- Dil bilimci Sami Tan, Kürtçenin yalnızca bir dil değil, Kürt toplumu açısından varlık-yokluk meselesi olduğunu belirterek, asimilasyona karşı örgütlü ve güçlü bir dil mücadelesinin zorunlu hale geldiğini söyledi
- Kürtçeye dönük duyarlılığın ve farkındalığın artırılması için bu konuda örgütlü bir mücadele yürütülmeli, başta demokratik kurumlar olmak üzere yaşamın her alanında bu dil kullanılmalı, toplumun her kesimi bu mücadele katılmalı
Roni Nasır Kaya
Yaklaşık otuz yıldır Kürt dili ve kültürü alanında çalışmalar yürüten Dil bilimci Sami Tan, Kürtçenin geçmişten bugüne yaşadığı değişimi, maruz kaldığı asimilasyon politikalarını ve dil mücadelesinin geldiği noktayı değerlendirdi. Kürtçenin son yıllarda yazılı dil, yayıncılık ve kültürel üretim alanında önemli gelişmeler kaydettiğini belirten Tan, buna karşın resmi statüden yoksun bırakılması ve eğitim dili olarak kabul edilmemesinin dilin geleceğini tehdit ettiğini söyledi. Kürtçenin yalnızca bir iletişim aracı değil, Kürt toplumu açısından varlık-yokluk meselesi olduğunu vurgulayan Tan, dil mücadelesinin daha örgütlü, çoğulcu ve toplumsal bir zeminde yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Kısa süre önce yayımlanan Ziman: Man û Neman adlı kitabına da değinen Tan, çalışmasının hem araştırmacılar hem de dil aktivistleri için bir kaynak niteliği taşıdığını belirterek, Kürtçeye yönelik duyarlılığın artırılması için herkesin günlük yaşamında bu dili sahiplenmesi gerektiğini söyledi. Bizde Tan’ hem Kürtçenin durumuna ilişkin hem de yeni kitabı hakkında sorularımızı yönelttik
- Öncelikle şunu sorarak başlamak istiyorum: Sami Tan’ı bu kadar Kürt diliyle özdeşleştiren sebep nedir? Dil sizin için ne anlam ifade ediyor?
Benim gibi bu alanda yıllardır çalışan onlarca arkadaş var. Hepsinin çok değerli çalışmaları ve bu alana yaptıkları katkılar var. Kendimi de bu alanda emek veren kişilerden biri sayıyorum. Daha öncesindeki Kürt diline olan ilgimi bırakırsam, 1993 Temmuz’dan bu yana Kürt dili ve kültürü için çalışmalar yapmaktayım. Gazetecilik yaptığım dönemde de benim için öncelik hep dil alanı olmuştur. Kitabın “Ziman: Man û Neman” isminden de anlaşılacağı gibi dil Kürt toplumu gibi toplumlar için bir varlık-yokluk sorunudur. Bu yüzden çalışmalarımı sadece gramer, dilbilimsel çalışmalarla sınırlamadım, dil aktivizmini de her zaman çalışmalarımın merkezine yerleştirdim. Kitabın son bölümünde yer alan makaleler dilin içinde bulunduğu durum ve uygulanan dilkırım politikalarına karşı direniş yollarını ele alıyor. Bu konuda özellikle benim de merkezinde yer aldığım TZPKURDî deneyimi ele alınıyor.

- Yaklaşık otuz yıldır dil üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Geçmişten günümüze baktığımızda, bu alanda ne kadar mesafe kat edildiğini düşünüyorsunuz?
Son yarım yüzyılda Kürt dili önemli gelişmeler kaydetti. Kürt yazı dili geçmişle kıyaslanamayacak düzeyde gelişti. Bu dille binlerce kitap basıldı, bu dille yayın yapan onlarca televizyon var. Kürtçe yazı dili standartlaşma, yeni toplumsal yaşama uygun kelime ve terminolojiye sahip olma noktasında önemli gelişmeler kaydetti. Ancak son yüzyılda uygulanan dil kırım politikalarıyla beraber, Kürt toplumunun ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı kendi doğal yaşam alanlarından kopması, Kürtçe konuşma dilinin ciddi darbeler almasına yol açtı. Kürtçenin resmi bir statüsünün olmaması, özellikle de eğitimde kullanılmaması, Kürtçe yazı dilinin kat ettiği gelişmenin toplumun geniş kesimlerine ulaşmasını engellemiştir. Türkçe dışındaki dillerin baskılanması, bütün gelişme imkanlarından mahrum bırakılması ve toplumun gözünde değersizleştirilmesi sonucu Kürtlerin önemli bir kesimi çocuklarına bir dili aktarmaktan vazgeçti, genç nesiller bu dili edinmedikleri için, dilin varlığını sürdürmesi tehlikeye girmiş durumda.
- Kürtler bir yandan dil mücadelesi verirken, diğer yandan asimilasyonun her türüne maruz kalıyor. Sizce asimilasyona karşı mücadele etmek için yeterli çaba gösteriliyor mu?
Kürt toplumunda özellikle 2000’li yılların başından beri dil mücadelesi alanında önemli bir düşünsel gelişme yaşanmış, dil aktivizmi alanında önemli bir birikim ortaya çıkmış durumda. Ancak bu birikim hala kitlesel çoğulcu demokratik bir örgütsel yapıya ulaşabilmiş değil. Uluslararası dil mücadelesi deneyimlere baktığımızda dil mücadelesinin siyasal mücadeleden önce ortaya çıktığını görürüz. Ancak Kürt toplumunda dil ve kültür mücadelesi siyasal mücadelenin yedeğine düşmekten kurtulamıyor Bu da dil mücadelesi veren güçleri bölüyor, dilsel taleplerin siyasal taleplerin alt sıralarına itelenmesine sebep oluyor; dil mücadelenin sonuç almasına imkân tanımıyor. Siyasetin öncelikleri farklı olabilir, bu anlaşılır bir durum, ancak dil meselesi bir varoluş sorunu, bu yüzden de dil mücadelesinin siyasetin gölgesinden kurtulması gerekiyor. Elbette dil mücadelesi de siyasi bir meseledir, ancak dil mücadelesi yürüten kişi ve kurumların kendi argümanlarını ve taleplerini ön plana alması gerekiyor. Yani kendi dil siyasetini ve planlamasını oluşturup, Kürt siyasetini bu taleplere sahip çıkmaya zorlaması gerekiyor. Dil mücadelesi iki alanda yürütülmeli, biri statü ve eğitim hakkı için egemenlere karşı, diğeri körelmiş dil ve kimlik bilincine karşı toplum nezdinde yürütülen dil bilincini geliştirme çalışmaları olmalı. Bu çalışmalar sivil-demokratik ve çoğulcu bir bakış açısıyla yürütülmeli.
- Kısa bir süre önce Ziman Man û Neman adlı kitabınız okuyucuyla buluştu. Neden “Man û Neman”? Biraz da kitabın ortaya çıkış hikâyesini anlatır mısınız?
Bu kitap aslında uzun yıllara yayınlar çalışmaların sonucu ortaya çıkan bir ürün. Yaptığım kitap çalışmalarının yanı sıra, çeşitli yayın organlarında yayınlanmış, ya da hiçbir yerde yayınlanmamış ancak çeşitli sempozyum ya da konferanslara sunulmuş makaleler tematik bir şekilde bir araya getirildi. Daha önce yine Sidar Yayınlarında benim müstear (Şêx Zubêrê Kurdî) ismi ile Azadiya Welat Gazetesi’nde yayınlanmış mizah yazılarımın bir kısmı “Her Bijî Empatî Her Bijî Sempatî” adıyla kitap olarak basıldı. Bu çalışmada ise dille ilgili yazdığım 11 makale tematik bir şekilde bir araya getirilerek kitaplaştırıldı. Bu makaleleri bir araya getirmek önemli, çünkü bu alanda Kürtçe yapılan çalışmalar çok yeni ve sınırlı, Türkçe çalışmalar ise Kürtlerin ihtiyaçlarını giderebilecek çalışmalar değil. Böyle bir derlemenin yapılması insanların bu tür çalışmalara derli toplu bir halde ulaşmasını ve bu alanda çalışmak isteyen araştırmacılara ve dil mücadelesi vermek isteyen aktivistlere kolaylık sağlama amacı taşıyor.
- “Dil kırımı” politikasından söz ediyorsunuz ve Kürt dilin sürekli bir şekilde değersizleştirildiğini belirtiyorsunuz. Sizce neden bu dil sürekli bir kırımla karşı karşıya kalıyor ve değersiz hale getiriliyor?
Aslında dil kırım politikaları bu egemen ulus-devletlerin 19. yüzyılda 20. yüzyılda ulus inşa süreçlerinde başvurduğu yaygın bir yöntem. Egemen dil ve kültür için bir dil planlaması olarak yürütülen bu uygulamalar, ezilen halkların dilleri ve kültürleri için bir kırım anlamına geliyor. Ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa ülkelerinde bu politikalar terkedilmeye başlandı, bu yerine daha kapsayıcı çok dilli, çok kültürlü toplum kurma siyaseti benimsendi. Ancak geç uluslaşma yaşayan üçüncü dünya ülkelerinde ulus inşa süreci devlet-ulus biçiminde geliştiği için bu politikalar hala devam ediyor. Sosyo-kültürel altyapısı zayıf olan egemen uluslar farklı biçimlerde bu politikaları sürdürmeye devam ediyor.
Dünya’da aşılmış olan asimilasyoncu anlayış, Kürtleri egemenlikleri altında tutan devletler tarafından hala sürdürülmeye çalışılıyor.
Kürtleri asimile etmeye çalışan egemen uluslar kültürel olarak Kürtlerin kültüründen daha köklü ve gelişmiş kültüre sahip değiller, yüzyıllık dil kırım politikalarına rağmen Kürt dili ve kültürü varlığını güçlü bir biçimde sürdürüyor, ancak Kürt dili bu yüzyıllık süreçte bütün direniş çabalarına rağmen ciddi darbeler aldı. Dil ve kültürün baskılanması, dilin bütün yaşam alanlarından dışlanması, gelişme imkanlarından yoksun bırakılması ve toplumun gözünde değersizleştirilmesi sonucu bugün artık Kürt dili için tehlike çanları çalıyor. Bu yüzden de Kürt toplumunun güçlü bir dil mücadelesine ve sürekli bir dil planlamasına ihtiyacı var. Bu mücadelenin temel amacı yürütülen tekçi anlayışın aşılması, Kürtçenin resmi bir statüye sahip olarak yaşamın her alanında kullanılması olmalıdır.
- Kürtçe nedeniyle zaman zaman yargılandığınız ve çeşitli sorunlar yaşadığınız biliniyor. Son olarak Hînker adlı kitabınız gerekçe gösterilerek gözaltına alınmıştınız. Sizce Kürtçeye yönelik bu yaklaşım hâlâ devam ediyor mu?
Her ne kadar bugün inkâr ve asimilasyonun sona erdiği iddia edilse de yapılanlara bakınca, bu inkâr ve asimilasyon politikalarının devam ettiğini söylemek durumundayız. Kürtçenin hala bir statüsü yok, eğitim dili olması engelleniyor. Kürt dili ve kültürü ile ilgili çalışmalar yapan insanlar çeşit temelsiz gerekçelerle mağdur edilmeye devam ediliyor. Örneğin biz bundan bir sene önce gözaltına alındık, bize yurtdışı yasağı konuldu, hala ne açılan bir dava var, nede adli kontrol kaldırıldı. Ayrıca el konulan materyallerimizin (telefon, iki bilgisayar, Hawar dergisinin iki cildi vb.) akıbeti de belli değil.
- Bu kitapla okuyucunuza ne söylemek istersiniz? Kürtçeye duyarlılığın artırılması için sizce neler yapılmalı?
Kitabın önsözünde de belirttiğim gibi dil meselesi bir varlık-yokluk sorunudur. Dil mücadelesi de bu bilinçle yürütülmeli, örgütlü çoğulcu sivil demokratik bir mücadele ile dilimizin kaderini değiştirebiliriz. Bir şeyi sevmek için tanımak, önemini kavramak gerekiyor, eğer bu kitap bir nebze de olsa buna hizmet edebilirse mutlu olurum.
Kürtçeye dönük duyarlılığın ve farkındalığın artırılması için bu konuda örgütlü bir mücadele yürütülmeli, başta demokratik kurumlar olmak üzere yaşamın her alanında bu dil kullanılmalı, toplumun her kesimi bu mücadele katılmalı. Her birey kendinden başlamalı, sonra yakın çevresine yaymalı, var olan kurumlara sahip çıkılmalı, bu dille ürün veren kişi ve kurumlara sahip çıkılmalı, geniş bir dil hareketi oluşturularak sürekli bir dil mücadelesi ve planlaması hayata geçirilmeli.









