• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Haziran 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Diyarbakır Zindanları’ndan Batman Bakım Merkezi’ne: Soykırım gerçeği ve insan olmaktan çıkış

21 Haziran 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Forum

Kürtler kendi toplumsal yaşamları içinde soykırımın en kansız halinin Kapitalist modernite sistemiyle olduğunu bilmek, fark etmek ve bu konuda kendi toplumsal yaşamlarına ciddi ve köklü bir müdahalede bulunmak zorundadır. Bunu yapmamak, Kürt halkının hem etnik hem de anlamsal varlığını tehlikeye atmaktadır

Dilzar Dîlok

İkinci yılında bir kez daha Kürt sorununun çözümü tartışılırken çok yanlı ve çok yönlü siyasi-toplumsal kıpırdanışlar var. Bir yandan salt süreci değil insanca duyguların inşa edilme çabasını provoke etmeye çalışanlar var. Öbür yandan da soykırım rejiminin artık kıyıya vuran ölü balıklar gibi olan, koku vermeye başlayan uygulamaları…

İyi bilindiği gibi yapıcı olmaya büyük önem veriyoruz, çünkü süreç bizim sürecimiz. Ancak Türk devletinin de başta Önder Apo olmak üzere Kürtlerin, Kürt kadınlarının, Kürt halkının ve siyasetinin yapıcı olma yaklaşımını doğru anlamasını önemli buluyoruz.

Türk devletinin adım atmadığı söylemi Kürtler tarafından sıkça tekrarlanıyor, güvensizlik üzerinden bir barış inşası, Kürtleri motive etmiyor. Türkiye’de iktidar adeta manşet atıyor ancak haber yok. Haberi verisi bilgisi olmayan manşetler atıyor. Gazete sayfası boş. Faili meçhullerin araştırılması için adım atıldı, bir Kürt kızı olması sebebiyle Gülistan Doku’dan başladı, ki binlerce siyasi cinayet bir yana bırakılarak bunun yapılması da amaçsız değildi, buna rağmen önemliydi. İkinci adım başka bir kadın cinayeti oldu, mezdeke dans grubu üyesinin katledilmesi araştırıldı, katil bulundu. Bu da anlamlıydı, çünkü bir kadın katliamıydı. Devamında Kürtlerin soykırım çemberinde tutulmasından dolayı faili meçhul tarzda katledilmelerini araştıran adım yok. Devamında M. Yazıcıoğlu helikopter kazasını inceleme var. Tüm bu dosyaların açılması anlamlıdır, Kürt özgürlük mücadelesinin tüm Türkiye için demokrasi ve özgürlük anlamına geldiğini hep söylüyoruz.

Türkiye’deki tüm siyasi olayların dönüp dolaşıp geldiği yer Kürt meselesidir. Karşıt odakların iç kavgalarına vesile olan da Kürt soykırımının, Kürt değerlerinin sömürülmesinin, Kürtlere karşı yürütülen savaşın rantını yeme üzerine inşa edildiğinden dolayı böyledir. Ancak bunlar ikinci halkadır. İlk halka Kürtlerin Kürt olduklarından dolayı sokakta, kaldırımda, bahçede, tarlada katledilmesi, katillerin aklanması, saklanması, ceza uygulanmamasıdır. Bunlar netleştirilmedikçe toplumsal hiçbir sorun çözülemez. Eğer AKP-MHP iktidarı tepki çekmeme adına Türkiye’deki hassasiyetlerden söz edecekse öncelikle Kürtlere karşı yapılan haksızlıkların üzerine gitmelidir. Türkiye insanı bu haksızlıklar sayesinde anlamsız hassasiyetler sahibi olmuştur. Bunlara toplumsal hassasiyet denmesi de zordur. Siyasal olarak oluşturulan soykırımcı düşmanca uygulamaların yarattığı dil, üslup, yaklaşım da denilebilir. Ki bunlar zaten soykırımcı düşmanca uygulamalar ortadan kalktığında ortadan kalkma eğilimine girecektir.

Diyarbakır zindan uygulamaları dolayısıyla Türk devletinin Kürt halkından, Kürt siyasetçilerden özür dilemesi ve bunun gereği olarak pratik adımlar atılması, ortak demokratik varoluşun bir gereğidir. Yine Dersim Katliamı, Roboski Katliamı ve birçok katliam ve toplumsal sorun vardır ki, bir özür ile süreçte büyük ivme yaratabileceklerdir. Ancak Türkiye’de özür dileme eylem, yiğitliğe leke sürdürmeme şeklinde ele alınarak erkek egemen kültürün çarklarına değerek yok olmaktadır. Türkiye’de ve genelde Ortadoğu’da özür dileme, kadınca bir eylem olarak görülmektedir. Doğrusu özür dileme bir telafidir. Zamana yazılan eksiklikleri tamamlama ve yanlışlıkları düzeltme amacıyla gerçekleştirilen niyet beyanıdır. Bu konuda da Türk tipi çözüm denilen bir duvara çarpmaktayız. Bu yaklaşımlar, T.C. bütünlüğünden ziyade mevcut iktidarın hassasiyetlerine göre dizayn edildiğinden Türkiye halkında güvensizlik yaratmaktadır.

Neden hep Kürtler?

Diyarbakır zindan uygulamaları bugün aynısı gibi sürüyor denemez, ancak zindanlarda Kürt tutsaklara işkenceler sürüyor. Hasta tutsakların kelepçeli olarak hastaneye götürme dayatmaları, ağız içi arama dayatmaları bunlara birer örnektir. Yine kameralarla 24 saat gözetim altında tutma, özel ihtiyaç alanlarının dahi gözetilmesi girişimleri insan onurunu, kadınların onurunu çiğnemekten de öte, bir erkek egemen şiddet biçimi olarak uygulanmaktadır. Kadın tutsaklara yönelik kadın gardiyanların dahi erkekçe uygulamaları soykırımın cinsiyeti kadar soykırım rejiminin ulaştığı düzeyi gösteriyor. Başka bir örneğe, güncele gelmek istiyorum.

Batman’da şifa merkezinde işkence, insanlıkdışı uygulama, tecavüz ve katletme olayları kapsamında açılan dava ve yüzlerce kişinin adının karıştığı suç durumları, gözaltılar…

İnsanca bir soru akla geliyor. Bu düzeye ulaşmadan önce hiç mi fark edilmedi?

Bugün bunca insanlıkdışı durumdan sonra yüzlerce kişiyi tutuklamanın da anlamı suç-ceza ekseninde oluyor. Ancak toplumsallık ve demokrasi mücadele anlamında bu adımın değeri çok cüzidir. Çünkü değerinin olması için durumun böyle sistematik uygulama ve katliam düzeyine varmamış olması gerekir. İnsani olması sebebiyle bir soru daha geliyor akla.

Bu tür saldırılara maruz kalanlar neden hep Kürtler oluyor? Savaş durdu, askerler ölmüyor ama Kürtlere karşı bir savaş sürüyor, Kürtler ölmeye devam ediyor. Zindanda, sokakta, okulda, yurtta, bakımevinde bile Kürtler ölmeye devam ediyor. Kürt insanlarını öldürme, hasta etme, mağdur etme, insanlıktan çıkarma, varlığından utanç duyar hale getirme Batman anlatılırken Diyarbakır zindanını hatırlatan uygulamalardır.

Bir yanda Kürt gençleri içindeki fuhuş, uyuşturucu madde bağımlılığı gibi yöntemlerin geliştirilmesi, Kürt genç kızlara yönelik asker-polislerin geliştirdiği aşk tuzakları adı altında sürdürülen tecavüz ve katliam, bir yanda da mağdur insanların daha da mağdur edilmesi… bunun tam karşı tarafında da bu insanlık dışı uygulamaları yapanların da insanlıktan çıkarılması vesilesiyle soykırımın sürdürülmesi. Elbette bu uygulamaları yapanlara insan demek zordur, ancak ne yazık ki insanlık bu düzeyde kirletilmiştir. Diyarbakır zindanındaki işkencecinin yaptıklarını evde koca, bakım merkezinde görevli yapıyorsa, soykırım çizgisi çok fazla topluma sirayet etmiş, kendini sistemleştirmiş, kirlenme büyümüş demektir. Söz konusu kişiler en ağır cezalara çarptırılmalıdır. Ancak daha önemlisi bu tür durumlar karşısında ne yapılacağıdır.

Türklerin Epstein’i

Gülistan Doku davası sonrası bu tür olayları Türklerin Epstein’i olarak adlandırabilen Türkiyeli aydınlar vardı, bugün de kadına, çocuğa, mağdur insanlara yönelik saldırıları kınayan, bu saldırılara karşı tutum alan, bir taraf olan aydınlar olmalı. Türkiyeli aydınların bu tür durumları köklü ele alması beklentisi vardır. Türk aydınları siyaset adına topluma zerre değer katmayan konuları saatler boyu hatta günlerce tartışma konusu yapmak yerine toplumsal ahlak, varlık ve özgürlük konularını en azından Türkiye halkı için öne alabilmelidir. Çünkü söz konusu insanlık dışı durumlar, mağdurlar kadar failleri de kirleten bitiren durumlardır.

Bu satırları yazarken halkımızın içinde epey temkinli olan bireylerinin “sağlam olanlarına bıraktılar mı ki engellileri bıraksınlar” diyerek soykırımcı sistemi tanıyan sitemlerini duyar gibi oluyorum. Haklılık payı olmakla birlikte bir mücadele konusu olarak ele almamız gereken, insanlığın sınandığı bir konu olduğundan önemsemek ve üzerinde durmak davacı olmak gerekiyor.

Burada devletin ya da Türkiyeli aydınların yapacakları da önemli ancak daha önemlisi Kürtlerin ne yapacağına dairdir. Kürtler kendi toplumsal yaşamları içinde soykırımın en kansız halinin Kapitalist modernite sistemiyle olduğunu bilmek, fark etmek ve bu konuda kendi toplumsal yaşamlarına ciddi ve köklü bir müdahalede bulunmak zorundadır. Bunu yapmamak, Kürt halkının hem etnik hem de anlamsal varlığını tehlikeye atmaktadır.

Komünalliğini yitiren Kürtlük biter. Kendi çocuklarını, mağdur bireylerini, bakıma muhtaç üyelerini böyle kurumların insafına bırakmak, ne yazık ki onları katletmekten daha kötü bir yaklaşımdır. Şehir yaşamının getirisi olarak bakım sorunları, bakım yapacak bireylerin örgütlenmesi konuları gündeme geliyor olabilir. Ancak bunu komünal olarak örgütlenmiş ve kendini halka ispatlamış toplumsal kurumların yapması gerekir. Yoksa bu tip şifa merkezlerine çocuklarını, yakınlarını teslim etmek, öldürmekten daha kötü bir aile yaklaşımını gösterir.

Kürdistan’da aileciliğin korumacılığına soyunmanın gerçek yüzlerinden biri de işte bu olaydır. Yozlaşmış bir aile gerçeği olmasaydı, kim çocuğunu böyle zalim, tecavüzcülerin eline teslim ederdi. Kuşkusuz aile gerçeği büyük anlam yitimi yaşamaktadır. Bundan dolayı aile tanımının yeniden yapılması, demokrasi kriterlerinin, özgür yaşam kriterlerinin öncelikle ailede başlaması ve bunun için de çocuk eğitiminin özgür demokratik koşullarda gerçekleşmesi temel bir zorunluluktur.

Hiçbir anne-baba bakamayacağı çocuğu doğurmamalıdır. Çocuklarının bakım sorumluluğunu üstlenmeyen erkeklerin babalığını ispat aracı olarak çocuk doğurmayı tüm kadınlar reddetmelidir. Hayata hazırlayamayacağı, toplumsal bilinç ve özgür yaşam düzeyi yaratamayacağı, özel ihtiyaç sahibiyse bunu karşılayamayacağı bireyler dünyaya getirmek bir suçtur. “Allah verdi” deyip sonra sokağa atmak ya da böyle vahşetin derinleştiği kurumların, insanlıktan çıkmış kişilerin kollarına atmak suçtur.

Bu olayda söz konusu eylemlerde bulunanlar vahşet düzeyinde suç işlemiştir, mutlaka en ağır şekilde cezalandırılmalıdır, olayın bu düzeye gelmesinde rolü olan, göz yuman vs. farklı kurum ve yapılar deşifre edilmeli ve cezai yaptırıma tabi tutulmalıdır. Ancak bizce daha önemlisi, bu çocukların anne-babaları, sorumlu olan yakınları da Batman’daki yurtsever demokratik kurumlar tarafından eleştirilmeli ve soruna ortak bir çözüm bulunmalıdır. Bunu başaramayan toplumun demokratik ve özgür yaşam talebinde bulunması zordur. Bunu başaramayan bir toplumun devletten güvence beklemesinin de bir anlamı olmaz.

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yeni görüntü de işkence diyor

SON HABERLER

Diyarbakır Zindanları’ndan Batman Bakım Merkezi’ne: Soykırım gerçeği ve insan olmaktan çıkış

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Yeni görüntü de işkence diyor

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Ayşe Gökkan ‘ceza aldı’ haberinden çok daha fazlasıdır

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

‘Çocuk gelin’den gerilla komutanlığına

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Öğretmenlerin açlık grevinin 7. gününde: Polis engeline rağmen yürüdüler

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Tûşba’da edebiyat günleri sona erdi: ‘Japonya Kürtleri’ ve Kürt edebiyatı tartışıldı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Hatimoğulları: Dokunulmazlık kaldıran mantıkla mutlak butlan atayan aynıdır

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır