Komün inşası, küçük ama kararlı adımlarla ilerler. Belki bir bahçe kurmakla, belki komşularla ortak bir kooperatif denemekle, belki kendi tüketim alışkanlıklarımızı ve konfor sınırlarımızı sorgulamakla başlar
Rojhat Levent Özgökçe
‘Sorunun kaynağı araştırıldığında, doğaya tehlikeli biçimde ters düşmüş hâkim toplumsal sistem karşımıza çıkmaktadır. Binlerce yıl süren toplum içi çelişkilerin kaynağında doğal çevreyle yabancılaşmanın yattığı; ne kadar iç toplumsal çelişki ve savaşlar gelişmişse o kadar da doğayla ters düşüldüğü gittikçe artan bilimsel bir netlikle ortaya çıkmaktadır…’
(Abdullah Öcalan)
Kapitalizm, doğayı ve insanı aynı anda metalaştırıyor. Ormanları, nehirleri, toprağı “kaynak” diye talan ederken, kadınların bakım emeğini, işçilerin bedenini ve toplulukların kolektif hafızasını da sömürü çarkına katıyor. Bugün yaşadığımız ekolojik kriz, basit bir “çevre sorunu” değil; sınıfsal, cinsel ve doğa üzerindeki tahakkümün en çıplak hali. Bu tahakkümün karşısında durmanın en somut yolu ise komün inşasıdır: Küçük burjuva konforundan, bireyselci tüketimden ve hiyerarşik ilişkilerden koparak, ekolojik dengede, demokratik ve kadın özgürlükçü bir yaşamı kolektif olarak kurmak. Komün Nedir, Neden Ekolojiktir? Komün, sadece “birlikte yaşamak” değil; ortak mülkiyet, doğrudan demokrasi ve ihtiyaç odaklı üretim üzerine kurulu bir örgütlenme biçimidir. Kapitalizm “büyüme” adına doğayı yok ederken, komün sürdürülebilirlik ve döngüsellik ilkesini esas alır. Toprağı, suyu, enerjiyi ortak kullanır; israfı ve aşırı tüketimi reddeder. Murray Bookchin’in toplumsal ekoloji yaklaşımında vurguladığı gibi, doğa üzerindeki tahakküm, insan üzerindeki tahakkümden (erkek-kadın, patron-işçi, merkez-kırsal) ayrı düşünülemez. Gerçek ekolojik mücadele, devleti, hiyerarşiyi ve sermaye ilişkisini kökünden sorgulamadan başarıya ulaşamaz. Komün, bu sorgulamayı pratikte gerçekleştirir:
- Ekolojik üretim: Permakültür, agroekoloji, yerel tohum, atık dönüştürme… Toprakla savaşmak yerine onunla uyum içinde üretmek.
- Enerji ve kaynak ortaklığı: Güneş, rüzgar, su gibi yenilenebilir kaynakları doğayla uyumlu ve kolektif yönetmek; fosil yakıt bağımlılığını kırmak.
- Bakım emeğinin paylaşımı: Kadınların sırtına yüklenen ev içi, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi işler komünde eşit dağıtılır. Böylece cins bilinci ile ekoloji iç içe geçer.
Rojava’daki komün deneyimi ve Zapatista özerk bölgeleri, bu bütünlüğü somutlaştırıyor. Rojava’da kadınlar hem savunma hem ekonomi hem ekoloji komünlerinde öncü rol oynuyor; doğayı “ana” olarak görüp korurken, aynı anda patriyarkal yapıları da dönüştürüyorlar. Zapatista’larda ise “toprak ana” ile uyumlu, geleneksel bilgiyle modern direnişi birleştiren bir komünal yaşam var. Birçok “bilinçli” insan bugün ekolojik kaygı taşıyor: Vegan oluyor, sıfır atık deniyor, organik ürün tüketiyor. Ama bunlar çoğu zaman bireysel tüketim tercihi olarak kalıyor. Kahve dükkanında “iklim krizi” konuşup, aynı akşam kredi kartıyla yeni bir kıyafet sipariş etmek; tatilde “doğa harikası” fotoğrafları çekip, dönüşte aynı sistemin parçası olmaya devam etmek, küçük fikir toplulukları oluşturup adına “komün kurduk” demek…… İşte bu, küçük burjuva ekolojizmidir. Gerçek komün inşası ise rahatı riske atmayı gerektirir: Bireysel mülkiyet ve kariyer hırsından vazgeçmek, kolektif karar alma süreçlerinde zaman ve emek harcamak, şehirdeki konforlu daireden çıkıp toprakla, emekle, zorlukla yüzleşmek. Bu geçiş, aynı zamanda bir özeleştiri gerektirir, “Özgür kadın” imajı altında konfor peşinde koşan, emekçi kadınların yükünü görmezden gelen bir ruh hali, ekolojik komünde sürdürülemez. Komün, kadını sadece “kurban” veya “tüketici” olmaktan çıkarıp, üretici ve karar verici yapar. Kadın özgürlüğü ile doğa özgürlüğü, aynı mücadelenin birbirine indirgenemeyecek bütünleşik iki temel unsurdur.
Komün inşası ütopya değildir; adım adım örülecek bir pratiktir:
- Yerel meclisler ve komünler kurmak: Mahallelerde, köylerde, işyerlerinde doğrudan demokrasi organları oluşturmak. Kararlar oybirliği veya çoğunlukla, herkesin söz hakkı ile alınır.
- Ekolojik ekonomi: Kooperatifler, ortak bahçeler, takas sistemleri, yerel üretim-tüketim döngüleri. İhtiyaçları belirleyip, kar için değil kullanım değeri için üretmek.
- Kadın özgürlükçü yapı: Komünlerde kadın meclisleri, ortak bakım evleri, cinsiyet eşitliği eğitimi. Patriyarkal kalıntıları temizlemek.
- Bilgi ve beceri paylaşımı: Permakültür eğitimi, yenilenebilir enerji teknikleri, geleneksel halk bilgisiyle modern bilimin sentezi.
- Dayanışma ağları: Farklı komünler arasında federasyonlaşmak; yalnız kalmamak, birbirini desteklemek, dayanışmak….
Bu adımlar, kapitalizmin “ya büyü ya öl” mantığına karşı “yeterince iyi yaşam” ilkesini koyar. Komünün inşası mücadelesinin; Doğa ile savaşmak yerine onunla birlikte evrilmek ve doğa ile bilinç arasında dolayımlanan insan üretkenliğini insanın ve varlığın özünde var olan nesnel özgürlüğün etik- estetik öznel bir özgürlükte bütüncül demokratik bir yaşamın inşasının tarihinin yeniden yazılmasının bir başlangıcı olarak görülmesi gerekir.
Komün inşası, küçük ama kararlı adımlarla ilerler. Belki bir bahçe kurmakla, belki komşularla ortak bir kooperatif denemekle, belki kendi tüketim alışkanlıklarımızı ve konfor sınırlarımızı sorgulamakla başlar. Her birimiz için bu, farklı bir noktadan hareket etmeyi gerektirir. Asıl mesele şu: Bu sorgulama ne kadar derin olacak? Küçük burjuva konforumuzu devleti olgusal olarak sorgulayarak mı? Yoksa sadece “hafifçe” rahatsız edecek kadar mı, yoksa gerçekten dönüştürecek kadar mı?
Ekolojik kriz derinleştikçe, bireysel yeşil tüketim alışkanlıklarının yetmediği her geçen gün daha net görülüyor. Geriye kalan, ya bu konforu korumaya çalışmak ya da yavaş yavaş, sabırla, ama cesaretle komünal bir yaşamı örmeye başlamak. Komün, sadece hayatta kalmak için değil; daha eşit, daha özgür ve doğayla uyumlu bir varoluş için bir imkân sunuyor. Bu imkânı değerlendirip değerlendirmemek ise her birimizin, her an, her gün verdiğimiz kararlara bağlı…









