52 yıllık çatışmayı bitiren bir yasanın ‘anlamlı’ ve ‘kapsamlı’ olması gerektiğini dile getiren ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasının süreç bakımından önemli olduğunu söyledi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında çerçeve yasa tartışmaları sürerken, iktidar tarafından hazırlanan taslak henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, sürecin siyasi hesaplara göre değil, hukuki güvenceye dayalı bir müzakere mekanizmasıyla ilerlemesi gerektiğini vurguladı.
‘Geçiş yasası’ düzenlemesi yapılması gerekir
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve devlet tarafının eşit koşullarda müzakere yürütmesi gerektiğini dile getiren Serhat Çakmak, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerektiğini söyledi. Serhat Çakmak, “Öncelikli olarak eşit ve iki tarafın iradesine dayalı bir süreç diyorsak, diğer tarafın özgür koşulları sağlanabilmeli, özgürlüğü temin edilebilmeli. Daha sonra kendini fesheden, silah bırakan ve ülke dışına çıkan PKK’liler ile ilgili bir ‘geçiş yasası’ düzenlemesi yapılması gerekir. Çünkü örgüt mensuplarının şu anda herhangi bir hukuki statüsü ya da pozisyonu yok. Kendini fesheden bir örgütün üyeleri yasal düzenlemeyi bekliyorlar. Bu yasal düzenleme de onların demokratik topluma, demokratik siyasete ve toplumsal yaşama entegrasyonu sağlamalıdır” ifadelerini kullandı.
‘Süreci salt güvenlikçi reflekslerle tanımlayamayız’
52 yıllık çatışmayı bitiren bir yasanın “anlamlı” ve “kapsamlı” olması gerektiğini dile getiren Serhat Çakmak, “Yasa yüzyıllık Kürt sorununun varlığını, gerçekliğini görecek ağırlıkta olmalı. Bu ‘kök yasa’nın ya da ‘çerçeve yasa’nın asıl içermesi gereken şey şu: Barışın ancak iki tarafla yapılabileceğini görmek gerekir. Tek taraflı bir barış olmaz. Dolayısıyla yasa, iki tarafın yürüteceği barış sürecine uygun bir çerçeve taşımalı. Yasa, ‘Ben bunu getirdim, siz de mecbursunuz kabul etmeye’ anlayışıyla hazırlanmış bir içerikte olmamalı. Basına yansıyan ‘etkin pişmanlık’ ve benzeri bir çerçevede olacağı yönünde iddialar var. Oysa ‘etkin pişmanlık’ zaten Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) var olan bir düzenleme. Bizim burada bahsettiğimiz şey bir barışın sağlanmasıdır. Bu süreci salt güvenlikçi reflekslerle tanımlayamayız. Bu nedenle yasa, bir tarafın yenildiği ya da bir tarafın zaferini ilan ettiği bir anlayışı içermemeli. Barış dediğiniz şey iki tarafla birlikte olur. İki tarafla oluyorsa bunun anlaşması da sözleşmesi de yasa taslağı da iki tarafın ortaklaşmasıyla hazırlanmalıdır. Ayrıca geri dönüşe ilişkin olarak örgüt mensuplarının kafasında hiçbir şüphe kalmamalıdır. Nedir bu şüphe? ‘Ben döndüğümde hukuki açıdan kendimi güvende hissedecek miyim? Geldikten sonra geçmişe dönük iddialarla yeniden yargılanacak mıyım? Topluma rahatça karışabilecek miyim? Demokratik siyaset yapma hakkım elimden alınacak mı?’ gibi soruların hiçbirinin cevabı belirsiz kalmamalıdır. Yasa bu güvenceleri içermelidir” dedi.
Çerçeve yasa
Çerçeve yasanın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve statüsüne ilişkin kapsayıcı olması gerektiğinin altını çizen Serhat Çakmak, “Bu sağlandığında, ‘çerçeve yasa’ açısından öncelikli hedeflerin büyük ölçüde gerçekleşmiş olacağını düşünüyorum. Çerçeve yasanın yaz döneminde Meclis’ten geçirilmesi elzemdir. Sürecin ağırlığına denk gelecek olan şey Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür. Bu kendisiyle ilgili özel bir yasayla da sağlanabilir. Bu sağlandıktan sonra müzakereyi özgür koşullarda çok daha rahat yürütecektir.
Sürece denk düşen şey Sayın Öcalan’ın özgürlüğü olmalı
Sürece denk düşen şey aslında doğrudan Sayın Öcalan’ın özgürlüğü olmalıdır. ‘Umut hakkı’ ise bu haktan yararlanmayı bekleyen binlerce insan için geçerli bir mekanizmadır. Bu nedenle ‘umut hakkı’na ilişkin yasal düzenlemenin mutlaka yapılması gerekir. Ancak Sayın Öcalan açısından, sürecin ruhuna denk düşen öncelikli adım onun özgürlüğünün sağlanmasıdır. Burada hukuki güvence önemlidir çünkü meseleyi tanımlar. Meseleyi tanımladığı için tarafların belli sorumlulukları olur ve bu sorumlulukları yerine getirmek de bir zorunluluk hâline gelir. 2013 ile 2015 sürecinde Sayın Öcalan, yasal güvence ihtiyacının altını ısrarla çiziyordu. Devlet bunu ya görmedi ya da görmek istemedi. Belki de sürece ilişkin motivasyonu o kadar güçlü değildi. Eğer o dönem yasal güvence olsaydı, taraflar masayı bu kadar kolay deviremeyecekti. Kimse ‘Ben bu mutabakatı tanımıyorum.’ diyemeyecekti. Bu yüzden yasal düzenleme aslında bir garantördür. Fiili bir garantör değil, hukuksal bir garantördür” ifadelerini kullandı.
‘Çözüme katkı sunmaya hazırız’
ÖHD olarak süreçte üzerlerine düşen rol ve sorumlulukları yerine getirmeye çalıştıklarını ancak bu noktada eksiklilerinin olduğunu belirten Çakmak, sözlerini şöyle tamamladı: “Amed’de Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı’nı gerçekleştirdik. Bu konferansta hukuk kurumları, hak örgütleri ve bölge barolarıyla birlikte kapsamlı bir çalışma yürüttük. Bu çalışmanın sonucunda topluma bir söz verdik. Kürt hukukçular olarak bundan sonra daha kolektif, birlikte hareket etmemiz gerektiğini ifade ettik. Bu doğrultuda; kimlik meselesi, anadil meselesi, yerel yönetimler, hak ve özgürlükler, Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukuk güvenliği ve hukukun yeniden tesisi konularında birlikte mücadele edeceğimize dair söz verdik. Biz hukukçular olarak her türlü çalışmanın içinde yer almaya hazırız.”
Haber: Helin Özgün / MA









