanan güçlü bir vicdan eylemi olarak tarihe geçmiştir.

Antik çağdan bu yana haksız yere hakları elinden alınan kişinin haklarına el koyanın evinin kapısının önünde açlık grevi gerçekleştirildiğini biliyoruz. Zira bu tür eylem biçimlerinin asıl amacı gasp edilmiş hakların iadesi ve bunu bir toplumsal sorun olarak açığa çıkarma isteğidir.  Bunun bir sonucu olarak Gandhi, 1913-1948 yılları arasında, modern itaatsizlik bağlamında toplamda 17 kez açlık grevi eylemine bizzat başvurmuş ve eylemlerin birçoğu hedefe ulaşmıştır. Dolayısıyla şiddet uygulayanlara karşı tarihin en merhametli ve şiddetsiz eylem biçimi olarak amacına kısmen ya da tamamen ulaşma çabasıdır. Böylece karadan biraz beyaz ve beyazdan da biraz kara olan coğrafyanın bilgesi Gandhi sayesinde açlık grevleri modern dünyanın itaatsizlik eylemi olarak son derece yaygın bir protesto biçimi haline gelmiştir.

Çıkış noktasına bağlı olarak bu tür eylemlerin asıl amacı öncelikli olarak hak gaspını protesto etmek ve son bir olanak olarak söz konusu meseleyi kendi bedeni üzerinden afişe etmektir. Açlık grevi şeklinde beden hakkını kullanan kişi genellikle umuda dair bir ışık gördüğü için eyleme başvurur. Lakin gözlerine ilişen ışığın feri onu açlığa yatmaya sevk eder, çünkü bedeninden başka bir imkanı yoktur.

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de açlık grevleri pek çok kez yapılmış ve halen yapılmaya devam edilmektedir. Özellikle İrlanda başta olmak üzere Afrika’dan Latin Amerika’ya, Asya’dan Avrupa’ya kadar bir politik eylem biçimine bürünmüştür. Eylemin coğrafyamıza yayılma tarihi ise Nazım Hikmet’in Bursa’daki açlık grevi olarak bilinmektedir. Özellikle Kürt özgürlük hareketinin Diyarbakır zindanlarında başlattığı açlık grevi direnişi tarihte önemli bir iz bırakmıştır. Bunun yanı sıra siyasi tutsaklar Türkiye cezaevlerinde sayısız eylemler başlatmışlardır. Zamanla bu grevin ne tür şartlar altında ve nasıl yapılacağına dair çok belirgin kurallar ortaya çıkmıştı.

Nitekim 20. yüzyılın çalkantılı siyasi arenasında adalet aramanın sabit yollarından biri de hiç şüphesiz açlık grevleri olmuştur. 1970’li yıllar sonrasında, 2. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle insan hakları alanlarındaki gelişmelerle beraber, açlık grevleri daha görünür, duyarlılık gösterilir bir eylem halini almıştır. Zira bu tip bir protesto, protestonun asıl amacı olan halkı o denklemin içine çekmek, grev içeriği ile toplumsal bir sorunun odak noktası haline getirmektir.  Asıl hedefi, protesto edilen konuya dair politika değişikliğini tetiklemek ve protesto edilenle halk arasında vuku bulunuş adaletsizlik duygusunu uyandırmak veya tetiklemektir. Aslında açlık grevi bir nevi bir iletişim çeşididir, çünkü ancak kopmuş olan iletişim yolu bu şekilde açılabiliyor. Ayrıca grevciler genellikle fiziksel zayıflıklarını yeni bir güç denklemi olarak görürler. Yani iktidarla olan güç eşitsizliğini dengeleyeceğine inanırlar ki, bünyesel güçlerinin zayıflamasının, otoritenin de gücünü zayıflatacağı algısı mutlaktır ve böylece güç dengesizliği zamanla dengeye dönüşür. Dolayısıyla tutsak evlerindeki açlık grevlerinin amacı güç teknikleri ve yaşamı kontrol etmek olduğu için, “modern” bir protesto biçimi olarak anılmaktadır.

Leyla Güven’in bir mevsimlik açlık grevinin nedeni devletin uyguladığı katı tecrittir. Leyla bu tecridin son bulması için bu şiddetsiz protestoya başlamıştı, çünkü tecrit koşulların kendi nesnel koşullarının yanı sıra ortaya çıkardığı şiddet ve çatışma ortamı her geçen gün bütün topluma sirayet etmektedir. Bu ülkenin dört bir yanını yüksek güvenlikli mahpuslara çeviren bir sisteme karşı bir uyarı beyanı, radikal bir itiraz, bedensel bir isyan, ahlaki bir sesleniş, etik bir başkaldırı ve zihinsel bir direniştir Leyla’nın başlattığı eylem. Şimdi o direniş birçok yerde aynı anda ve aynı inançla yükseliyor. Tarihin tanıklık ettiği en pasifist eylem bir mevsimin sonunda bir isyana, bir itiraza ve köklü bir direnişe doğru veriliyor. Bunun sonucunda tecridin kırılıp, barışın yolunun açılacağı umudu doğmaktır. Dolayısıyla böylesi bir eylem biçiminin hem insani olarak hem de entelektüel bağlamda vicdan, merhamet ve etikle birebir ilişkili olduğu şaşmaz bir hakikattir.

Meşru protesto kanallarının olmadığı bu baskıcı rejimde, açlık grevi oldukça önemli bir güç gösterme ve protesto biçimi olarak ifa edilmektedir. İnsanlık onuru için bir mücadele olan eylemin amaç ve tinsel yüceliği çok açıktır. Süresiz ve dönüşümsüz bir kararlılıkla bir mevsimdir devam eden Leyla’nın ve cezaevlerindeki yoldaşların dayanışma grevlerinin dışardan sürüyor olması, toplumsal duyarlılığının oluştuğu anlamına gelmektedir. Her ne kadar istenen ölçüde olmasa da toplumun bu anlamda hassasiyet göstermesi ve sorumluluk üstlenmesi eylemin içerden dışarıya taşındığı anlamına gelmektedir. Açlık grevlerinin amaçları açısından bu önemli bir aşamadır. Dolayısıyla Leyla’nın başvurduğu eylem biçimi ‘hayatı uğurunda ölecek kadar sevenlerin’ hayata tutunma çabasının dışavurumu olarak okunmalıdır.

Küresel ve tarihsel bir perspektifle bakarken her açlık grevlerini kendi tarihsel bağlamında açıklamak ve direniş potansiyellerine odaklanmak gerekir. Modern itaatsizliğin bir biçimi olarak açlık grevleri; insanlığın barış ile kurduğu ilişkinin en önemli yol gösterici ilkelerinden biridir. Dolayısıyla onun politik öznelliğiyle ve benliğinin teknolojisiyle ilişki kurmadan onun vermek istediği mesajı anlamak çok çetin bir yorum olarak karşımıza çıkacaktır. Lakin bu yol gösterici ilkelerden biri, politik öznelliğin ilgili güç alanlarında nasıl üretildiği ve açlık grevlerinin ne kadarının “benliğin teknolojisi” olarak anlaşılabileceği sorusunun tam da kendisidir.

Dolayısıyla asıl sorunun asıl sebebi hukuk dışına çıkanın adaletsizlikle yüzleşmedeki çaresizliğinin dışavurumudur Leyla’nın açlık grevi. Leyla’nın eylemiyle tekrardan pratik bulan “şiddet dışı direniş” felsefesini yeni bir kurtuluş yolu olarak okumak gerekir.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Türkiye’nin demokratikleşmesinden sadece Kürtler mi sorumlu?

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Çerçeve yasa olarak da adlandırılan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Meclis’in ve beraberinde toplumun gündemine geldi....

Siyasetin ince çizgisinde yaşamı özgürleştirmek

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Yeni Yaşam gazetesine yazdıklarımın aracılığı ile ulaştığım, özgürlüğünden alıkonulmuş, rehin alınmış arkadaşlarımızdan, siyasetçilerden gelen mektuplarda öneri ve eleştirilerin yanı sıra...

Artık biraz gülebiliriz: Elbette düşünerek

Yazar: Yeni Yaşam
7 Ağustos 2026

Çerçeve yasanın gündeme geldiği günden beri bu köşedeki yazılarımda “maddelerin” değil, “mutabakatın” esas olduğunu sürekli vurguladım. Altında İmralı’dan Kandil’e, Kongre...

Yasa, barış ve siyasetin potansiyeli

Yazar: Yeni Yaşam
7 Ağustos 2026

TBMM’ye yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla sunulan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde...

Mülteci krizi mi, jeopolitik çatışma mı?

Yazar: Yeni Yaşam
7 Ağustos 2026

Avrupa’daki burjuva basını salyalarını dökerek, geldikleri kadar hızlı ve beklenmedik şekilde geri dönen Faslıları manşetlere taşımaya devam ediyor. Muhafazakarı, sosyal...

Hukuki güvence ihtiyacı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2026

Türkiye’de Kürt sorunu etrafında yürütülen tartışmalar, tarihsel süreç boyunca dönemsel iklim değişikliklerine, siyasi retoriklere ve geçici yumuşama adımlarına sıklıkla sahne...

Sonraki Haber

Palamut ormanı için önemli girişim

SON HABERLER

Adalet Komisyonu’nda ‘çerçeve yasa’ toplantısı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Ayan: Kadın özgün alt komisyonu kurulmalı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Kolombiya Cumhurbaşkanı Petro, görevi devretmeden saraydan ayrıldı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Türkiye’nin demokratikleşmesinden sadece Kürtler mi sorumlu?

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Bu hayatta seçtiği yegâne şey: Deniz Fırat

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Sessizliğin iki sesi: Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

İmralı’da tek kişilik satranç: Öcalan’ın taraflara eleştirisi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır