• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Ekim 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Abdullah Aysu

Çiftçi darda: Mücadele etmeden kazanım olmaz!

27 Ekim 2026 Salı - 23:00
Kategori: Abdullah Aysu, Manşet, Yazarlar

Destekleme politikaları tarımın direksiyonudur; çiftçiden mi, yoksa sanayici ve tüccardan tarafa mı döndürüleceğini gösteren pusuladır. Direksiyona yön veren de, hükümettir. Çiftçilerin krizde olmasının temel nedeni, hükümetlerin politikalarıdır 

Tarım Kanunu’nun çıkarıldığı 2006 yılında çiftçilerin kredi borcu, 6 milyar 475 milyon lira idi. 2026 yılı Temmuz ayında 1 trilyon 492 milyon 28 bin liraya yükseldi. Yani 20 yılda yaklaşık 230 kat arttı. Çiftçi borçları 230 kat arttığı bu zaman zarfında AK Parti iktidardaydı

Abdullah Aysu

Sözü dolandırmadan söyleyeyim: Çiftçi darda; ürettiğine, üreteceğine pişman edilmiş durumda! Nedenlerinin kökleri, geçmişte temelleri atılan, bugün yanlışlığı orta yerde olan; neoliberal tarım politikalarında.

Çiftçiler neden darda?

Destekleme politikaları tarımın direksiyonudur; çiftçiden mi, yoksa sanayici ve tüccardan tarafa mı döndürüleceğini gösteren pusuladır. Direksiyona yön veren de, hükümetin elidir. Özcesi, çiftçilerin bugün krizde olmasının temel nedeni, hükümetlerin tarımda uyguladıkları serbest piyasa politikaları…

Ama ana neden, hükümet(ler)in tarımı desteklememesidir. Hükümetlerin uyguladığı serbest piyasa politikaları nedeniyle çiftçilerin; devleti, şirketleri ve bankaları desteklemesidir. Bunu daha anlaşılır kılmak için geçmiş destekleme politikalarına bakmak gerekmektedir.

Geçmiş destekleme politikaları

Neoliberal politikalar öncesinde ithal ikameci politikalar uygulanmaktaydı. Bu dönemde tarıma yapılan destekler şöyleydi:

  1. Fiyat yoluyla yapılan destekler,
  2. Ucuz ve yeterli girdi temini yoluyla yapılan destekler,
  3. Üretimin belirli kademelerinde yapılan avans ödemeleri şeklinde destekler,
  4. Tarımsal yatırım teşvikleri,
  5. İhracata teşvik, ithalata koruma,
  6. Tarımsal kredi faizinin düşük tutulması,
  7. Süt teşvik primi, pamuk primi,
  8. Doğal afet ödemeleri,
  9. Toprak, mera, hayvan ıslahı çalışmaları,
  10. Sulama yatırımları,
  11. Toplu ilaçlamalar gibi hizmetler,
  12. Bitki hastalık ve zararlılarına karşı erken uyarı sistemleri kurma,
  13. Arazi toplulaştırması için yatırımlar,
  14. Toplu ilaçlamalar (süne mücadelesi gibi),
  15. Ar-Ge çalışmaları,
  16. Kooperatiflerin örgütlenmesi ve diğer kamu yatırım harcamalarıydı.

Görüldüğü üzere, devlet, ithal ikameci politika uyguladığı dönemde tarıma 16 kalem destek yapmaktaydı. Bu dönemin en yaygın destekleme şekli, fiyat yoluyla yapılan desteklemelerdi.

Fiyat yoluyla destekleme

Fiyat yoluyla desteklemelere 1930’lu yıllarda başlandı. İlk kez Ziraat Bankası aracılığıyla buğday alımı yapıldı. 1932 yılında buğday, üzüm ve çay; 1944’de pamuk ve incir; 1969’da da ayçiçeği fiyat yoluyla desteklenmeye başlandı. 1974 yılına kadar destekleme alımı yapılan ürün sayısı 30’u buldu.(1) 1982 yılında 22 ürün destekleme kapsamına alındı; 24 Ocak 1984 tarihinde İstikrar Tedbirleri nedeniyle 1990 yılında destekleme kapsamındaki ürün sayısı 10 ürüne düşürüldü; 1991 yılında bu sayı artırılarak 24’e, 1992 yılında 25’e çıkarıldı. Derinleşen ekonomik kriz sonucunda 5 Nisan 1994 Kararları ile buğday, arpa, mısır, çeltik, çavdar, yulaf tütün, şeker pancarı ve haşhaş olmak üzere destekleme alımı yapılan ürün sayısı dokuza düşürüldü. 2019 yılında ancak 3 ürün fiyat yoluyla desteklenir oldu. (2) Çiftçiye yapılan fiyat yoluyla destekleme zamanla böyle buharlaştı(rıldı).

Destekleme konusunda geçmişte uygulanan ekonomi-politikayı ayrıntılı vermekle ithal ikameci dönem güzellemesi yaptığım düşünülmesin. O dönem politikaları da çiftçilerin refahını ve sosyal düzeyini yükseltmiyordu. Sadece üretimin tekerini döndürmede köylüyü “namert”e muhtaç etmiyor; bugünkü benzer krizlere yol açmıyordu.

Neoliberal politikalar

Tarımda neoliberal politika uygulamasına geçildikten sonra ithal ikame döneminin yukarıdaki 16 kalem desteği terk edildi. Doğrudan Gelir Desteği (DGD) adı altında sadece dekara destek verilmeye başlandı. İki binli yıllara kadar tarıma destek veren kurum ve kuruluşlar özelleştirildi. Şeker pancarı ve tütüne getirilen kotalar yoluyla üretimleri kısıtlandı. Çay alımında uygulanan kota ile şirketlere kolay alım yapma (pazar) alanı açıldı.

2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunun 27. Maddesi ile tarıma verilecek desteğin ülke Gayri Safi Milli Hâsıla’sının (GSMH) %1’nden aşağı olamaz hükmü getirildi. Ancak bu kanun uygulanmaya başladığı 2007 yılından itibaren Kanunun bu hükmü eksik uygulandı.

Çiftçinin devlete desteği!

Görüldüğü üzere kanunla öngörülen destekler eksik verildiği gibi hep bir yıl gecikmeli olarak ödendi. Çiftçiye desteği azaltıp, geç ödendiğinden çiftçiler bankalardan kredi almak zorunda kaldı. Devletten bir yıl gecikmeli aldığı desteği faizsiz aldı. Ama bankadan almak zorunda kaldığı krediye faiz ödedi. Böylece devletin yanlış/yanlı destek politikasıyla çiftçi hem devleti hem bankayı destekler oldu. Bu durum çiftçi krizini derinleştiren bir başka neden oldu. AK Parti hükümetleri bu yanlışı bir değil, iki değil tam 19 yıldır “istikrarlı” biçimde sürdürmektedir. Fark edilmemiş olması mümkün mü, yoksa bilinçli politik bir tercih mi?

Ayrıca çiftçi, üretim girdilerini satın alırken vergileriyle devleti, üretim girdisi satın alırken, girdi üretip satan şirketleri desteklemektedir.

Şöyle ki;

q Çiftçiler üretim süresi boyunca yılda 3-3,5 milyar litre mazot kullanmaktadır. Ancak tam da çiftçinin kullanmak zorunda kaldığı ekim ve bakım dönemlerinde mazot hep zamlanmakta, beraberinde vergi miktarı artmaktadır. Böylece devlet, çiftçiye verdiği desteğin önemli bölümünü mazotta uyguladığı ÖTV+KDV üzerinden geri almaktadır.

q Çiftçilerin her ekim sezonunda ve baharda toprağa saçmak durumunda olduğu gübre fiyatlarına tam da bu dönemlerde yapılan zamlarla gübre şirketlerini, eklenen vergi ile devleti desteklemektedir.

q Baharla birlikte çiftçilerin yabancı ot ve zararlılarla mücadele dönemlerinde ilaç fiyatları zamlanmaktadır. Bu uygulamayla çiftçiler hem kimya şirketlerini hem ilaca eklenen vergi ile devleti desteklemektedir.

Düşük fiyat politikası

Çiftçiler yukarıdaki belirtilen girdilerin yanı sıra, tohum, traktör, alet makine, yem ve diğer tüm girdileri karşılamak için çabalamaktadır. Ayrıca; hasat bedeli, nakliye, üç yılda bir traktör muayene ücreti, ürününü satarken kantariye, hamaliye, Osmanlı’daki öşür misali ürünün brütü üzerinden devletin aldığı %2-4 arası stopaj (gelir vergisi)… Ürün satış bedeli üzerinden binde 1 ila binde 2 borsa komisyonu, alet malzeme alımı ve tamiri, elektrik, su parası, ürünü sigortalamışsa sigorta pirimi, daha bir çırpıda akla gelmeyen pek çok kesime kazandırırken katlanan gider nedeniyle kendi maliyeti artmakta, zarar etmektedir… Bu durum yetmiyor olacak ki, çiftçinin ürettiği ürünlerin fiyatları, hükümet ve alım yapan şirketler tarafından düşük belirlenmektedir. Geçen yıl 120 TL/kg olan üzüme bu yıl 80-85 TL/kg belirlendi. Buğdaya önceki sene 13,5 TL/kg, bu yıl 16,5 TL/kg takdir edildi. Maliyetine veya altında fiyat belirleme, fındıkta, zeytinde, çayda, şeker pancarında daha pek çok ürüne de reva görüldü. Basra körfezi nedeniyle girdilerden mazot başta olmak üzere yüzde yüz zamlanırken ürün fiyatlarını maliyetin altında belirlemek, çiftçiye “siz krizden çıkmayın, iflas edin!” demek değilse nedir? Çiftçi üretse bir dert, üretmezse iki dert; üretirse, zarar ediyor, üretmezse, tarlasına el konuluyor, başkasına kiraya veriliyor.

Böylesi kuşatılmışlıktan çiftçi üretmekten pişman olmasın, borçlanmasın da ne yapsın?

Çiftçi borçları

Üretim maliyetlerinin artması, ürün fiyatlarının şirketler lehine belirlenmesi, çiftçilerin, devleti ve şirketleri desteklemek zorunda bırakılmaları neticesinde üreticilerin, bankalara olan borçları azalmadı. Her yıl arttı, 2026 Temmuz itibarıyla, 1,5 trilyon liraya dayandı. Bakalım.

Tarım Kanunu’nun çıkarıldığı 2006 yılında çiftçilerin kredi borcu, 6 milyar 475 milyon lira idi. 2026 yılı Temmuz ayında 1 trilyon 492 milyon 28 bin liraya yükseldi. Yani 20 yılda yaklaşık 230 kat arttı. Sadece son bir yılda üreticilerin bankalara olan borcu 411 milyar 249 milyon lira oldu. Çiftçi borçları 230 kat arttığı bu zaman zarfında aynı partinin (AK Parti) hükümetleri iktidardaydı. Hiçbiri, dönemlerinde çiftçi borçlarını önlemek için parmaklarını oynatmadı. Çiftçi borçları katlandı, onlar seyretti. Şimdi çiftçi borçları takibe düşmüş durumda, seyir ve umursamazlık AK Parti hükümeti tarafından devam etmektedir.

Takipteki borçlar

Evet. Çiftçi kazanamıyor. Borçlanmak zorunda kalıyor. Borcunu ödeyemiyor. Takibe (icralık borç) düşüyor. Çiftçilerin icralık borçları 2006 Temmuz ayında 211 milyon 792 bin lirayken, 2026 Temmuz ayı itibarıyla 26 milyar 602 milyon liraya yükseldi. Çiftçilerin takipteki borçları 20 yılda yaklaşık 125 kat arttı. Bu sebepten çiftçilerin tarlaları, traktörleri, ekipmanları ve hayvanları haczediliyor.

Yıllık borç artışı

Çiftçinin bir yıllık borç artışı, ayrılan yıllık tarımsal destek bütçesinden fazla artık! 2025 Temmuz ile 2026 Temmuz arasında çiftçinin banka borcu 411 milyar lira arttı. 2026 yılı için açıklanan toplam tarımsal destek bütçesinin 168 milyar lira. Buna göre, çiftçilerin banka borçları yıllık destek bütçesinin yaklaşık 2,5 katına çıktı. Çiftçi nasıl üretecek, üretebilecek mi? İktidar ve muhalefet partilerin söylemin ötesinde, icraat olacak mı? O da meçhul!

Çiftçilerin emek harcıyor, üretiyor, ama kazan(a)mıyor. Tablo bu! Peki, çiftçi örgütleri ve siyasi partiler ne yapıyor? Malum, mal can yongasıdır, canlarının yongası için çiftçi protestoları nedir? Bakalım.

Örgütler yetersiz

Çiftçilerin mesleki örgütü Türkiye Ziraat Odaları Birliği-TZOB, ekonomik örgütleri kooperatifler, hak arama örgütleri sendikalardır.

TZOB: Market fiyatlarının yüksekliğini düzenli açıklayarak bir tüketici örgütü gibi çalışıyor. Çiftçinin kullandığı üretim girdilerinin ekim, bakım ve hasat dönemlerindeki zamları karşısında ve ürün fiyatları düşük belirlenirken sessizliğini istikrarlı bir biçimde koruyor.

Kooperatifler: Çiftçilerin ekonomik örgütleri olan kooperatifler hakkında çıkarılan 4572 sayılı yasa ile üretimden pazarlamaya olan zincirin halkaları koparıldı; birer piyasa aktörü haline getirildi. Kooperatiflerin üretimden pazarlamaya zinciri yeniden oluşturulmasına, üreticilerin örgütü haline getirilmesi ivedilikle gerekmektedir.

Çiftçi sendikaları: Çiftçi sendikaları yasallık kazandı. Ancak çiftçilerin sendikaları için TBMM’nde hukuk düzenlemesi yapılmadığından görev tanımları belirsiz. Aynı zamanda sendikalar çiftçi hakları için kamuoyu oluşturmada basın ve medya arasına sıkışmış durumdalar. Bu nedenden etkisizler. Çiftçilerin yaşadığı krizi, Türkiye’nin vicdanı haline getirmede yetersizler!

Çiftçilerin ilk önceleri kendi ürünlerini yollara, görünür yerlere dökerek çaresizliklerini fotoğraflatarak, kameralar önünde protestolar yaptı. Bugünlerde yakın çeperiyle ürün bazında sokaklara, yollara, üretim araçları olan traktörleriyle çıkarak demokratik haklarını kullanıyorlar. Çiftçi örgütlerine rağmen bu demokratik kıvılcımlar güzel.

Siyasi partiler

Muhalif partileri, salıdan salıya yaptıkları grup toplantılarında çiftçi sorunlarına bir satır dokunarak görev savmaktalar. Ana muhalefet partisi, bir büyük tarım şirketinin patronunu, siyaset vitrinine bakan olarak konumlandırdı. Tarım şirketleri hakkında güzellemeler yapıyor, ama Türkiyeli çiftçilerin %80’nine yakını küçük aile çiftçisi.

Evet. TZOB, kooperatif ve tarım sendikalarının üyeleri aynı çiftçiler. Yani aynı çiftçi her üç örgüte de üye olabiliyor.

Her üç örgüte üye olarak; kooperatiflerin ve TZOB’un demokratik yapılara kavuşturulmasına, sendikaların TBMM’de görev tanımının sağlanması için hukuk düzenlemesi ereklerine ulaşma mücadelelerinde tabandan birlikte örgütlenme ile etkili olabilirler. Çiftçinin bugünkü krizine ortak mücadeleyle çare üretebilirler.

Aksi durumda, tarım alanının ekonomik-demokratik-sosyal mücadelesini bir örgütün tek başına başarıya ulaştır(a)mama olasılığı, olabilme ihtimalinden daha yüksek görünüyor. Çünkü çiftçinin kapıldığı kriz girdabı kolay çıkışlı/aşılabilir bir girdap gibi değil. Gerçek şu ki: Mücadele etmeden kazanım olmaz!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kontrollü umut işkencesi

Sonraki Haber

Yeni Anayasa için ‘Yurttaş Meclisleri’ kuralım

Sonraki Haber

Yeni Anayasa için ‘Yurttaş Meclisleri’ kuralım

SON HABERLER

Tüm mal varlığına el konuldu: İranlı yönetmen Penahi’ye 5 yıl hapis cezası

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Yeni Anayasa için ‘Yurttaş Meclisleri’ kuralım

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Çiftçi darda: Mücadele etmeden kazanım olmaz!

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Kontrollü umut işkencesi

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Norm dışı güçler ve barış

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Suçlu var ama yok

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Devrim değil ama devrim gibi bir şey!

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır